Bir yılın sonu daha geldi. Bütün büyük şirketler gelecek yılın sonunda dolar kurunun ne olacağını, enflasyon oranını ve Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüyeceğini tahmin ettiler. Artık onların önünde “öngördükleri” bir gelecek var. Şimdi bu şirketler, planladıklarını gerçekleştirmek için çaba gösterecek.
Sizce geleceği tahmin etmek mümkün müdür?

Büyük şirketler sadece makro ekonomik değişkenleri tahmin etmedi, aynı zamanda kendi satışlarının ne kadar olacağını, ne kadar büyüyeceğini, ne kadar kar edeceğini hesapladı ve işlerini bu varsayımlar üzerine kurguladı.
Peki, sizce tüketicilerin hangi malı veya hizmeti, hangi miktarda tercih edeceklerini tahmin etmek mümkün müdür?
Belirsiz bir geleceğe yol alırken, her şirketin bu tür varsayımlar yapması şarttır. Bu nedenle büyük şirketlerin yönetim salonlarından bakıldığında, gelecek berrak bir şekilde görülüyormuş hissine kapılır insan.
Fakat bu varsayımların şirketleri aldattığı zamanlar da olur. Evdeki hesap çarşıya uymaz! İş yapmanın en önemli zorluğu da, belirsiz bir geleceğe doğru yol alırken - bazı varsayımlar altında- önemli tercihleri yapmak mecburiyetinde olmaktır. Mesela bir şirket, ülke ekonomisinin büyüyeceğini varsayarak, yatırım yapmayı tercih ettiğinde, o şirketin başarısını belirleyecek en önemli etken, ekonominin varsayıldığı gibi büyüyüp büyümeyeceğidir. Varsayım doğru çıkmazsa en mükemmel strateji bile yetersiz kalır.

Bütün stratejiler, belirsiz geleceğe doğru yol alırken, önce bir tercih yapmayı sonra bu tercihin gereklerini sonuna kadar yerine getirmeyi gerektirir. Bir şirketin başarılı olabilmesi için kendini yaptığı tercihe adaması gerekir. Hem bir tercih yapıp hem de bu tercihin gereklerini yapmamak amaca aykırıdır. Hiçbir iş, yapıyor(muş) gibi yapılarak başarılı olmaz. Stratejik bir tercih yapıldıktan sonra, gelecek sadece bu stratejiyi haklı çıkaracakmış, sadece bu strateji etrafında şekillenecekmiş gibi, inançla ve kararlılıkla yol almak gerekir.
Kendilerini stratejik tercihlerine adamış şirketlerin başarısını, onların şansı belirler.
Örneğin, piyasaya yeni bir ürün çıkartırken, o ürünün tüketiciler tarafından beğenileceğini varsaymak ve bu yeni ürünün piyasada duyulması, tutunması, tercih edilmesi için gerekli olan bütün pazarlama faaliyetlerini hakkıyla yapmak gerekir. Yani, şirketin kendisini bu stratejiye kelimenin tam anlamıyla adaması gerekir. Bu “kendisini adama” yöntemi, şirketi çok başarılı da kılabilir, batırabilir de. Eğer gerçekten tüketiciler yeni ürünü beğenir ve tercih ederlerse strateji çok başarılı olur. Yok eğer ürün tutmazsa şirketin kaynakları tükenebilir ve böyle bir proje şirketin sonunu bile getirebilir.
İşin tuhafı pek çok durumda bir şirketin başarısızlığı, o şirketin uyguladığı stratejiden çok, belirsiz olan geleceğin söz konusu şirkete “acımasız” davranmasından kaynaklanır. Sadece şans faktörü bir girişimciyi rezil de edebilir vezir de!

Elbette başarısız, basiretsiz, yanlış strateji diye bir kavram vardır. Yönetim disiplini zaten bu yetersizliklerin giderilmesi üzerine kuruludur. Bütün bunları kabul etmekle birlikte söylemek istediğim, her şeyin mükemmel kurgulandığı bir ortamda bile, bir şirkete talihin acımasız davranmasının o şirketi başarısız kılmaya yeteceğidir.
Aslında ”başarılı” pek çok strateji, sadece yanlış zamanda veya yanlış coğrafyada hayata geçtiği için başarısız olmuştur. Başarısız sonuçlar alan şirketlerin çoğu tarihten silinirken iz bırakmaz ve biz bunların deneyimleri hakkında bilgisiz kalırız. Maalesef bizler sadece “başarı öykülerini” okuyabiliyoruz.
Geleceğin bize ne getireceğini bilmemiz mümkün değil. En iyi olduğumuz konularda bile, şans bizden yana değilse elimizden bir şey gelmeyebilir.
Nassim Nicholas Taleb’in Siyah Kuğu isimli kitabında anlattığı gibi, geçmişte gözlemlenen olguların, gelecekte kendilerini tekrar edecekleri beklemek büyük yanılgıların kaynağıdır. İnanmıyorsanız borsada parasını, servetini kaybetmiş olanlara sorun.
Geleceği geçmişin devamı olarak düşünmek büyük bir hatadır. Bizi bulunduğumuz yere getiren faktörlerin, gelecekte de bizi başarılı kılacağının bir garantisi yoktur. Bu sebeple geçmişe bakarak geleceği tahmin etmek, garantisi olmayan bir yöntemdir ve büyük yanılgılara neden olabilir. 2008/2009 yılında batan bütün bankaların geçmişleri çok başarılıydı ama onların başarılı geçmişleri yok olmalarını engelleyemedi.
Öte yandan sadece şansa güvenerek, hiç bir şey yapmadan başarılı olmayı umut etmemiz de olacak iş değil elbette. Şirket yönetirken, gerçekçi hedefler belirlemek ve bunlara ulaşmak için en uygun stratejileri hayata geçirmek gibi sorumluluklarımız var.
Peki, bir yandan öngörülebilir hedeflere ulaşacak stratejiler oluştururlarken, diğer yandan belirsizliğe uyum göstermek nasıl mümkün olabilir? Nasıl hem “planlı ve kararlı” hem de “esnek ve değişime açık” olabiliriz?

