Defalarca Yenildim Bu Yüzden Başardım

7 11773

Ben mesleğimi çok hata yapmam sayesinde öğrendim. Hata yapma özgürlüğüm olmasaydı kesinlikle bu kadar yol kat edemezdim. Benim şansım, araştırmacılığı öğrenirken içinde bulunduğum ortamın da buna izin vermesiydi. Üstelik bu hataları müşterilerimle paylaşarak ilerledim. Bu açık ve şeffaf davranışım, müşterilerimde kızgınlık yerine güven oluşturdu. Bunu fark ettikten sonra kendime güvenim daha da arttı.

Daha sonra çalışma arkadaşlarımın yaptıkları hataları görünce bu hataları çok değerli bir fırsat olarak görüp bunları şirketin bütün çalışanlarıyla paylaşmalarını istemeye başladım. Önceleri bu tutumum biraz garipsendi ama kısa zamanda herkes bu anlayışa uyum gösterdi. Hata yapmanın değil hatayı gizlemenin “ayıp” olduğu bir anlayış bütünlüğüne geldik.

Bu tutumumuz, hem çalışanlarımızla hem müşterilerimizle açık, şeffaf ve öğrenmeye dayalı bir ortamın oluşmasını sağladı. Araştırma sunumlarında “Biz bu araştırmanın bu sorusunu yanlış kurgulamışız, bunun cevaplarını dikkate almayın.” dediğim zaman hem kendimi daha iyi hissettim hem de müşterilerimizin bize daha fazla güvendiğini gözlemledim. Sonra bu hatayı yapan arkadaşımdan bunu bütün şirketle paylaşmasını istedim. Diğer arkadaşarımızın aynı hatayı yapmamaları için hangi süreçleri yeniden oluşturmamız gerektiğini anlamak istedim.

Bu davranışımı “Hatasız kul olmaz, insanları kırmayalım.” türünden hümanist bir yaklaşımdan ziyade bugünün şirketlerinin başka bir anlayışla yönetilemeyeceğini, hataya hoşgörü göstermenin olmazsa olmaz bir yönetim anlayışı olduğunu sezgisel olarak kavradığım için böyle davrandım.

Sadece araştırma yapmayı değil insan yönetmeyi de hata yaparak öğrendim.

Her şeyi deneyerek öğrenemeyiz elbette. Bizden önce hata yaparak öğrenmiş olanların deneyimlerinden öğrenmek de seçeceğimiz en akıllı yoldur. Bu özellik herkeste bulunmuyor. Çok az insanın başkalarının deneyimlerinden öğrenme yeteneği var. Çoğunluk böyle bir akıl gösteremiyor.

Başkalarının hatalarından öğrenmek bir erdemdir. Bazılarımız bu erdeme sahibiz. Ben şahsen böyle bir akıl sergileyenleri gerçekten takdir ediyorum. Bireysel olarak bir erdem olarak kabul ettiğim bu davranışın, şirketler için de bir kültür olması gerektiğine inanıyorum. Yapılan hataların açıkça paylaşılması ve organizasyonun yapılan bir hatayı bir daha tekrar etmemesi için ciddi önlemler alması gerektiğine inanıyorum. Toplam kalite uygulamalarının da aslında bu yöntemin kurumsallaştırılması olduğuna inanıyorum.

defalarca-yenildim-1

Hata yapmadan öğrenmek neredeyse mümkün değil.

Fakat çoğumuzda hata yapma korkusu var. Bazılarımız da oldukça sıkıntılı ve bazen patolojik bir duruma kadar varan mükemmeliyetçilikten muzdarip.

Aile içinde ve eğitim hayatımızda  “hata yapmayan mükemmel insanlar olmak” için koşullandırılırız. Yeni bir şey denememiz çok desteklenen bir durum değildir. Oysa hayat hata yaparak öğreniliyor. İnsan, kendi yolunu hata yaparak buluyor.

“Yer çekimi yasasını, kendi üzerinde, balkondan atlayarak test etmek” gibi bir çılgınlığa varmamak  koşuluyla çocuklarımızın kendi yollarını -deneyip yanılarak -bulmalarına destek olmalıyız. Aksi takdirde en fazla bizim yaşadığımız deneyimlere, en çok bizim gittiğimiz yere kadar ulaşabilirler.

Michael Jordan’ın “Failure” isimli Nike reklâmında “Defalarca yenildim, bu yüzden başardım.” dediği gibi ancak hata yaptıktan yenildikten sonra başarabiliriz.

