Tags Posts tagged with "marka kimliği"

marka kimliği

4 3756

Bir markayı büyütmenin yolu, onun satın alınmasını kolaylaştırmaktır. Byron Sharp, bir markayı büyütmenin ancak onun zihinsel ve fiziksel bulunurluğunu artırmakla mümkün olacağını söyler. Zihinsel bulunurluk, markanın ihtiyaç duyulduğu zaman insanların akıllarına gelmesi demektir. Bir markanın insanların hafızalarındaki çağrışımları ne kadar güçlüyse, satın alma anında insanların aklına gelmesinin ihtimali de o kadar yüksektir.

Markanın fiziksel bulunurluğu ise satış kanallarında gösterdiği varlıktır. Bir marka, ne kadar iyi bir ürüne ve uygun bir fiyata sahip olursa olsun, ne kadar bilinir ve iyi bir algı oluşturmuş olursa olsun, insanların o markayı satın almaları ancak alışveriş sırasında markanın karşılarına çıkmasıyla mümkün olur. Alışveriş sırasında markaya ulaşamazlarsa, rakip markayı satın alırlar.

Pazarlama karmasının dört unsurunun (ürün, fiyat, dağıtım, iletişim) her biri, hayati derecede önemlidir; birinin  zafiyeti bile, markanın başarısını engellemeye yeter. Hal böyle olmakla beraber çoğu pazarlama yöneticisi, işin satış tarafını hafife alır; markanın kimliği, kişiliği, algısı gibi soyut özellikleri daha fazla önemser ve markanın başarısının bunlara bağlı olduğunu düşünür. Oysa bir markanın satış kanalındaki mevcudiyeti, sahip olduğu soyut özelliklerden daha önemlidir çünkü satışın gerçekleşmesini sağlayan markanın bulunurluğudur.

Eğer marka alışveriş sırasında insanların karşısında bulunur olmazsa, satış gerçekleşmez. Marka ne kadar mükemmel olursa olsun, satış noktalarında güçlü bir varlık gösteremezse bir süre sonra yok olur. Bu nedenle, bir markanın fiziksel ulaşılabilirliği, o markanın büyümesinin ön koşuludur. Satış noktalarında bulunur olan markalar, kendilerinden daha iyi ürüne sahip, daha etkili reklam yapan, daha iyi bir algıya sahip markalardan bile daha hızlı büyürler.

pntr

Bir marka her noktada var olduğu zaman, sadece kendi sadık müşterilerine değil, dağıtımı zayıf başka markaların “sadık” müşterilerine de satış yapma imkanı bulur. Büyük markaların hepsinin daha fazla insana daha çok satmasının nedeni, pazardaki güçlü bulunurluklarıdır. Söz konusu ürün kategorisini seyrek kullanan insanlar, satış kanalındaki en yaygın markayı daha çok tercih ederler. İki marka arasında kararsız kalan tüketiciler dağıtım kanallarında güçlü varlık gösteren markaya yönelirler. Markanın büyümesini sağlayan da zaten bu döngüdür. Marka satış kanallarında mevcudiyetini artırdıkça, rakip markaları satın alma eğilimi olan tüketicileri de kendine çeker.

Eskiden üretmek o kadar değerli ve rekabet o kadar azdı ki üretici firmalar, satış noktalarına her dediklerini yaptırırlardı. Ama bugünün bolluk ve sert rekabet ortamında güç dengeleri değişti. Artık güç, dağıtım kanallarının elinde. Üretici şirketler, dağıtım kanallarında istedikleri yaygınlığa ulaşmak ve ulaştıkları yerde ürünlerini iyi sergiletmek için zincir mağazalara hem büyük paralar ödemek ve hem de buralara ek insan gücü tahsis etmek zorundalar.

Bugün bir markanın satış noktalarında istenen düzeyde bulunur olması, bu noktalarda en iyi şekilde sergilenmesi; son derece karmaşık, çok değişkenli bir sistem kurmayı ve bu sistemi yönetecek bilgi birikimini gerekli kılıyor.

Yaşadığımız dönemde markaların kaderini belirleyen, doğru zamanda, doğru yerde, doğru şekilde bulunabilir olmaktır. Bir marka yaratmak için, iyi ürün, doğru fiyat ve etkili reklam gerekir ama bütün bunları eksiksiz yapmak bile bir markanın yaşaması için yeterli değidir.