Dublinli yönetim gurusu Charles Handy’nin de ortaya koyduğu gibi “hayatta ve işte güçlü olmanın anahtarı, çelişkilerin birlikte var olabileceğini kabul etmek ve belirsizlik ortamında, onlarla birlikte yaşamayı öğrenmektir… geleceği sıkı sıkıya planlamak değil.”
Charles Handy, planlama ve kontrol gibi kavramların anlamını yitirdiği hızlı değişim dönemlerinde, şirketlerin “akıntıyla beraber (flow) gitmeyi öğrenmesi” ve işlerini bu akıntıda “olabildiğince yönetmesi” gerektiğini söylüyor.
Peki, ne yapacağız? Geleceğe dair stratejilerimizi nasıl geliştireceğiz? Kararlarımızı nasıl alacağız?
Belirsiz koşullar altında, “esnek” “yenilikçi” ve “sürekli öğrenen” şirket olmanın, başarıyı belirleyen temel özellikler olduğuna inanıyorum.
Belirsizlik karşısında “değişime uyum sağlamak”tan başka gerçekçi bir yol yok. Bu sebeple belirsizlikten kaygı duymak yerine belirsizliği kabullenip, işimizde yaratıcılığımızı artırmamız gerekiyor.

Geleceği, bir çizgi üzerinde öngörebileceğimiz bir durak olarak değil, birçok düşünürün de belirttiği gibi, bir “süreksizlikler dizisi” olarak algılamayı daha doğru buluyorum. Nasıl en büyük ve şanlı imparatorluklar bile bir gün sonlandıysa her şeyin bir “süreksizliğe” doğru evrildiğini kabullenmemiz gerekiyor. Gelecek doğrusal bir çizgi üzerinde geçmişin devamı değil, geçmişten kopmalarla şekilleniyor (discontinuity).
Farklı zamanlarda C.Handy, C.Christensen, M.Raynor, G.Hamel gibi düşünürlerin söylediği gibi; özgün/yaratıcı çözümler bulmak ve bir çözüm değerini yitirirken yeni bir çözümle ortaya çıkmak gerekiyor. Daha önce de söylediğim gibi, geçmiş başarılar, bugün başarılı olmak için yetmiyor. Bugün başarılı olmak için bugünün gereklerini yapmak mecburiyetindeyiz.
Esnekliğimizi artırmak için, az sayıda “olmazsa olmaz” belirleyip, çok sayıda değişkeni nasıl bir arada yönetebileceğimizin yollarını araştırmalıyız. Bir taraftan -idealize edilmiş de olsa- “en uygun” stratejik yolu belirleyip, şartlar düşündüğümüz gibi gelişmediğinde esneklik gösterebileceğimiz bir yapıya sahip olmalıyız. Diğer bir deyişle “temel değerler” olarak kabullendiğimiz “taahhütlerimizle”, belirsizlik karşısında esneklik göstereceğimiz adımları birbirinden ayırarak, ikisini eş zamanlı bir denge içinde yönetmenin yollarını bulmalıyız.
Charles Handy “Hayat, hiçbir doğru cevabı olmayan, ancak yine de bir cevap isteyen, sonsuz problemler silsilesidir.” der. Bu görüş, pek çok yönetici ve iş insanını rahatsız eden bir görüş olabilir,çünkü çoğumuz ”her problemin tek bir doğru cevabı olduğunu ve görevimizin bu doğru cevabı bulmak” olduğunu öğrenerek bugünlere geldik.
Oysa ne tek bir doğru vardır ne de tek bir yanlış. Bizim önümüze gelen soru(n)ların pek çok doğru cevabı ve pek çok yanlış cevabı vardır. Yapabileceğimizin en iyisi, gelecekle ilgili bazı varsayımlar yapmak ve bu varsayımlar altında, doğru olan çözümlerden birisini uygulamaktır. Sonucu belirleyecek olan talih/şans/kader/kısmettir.

Eğer başarılı olursak, “Nasıl başarılı oldun?” diye soranlara verilecek en ahlaklı – aynı zamanda en zarif- cevap, “ Ben çok şanslıydım.” olmalıdır.
2010 yılında şansınız bol olsun!
![]()
Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:
Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :
1. Werner Heisenberg, “uncertainity principle” :
http://en.wikipedia.org/wiki/Werner_Heisenberg
http://en.wikipedia.org/wiki/Uncertainty_principle
http://plato.stanford.edu/entries/qt-uncertainty/
2. Kaos Kuramı :
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaos_kuram%C4%B1
3. Katsuhiko Shimizu and Michael A. Hit, Strategic flexibility: Organizational preparedness to reverse ineffective strategic decisions :
http://faculty.business.utsa.edu/kshimizu/Publication/Preparedness%20(AME%202004).pdf
4. Richard Wiseman :
http://richardwiseman.wordpress.com/
http://www.richardwiseman.com/
5. Michael Raynor, The Strategy Paradox: Why committing to success leads to failure (and what to do about it), Broadway Business 2007 :
http://www.strategyparadox.com/
© Copyright (29.12.2009) Temel Aksoy – Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy’a aittir. Herhangi bir şekilde alıntı yapıldığı takdirde “Kaynak: Temel Aksoy – www.temelaksoy.com” ibaresi kullanılmalıdır.




































