Leonardo sadece dünyada yapılmış en iyi resimler arasında sayılan “Mona Lisa” ve “The Last Supper” gibi eserleri yaratan bir ressam değil aynı zamanda önemli bir mucitti de.

Onun çok farklı alanda, zamanının çok ötesinde buluşlar yapmasını sağlayan birinci ilkesi, çocuksu merakını korumak; ikinci  temel ilkesi de hatadan korkmadan  deneye-yanıla öğrenmekti.

Çocukların sosyalleşip de cesaretlerinin kırılmaya başlamasından önceki yaşlarında hızlı öğrenmelerinin en önemli sebebi hata yapmaktan korkmamalarıdır. Çocuklarda ne hata yapmaktan korkma ne de hatadan utanma vardır. Bu davranış onları inanılmaz bağımsız, cesur ve yaratıcı  kılar.

Büyüdükçe sosyal kaygılarımız , statü endişemiz artar ve “karizmayı çizdirmekten” eleştirilmekten  korkar oluruz. (Alain de Botton)

defalarca-yenildim-2

Hata yapma endişesiyle kendimizi bastırıp deneme güdümüzü törpüler, kendimizi kilitleriz.

Halbuki bugün bilimsel ya da sosyal alanda dünyanın kaderini değiştirmiş bir çok mucit ve kahraman ne “mükemmel” ne de “hatasız” insanlardı. Örneğin Edison dokuz yüz doksan dokuz denemeden sonra 1000. denemesinde ampulü bulmuş, ilk dokuz yüz doksan dokuz başarısız denemenin ya da başka bir deyişle “hatanın” aslında kendisini son aşamaya götüren öğrenmeler olduğunu söylemişti.

Ralph Keyes ve Richard Farson, “İnovasyon Paradoksu” isimli kitaplarında inovatif bir şirket olmak için oldukça fazla hata yapmak gerektiğini savunuyorlar.

Hata yapma oranı yüksek şirketler daha çok inovasyon yapıyorlar çünkü çok hata demek çok denemiş olmak demektir.

IBM’in kurucusu Tom Watson, IBM’i kurduğu ilk yıllarda, “başarılı çalışmalara imza atmak için yapılan hata oranını ikiye katlamak gerektiğini” söylemişti. Watson’nun kendisine bağlı bir yöneticisinin, on milyon dolara mal olan bir hatası karşısında “Hata yapan yöneticimi işten atacak kadar zengin değilim. Her hata bir tecrübedir. Biz de bu kez on milyon dolarlık bir ders aldık.” demesi kurumsal dünyada kulaktan kulağa yayılmış bir efsanedir.

Hatayı hoş görmeyen şirketlerde herkes en kestirme ve en bildik yoldan iş yapar. Kimse yeni bir yol denemeye cesaret edemez. Kimsenin inisiyatif kullanmadığı şirketlerde ise  “Evet, efendim.” diyen çalışanlar çoğalmaya başlar. Öğrenen ve birlikte yaratan bir şirket kültürü yerine “itaat kültürü” yerleşir.

Bugünün hiper rekabet ortamında, şirketi değişen zamana uydurabilmek için hatalara hoşgörüyle yaklaşan, yapılan yanlışlardan öğrenmeyi bilen akıllı organizasyonlar kurmamız gerekiyor.

Şirketlerin çoğunda uygulanan, “başarısızlığı cezalandıran, başarıyı ödüllendiren” anlayışın da içinde yaşadığımız zamanın ruhuna uymadığını düşünüyorum.

Bunun yerine deneme cesaretini, inisiyatif alma ve girişimcilik ruhunu yüreklendirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Bu da yöneticilerin başarı ve başarısızlığa karşı bakış açılarını değiştirmeleri gerektiği anlamına geliyor.

Businessman with his hand over his heart

Hatalara hoşgörüyle yaklaşan bir sistem kurmak için suçlu-arama kültürünü (blame culture) ortadan kaldırmalıyız. Bir şirkette kimin suçlu olduğunun hiç ama hiç önemi yoktur. Bir hata yapılmışsa o hatanın bir daha yapılmamasını sağlamak gerekir. Suçluyu cezalandırmak değil. Her hatada bir suçlu aramak sadece çalışanlar arası mesafeyi açmakla kalmaz kimsenin risk ve sorumluluk almayacağı bir şirket ortamı yaratır.