Markaların hayatta kalması ve büyümesi,  satış kanallarındaki mevcudiyetine bağlıdır. Markanın başarlı olması için, önce her noktada insanların karşısında hazır bulunması ve satın alınmasının önündeki bütün engellerin kalkması gerekir.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Byron Sharp, How Brands Grow [Speed Summary]
    http://brandgenetics.com/how-brands-grow-speed-summary/

  2. Byron Sharp, “Mental Availability is not Awareness, Brand Salience is not Awareness”
    https://byronsharp.wordpress.com/2011/03/26/mental-availability-is-not-awareness-brand-salience-is-not-awareness/

  3. Byron Sharp, “Share of Wallet isn’t Enough”
    https://byronsharp.wordpress.com/2011/10/11/share-of-wallet-isnt-enough/

  4. Kat Gebert, “The Secret to Brand Growth? Mental and Physical Availability”
    https://blog.percolate.com/2015/10/the-secret-to-brand-growth-mental-and-physical-availability/

  5. Byron Sharp, Website
    www.byronsharp.com

  6. TEDxAdelaide - Byron Sharp - The Science of Marketing
    https://www.youtube.com/watch?v=d3Or0FkiIa0

  7. Rich Blakeman, \"The Hybrid Sales Channel: How to Ignite Growth by Bridging the Gap Between Direct and Indirect Sales\"
    http://salesmanagement.org/web/uploads/pdf/a6eaa773c740dcc40960c9cd5fcee25b.pdf

  8. David Edelman and Jason Heller, “How Digital Marketing Operations can Transform Business”
    http://www.mckinsey.com/business-functions/marketing-and-sales/our-insights/how-digital-marketing-operations-can-transform-business

  9. Eric Anderson, Erik Brynjolfsson, Yu (Jeffrey) Hu, Duncan Simester, “Understanding the Impact of Marketing Actions in Traditional Channels on the Internet: Evidence from a Large Scale Field Experiment”
    http://ebusiness.mit.edu/research/papers/216_Hu_MarketingActionsInTraditionalChannels.pdf

  10. Dee Sarma, “Which Sales Channel is Most Profitable for your Brand?”
    https://www.tradegecko.com/blog/which-sales-channel-is-most-profitable-for-your-brand

  11. “11 Trends That Are Changing the Marketing World”
    http://www.slideshare.net/jordanmcon/10-trends-that-are-changing-the-marketing-world/4-US_Digital_Ad_SpendingeMarketer_March

  12. “Marketing Channel Issues”
    http://www.i-f.com/view28.htm

  13. James Allen, Frederick F. Reichheld, and Barney Hamilton, “The Three \"Ds\" of Customer Experience”
    http://hbswk.hbs.edu/archive/5075.html

  14. Benson Shapiro, “Want a Happy Customer? Coordinate Sales and Marketing”
    http://hbswk.hbs.edu/item/want-a-happy-customer-coordinate-sales-and-marketing

2 43371

Sizce bir insanın ismi, karakterini belirler mi? Bize koyulan isimler  kaderimizi ne kadar etkiler? Eski Türkler bir insanın adı ile alın yazısı arasında bir bağ olduğuna inanırlardı. Çocuğun isminin onun ruhu gibi olacağı kabul edilirdi.

Çocuğun babası, isim koyma töreninde en saygıdeğer misafirden çocuğuna  isim vermesini isterdi. Dede Korkut Yazıtlarından ve Türk destanlarından anlıyoruz ki  çocuğa koyulacak bu ismin kutsal ve uğurlu olmasına dikkat edilirdi.

Kolektif bilinçaltımıza yerleşmiş bu geleneklere bağlı olsa gerek, bugün hala bir çocuğa isim verilirken “adıyla yaşaması” dilenir. Yaşamında onur kırıcı durumlara düşmüş  kişiler için “Adına layık olamadı.” ya da başına felaketler gelmiş kişiler içinse “Adı ağır geldi.” denmesi de Türklerde ismin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir.

Sadece Türklerde değil hemen her kültürde isim verme başlı başına törensel bir iştir. Kızılderililerde isim, kişinin şahsiyetinin bağımsız bir simgesi olarak kabul edilirdi. Her Kızılderili kendi adının göz bebeği gibi pahasız olduğuna inanırdı. Onların inancına göre bir insanın adından onun insanlara hayırlı olup olamayacağını anlamak mümkündü.

Ben isimlerimizin bizim yarattığımız kişisel algımızı kesinlikle etkilediğine inanıyorum. Ayrıca isimlerimiz bizim ailelerimiz hakkında da bilgi veriyor. Biraz deneyimi olan herkes bir insanın isminden o ismi koyan anne-babanın hayata nasıl baktığı hakkında ipucu elde edebilir.

Bir markanın ismini koymanın da bir çocuğa isim koymaktan farksız olduğunu düşünüyorum.

Eğer isim markayı iyi taşıyamazsa markanın başarısına engel olabilir; kötü bir isim, kötü bir algıyı da beraberinde getirir.

Doğru koyulmuş bir marka ismi, markaya rekabet avantajı sağlar. Sadece iyi bir isimle “marka” olunamayacağı açıktır; ama başarılı bir isim markaya güç katar, zaman ve para tasarrufu sağlar.

bir-markanin-en-onemli-1

Jack Trout, “Alabileceğimiz en önemli pazarlama kararı bir ürüne koyacağımız isimdir. Pazar payı, ürünün özelliklerinden çok markanın tüketicilerin zihinlerdeki gücü üzerinde yükselir. Uzun vadede bir marka, daha kaliteli bir ürün değil, daha kaliteli bir isimdir.” der.