Suçlu aramak yerine yapılan hataların neden ve nasıl oluştuğunu analiz etmeliyiz (Root-cause analysis). Bunların bir daha tekrarlanmaması için, hataya neden olan temel sebebi ortadan kaldırmalıyız ve ilgili iş sürecini yeniden yazmalıyız. Mesela Toyota ‘da, hatanın kök nedenlerini bulana kadar beş kez “Neden?” diye sormak, her cevabı tekrar irdeleyerek bunun nedenini anlamak üzerine kurulu bir yöntem uygulanır. (Farklı analiz modellerini yazının sonundaki linklerde bulabilirsiniz.)

Silikon Vadisi’nde “Başarısızlık burada hoşgörüyle karşılanır.” denmesi boşuna değildir. Dünyanın en inovatif insanlarından birisi olan Bill Gates, Da Vinci’den ilham alarak, “Yaratıcı ruhunun temelinde, her şeyi denemek güdüsü ve merakı” olduğunu söyler.

3M firmasında Post-it‘ler bir hata sonucu bulunmuştur. Çok güçlü bir yapışkan icat edilmek istenirken tam aksine en zayıf yapıştırıcı icat edilmiştir. 3M şirketi, eğer ArGe ekibini hatasından dolayı cezalandırsaydı bugün 3M firmasını dünyanın en büyük şirketlerinden biri yapan Post-it hayatımızda olmayacaktı.

Viagra ve teflon gibi daha birçok ürün hatalardan doğmuş başarı öyküleridir.

Poşetsiz elektrikli süpürgeyi icat eden James Dyson da, bu buluşundan önce 5.127 adet prototip yaptı ve her denemesinden bir şeyler öğrenerek elektrik süpürgesi sektöründe rekabetin yönünü değiştirdi.

Yapılan hataları fırsata dönüştürmek ve bu hatalardan öğrenen organizasyonlar yaratmak cesaret ve kararlılık istiyor.

Bütün bunları söylerken elbette çalışanların dikkatsiz ve sorumsuz davranma özgürlüğü vardır demek istemiyorum.

Hataya hoşgörüyle yaklaşan şirketler, inovasyonu destekleyen, iş süreçlerini iyileştiren, çalışanların kararlara katılımını sağlayan ve bağlılığın yüksek olduğu şirketlerdir.

Hatalardan bir “ortak akıl üretmek”  ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmek olağanüstü sonuçlar doğurabilir.

Hatadan korkup risk almamak yerine hata pahasına risk alma ve hatalardan öğrenme kültürünü yerleştirmeliyiz.

WalMart’ın efsanevi kurucusu Sam Walton’un dediği gibi kendimizi o kadar da ciddiye almayı bir tarafa bırakıp, hatalarımıza gülmeyi de öğrenmeliyiz. Hata yaptığımızda önce “kendimizle dalga geçmeyi” başarıp, sonra hatayı analiz edip, bu hatayı bir daha hiç yapmayacağımız önlemler almalıyız.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Bala Iyer and Thomas H. Davenport, Reverse Engineering Google’s Innovation Machine, HBR, 2008
Ben Gerson, The Reign of Zero Tolerance, HBR, 2009
Michael J.GELB, Leonardo Davinci gibi düşünmek, (Çeviri: Tuncer BÜYÜKONAT), Beyaz Yayınları, 1999
Ralph Keyes, Richard Farson, The Innovation Paradox, Free Press, 1970
Louis V. Gerstner Jr., Who Says Elephants Can’t Dance? Inside IBM’s Historic Turnaround, Collins, 1999

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Mükemmelliyetçilik- Perfectionalism :

http://en.wikipedia.org/wiki/Perfectionism_(psychology)

2. What we may still learn from Silicon Valley :

http://lebret.files.wordpress.com/2008/01/start-up-teaser-en.pdf

3. Root cause analysis :

http://en.wikipedia.org/wiki/Root_cause_analysis

4. 5 Whys :

http://en.wikipedia.org/wiki/5_Whys

5. Case study: 2009 Financial crisis root-cause analysis :

http://www.thinkreliability.com/pdf/CM-FinancialMess.pdf

6. Root-cause analysis tools :

http://www.thinkreliability.com/

7. Brendan Burchell, Alan Hughes, Paper, The stigma of failure: an international comparison of failure tolerance and second chancing :

http://www.cbr.cam.ac.uk/pdf/WP334.pdf

8. Michael Jordan; Failure Advertisement :

http://www.dailymotion.com/video/x1vud7_michael-jordan-failure-nike-commerc_sport

9. Melissa Jackson, “Why perfect is not always best”, BBC Article, 19 June, 2004 :

http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3815479.stm

10. Failure Acceptance: Oxo Learning from mistakes, Fast Company Article, 2007 :

http://www.fastcompany.com/magazine/99/oxo.html

Sam Walton (Founder of WalMart)

7 YORUMLAR

  1. “Hayat, başarısız girişimlerimizin getirdiği başarı hikayeleriyle doludur.” Uzun zamandır, bir “internet reklam” firması ortağı olarak eksiklerimi gidermek adına yönetimsel, kişisel gelişim, pazarlama konuları içeren kitapları inceliyorum ve bunlardan özellikle Zig Ziglar’ın “Zirveye Çıkan Basamaklar” adlı kitabında başarısız girişimlere duyulan ihtiyacın önemini vurgulayan başarılı kişilerden alınmış demeçler yer alıyor.

    Aynı şekilde Mehmet Akif Çakırer’in “Lider Girişimcinin Yol Haritası” adlı kitabında da iyi bir lider girişimcinin yapılan hatalardan elde edilen doğruların, başarı yolundaki olumlu etkilerinden bahsedilmektedir.

    Gerçek şu ki sizinde dediğiniz gibi “Karizmayı çizdirmek” pahasınada olsa denemekten kaçınmamak gerek.

  2. Temel Bey,

    “Korku Kütürü” başlıklı yazınızda değindiğiniz gibi, bugün ki şirketlerin genelinde; gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım kadarıyla hatalardan ders çıkartmak yönünde adımlar atmak yerine; yöneticiler, çalışanları korkutarak bir başarı sağlamayı tercih ediyorlar. Onların bu davranışları kısa dönemde çalışanları çok fazla etkilemese, o hata o an çözülse bile uzun dönemde çalışanların işyerlerine olan bağlılıklarında, üstlerinde duydukları saygı ve sevgide, çalışma azimlerinde önemli hasarlar meydana getiriyor. Türkiye’nin özellikle ekonomik durumunun apaçık ortada olması insanlarda işsiz kalmak korkusunuda yaratıyor ve bu bireyler çalıştıkları şirketlerde tercih etmedikleri bir kültürü yaşamak zorunda bırakıyorlar kendilerini. Sahip olduklarını kaybetmemeleri olgusu en azından bir işimiz var düşüncesiyle paralel bir seyir izliyor. Bireyler sabahları güne “of” diye başlamak zorunda kalıyorlar. “Mutsuzlar ama zorundalar” Oysa dediğiniz gibi hataları derinlemesine incelemeyi başarıp sorunu derinlemesine çözmeye çalışan yöneticiler çoğunlukta olsa, eminim daha sadık çalışanların, çalıştıkları şirkete gönülden bağlı olan bireylerin sayısı artacak. Bu bağlılık şirketleri daha da büyütecek, düşük performanslar ile çalışan bireyler performanslarını çok daha yükseklere çekebilecekler. Bir çok insanın çalışmak zorunda olduğu aşikar ama hem zorunda olmak hem de mutsuz olmak bir araya gelince “of”lar la dolu bir iş hayatı çıkıyor karşımıza.

    Üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir tırnak içi: “Ortak akıl üretmek”

    Yazılarınız nefes aldırtıyor bizlere…

    Sevgilerimle.

    Bahadır,

    Söylemek istediğim, üretim biçimi yani servet yaratma biçimi değişiyor. Bu değişime ayak uydurmak ancak olup biteni anlama çabası göstererek olur diye düşünüyorum. Biz istemesek de ekonomik zorunluluklar bizim düşüncelerimizi, davranışlarımızı, şirket yapılarını değiştirecek. Sadece biraz daha fazla “anlama çabası gösterenler” diğerlerinden daha önce değişecek ve üstünlük sağlayacak.

    İyimserliğimizi koruyup, değişime gönüllü olmak gerekir.

    Sevgiler.

    Temel

  3. Temel Bey,

    “Iyi” (?) edebiyat, resim, sinema, vb sanat ürünleri de, ortaya çıkıs süreci sanatçı için acılı olsa da, yapılmıs hatalardan ortak akıl üretmenin en keyif veren araçları ve her türlü egitim / arama çalısmasında verimli sonuçlar verebilir, denenmelidir.

    Çocuklar konusunda yazdıklarınıza katılıyorum. Onlar 5 degil, 500 kez “neden?” diye soran bir zihinle geliyorlar anne-baba ve yakın çevrelerinin yasamlarına ve okullarımıza, biz yetiskinlerse “sus bakayım, çok soru sorma, sen ödevini / yemegini / odanı toplamayı bitir” diyoruz. “Sorgulama” egitimi, ögretim programlarımızın janjanlı terimlerinden birisi olarak kalıyor simdilik.

    Sosyal sorumluluk projelerinize, ögretmen egitimini de katıyorsunuzdur beklentisindeyim, söyleyecek sözü olan ve bu sozlerin gelecege de iletilmesini dileyen herkesin egitim felsefe ve uygulamalarının gelisimine zaman ayırması gerektigi inancındayım. Ilginizi çekebilir: http://www.icpic.org/

    Aklınıza, paylasımcılıgınıza saglık. Hep yeni pencereler açıyorsunuz. Sagolun.

    Selda,

    Öğretmen eğitimi konusunu hem çok önemsiyorum hem de çok akıllı bir girişim olarak değerlendiriyorum. Sadece öğretmen eğitimi değil bilgisayar ve internet teknolojilerinin de bizim ülkemizdeki eğitim seviyesini çok yükselteceğine inanıyorum.

    Geçtiğimiz aylarda Akbank, Milli Eğitim Bakanlığı’yla bir protokol imzaladı. Öğretmenlerin eğitimine destek olacaklar. Büyük bir proje olduğunu tahmin ediyorum. Bizim ülkemizde internetin eğitimde kullanılması Avrupa ülkelerinden daha ileride ama maalesef ülkemizin nüfusu o kadar büyük ki, yapılanlar yetmiyor. Önerdiğin siteyi inceleyeceğim.

    Teşekkürler.

    Temel

  4. Korku kültürü; ” Gün geçtikçe daha baskılı bir hiyerarşi yapısına giriyoruz “

  5. Temel bey yazım uslubunuzu çok begendim. Eğitici yazılarınızın devamını bekliyorum.

  6. Sanıyorum bu sorunun kaynağı bir çok insanın istediği ve keyif aldığı işi yapmıyor olması.
    Bu onları yaptığı işe tutkuyla bağlı olmayan, ortalamayla tatmin olan insanlar haline getiriyor..
    Neticede kimse sınırları zorlamanın, tekrar tekrar denemenin, bir yenilik getirmenin peşinde olmuyor.
    Öyle olanlar da mevcut düzen içerisinde hızla törpüleniyor.
    Umarım öngörüleriniz kısa sürede uygulama bulur…

  7. merhaba, yazınızın bütününü istifade edici ve değerli buluyorum. Bir kaç noktaya aşağıda belirttiğim üzere yorum katmak istedim.
    • Yazınızda “hata yapma” kavramı metafor haline getirilmiş. Yani başarılı olmak için hata yapılması gerekiyor gibi bir anlatım var. Halbuki insan hatalarından ders alıp doğruyu bulmalı dese hatayı ihtimal dahilinde, yani olmazsa olmazdan çıkarmış olur.
    • Bunun yanında “kişinin” yaptığı hatayı anlatması ve herkesle paylaşılması doğru bir yaklaşım değil. Bunun yerine yapılan hatanın kişiden bağımsız bir şekilde “bir olay” olarak ele alınıp üzerinde değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yapılan hatanın bir olay olarak ele alınıp şirket ve çalışanların gelişimi açısından değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım olsa da bunun müşteriler ile paylaşılmasının müşterilere artı bir değer katacağını, hele hele firmaya olan güven duygusunu geliştireceğini düşünmüyorum. Müşteri sürece fayda-maliyet ilişkisi olarak bakacaktır. Bu da sizin düzeltmiş olduğunuz hatalı tespitlerinizi onunla paylaşmanızı gereksiz kılmaktadır.
    • Her iş hata yapma yada sürekli hatalardan ders alma lüksüne sahip değildir.
    • Hata yapma sıklığı ve hatanın büyüklüğü kişiden kişiye değişir. Hata yapmayı bu kadar serbest hale getirilmesi her insanın eşit olduğu yada her insanın kendini geliştirebileceği yada her insanın aynı kaliteye erişebileceği manalarına gelebilir ki, bu da insanların zekalarını ve geçmiş birikimlerini yok saymak anlamına gelebilir.
    Başarılarınızın devamını diliyorum, iyi çalışmalar


BENZER YAZILAR