Doğru bir isim, marka ile müşteriler arasında kurulan ilk bağdır.

John SherryPazarlamacılar toplumsal mühendis ve davranış mimarları olarak markalar aracılığıyla anlam üretirler.” der. Bu bağlamda marka ismi, bir insanın isminden bile daha önemlidir. Markanın ismi bizim zihnimizde oluşacak marka algısın temelini oluşturur.

Al RiesBir marka inşa etmenin yollarından birisi de daha iyi bir isme sahip olmaktır. ” der.

Ben marka ismine karar vermenin markalaşma sürecinin en önemli adımı olduğuna inanıyorum. Bir markaya isim vermek sadece şirket içinde birkaç kişiye ya da “eşe dosta” sorarak halledebilecek basit bir karar değildir.

Bir markaya isim vermek için çağrışım, ses sembolizmi, ses estetiği ve ses-anlam etkileşimleri gibi dil bilim alanlarında bilgi sahibi olmayı gerektirir. Seslerin anlam değeri, çok eskiden beri dil bilimi ile uğraşanların merak konusu olmuştur. Örneğin bazı sesler daha güven verir ya da kimi seslerin çağrışımları kültürel olumsuzluklar içerebilir.

Kimi isimlerin müzikalitesinin yüksek olması, ismin fonetik olarak kulağa hoş gelmesi, kavramsal anlamları ötesinde bir cazibe yaratır. Bir ismin söylenişi, enerjik    ya da durgun, genç ya da olgun, klasik ya da modern olabilir.  Söylenirken hem müziği ahenkli olan hem de kavramsal olarak marka konumlandırma mesajını iyi taşıyabilen, iletişim sürecini başlatan, anlaşılması kolay, hem göze hem kulağa hitap eden isimler doğal olarak rekabet avantajı sağlar.

Her marka ismi mutlaka bir anlam iletir. Önemli olan bu anlamın, markanın yaratmak istediği algıya destek verecek bir isim olmasıdır.

Telaffuz edilmesi zor isimler insanları korkutur. Lokantalarda en az sipariş verilen yemeklerin söylenmesi en zor olan yemekler olduğunu unutmamak gerekir. Söylenmesi zor bir ismi olan bir markanın alışveriş sırasında ilk akla gelen marka olmasını beklemek hayalcilik olur.

Bir markaya isim vermek bir “tasarım” işidir. İster hiçbir dilde anlamı olmayan marka isimleri, ister bir kavramı çağrıştıran isimler olsun her durumda bir markaya isim vermeyi stratejik bir tasarım süreci olarak ele almak gerekir.

Marka ismi bulurken yaratıcılığın önemi yadsınamaz.  Ancak salt yaratıcılıkla marka ismi geliştirmek de doğru olmaz. Benzer bir şekilde marka isimlerinin insanların duygularına hitap etmesi de iyidir. Ancak sadece duygusal kaygılarla seçilen isimler, ileride telafisi zor hatalara yol açabilir.

bir-markanin-en-onemli-2

Bir marka ismine karar verilirken

• Markanın ruhunu yansıtmasına, kişiliğine uygun olmasına,
• Kolay telaffuz edilmesine ve yazılabilmesine,
• Hatırlanabilirliğine,
• Uluslarası kabul görebilmesine,
• Anlambilimsel açıdan olumlu olmasına,
• Sesbilimsel açıdan müzikalitesinin yüksek olmasına,
• Toplumsal açıdan kötü çağrışımları olmamasına dikkat etmek gerekir.

İyi bir isim, iyi bir başlangıç yapmak demektir, bunun için de atılması gereken vazgeçilmez adımlar vardır:

1- Bir markaya isim araştırılırken önce söz konusu ürün-servis kategorisinde ürünün  fiziksel ve duygusal içeriğini araştırmakla işe başlamak gerekir. Aynen eski Türklerde olduğu gibi marka sahibinin “hangi ruhu” isimlendireceğine karar vermesi gerekir.

2- Markaya isim bulurken hem bugünü hem yarını düşünmek gerekir. Söz konusu markanın, marka mimarisini,  yani ileride aynı marka etrafında pazara sunulacak diğer ürünleri ve bunların isimlerinin neler olabileceğini dikkate alması gerekir.

3- Markanın doğrudan ve dolaylı ilişki içinde olacağı bütün rakip ürünlerin ve markaların dikkate alınması gerekir.

4- Olumsuz anlam taşıyan, argo çağrışımları olan veya markayı kendi kategorisinden uzaklaştıracak isimleri elemek doğru olur (Semantik eleme). Kulağa hoş gelmeyenleri, telaffuzu zor olanları da elemek gerekir (Fonetik eleme). Ayrıca görsel olarak  logo yapımına uygun olmayacak isimleri de elemek gerekir (Tipografik eleme)

5- Bu elemeler sonrasında kalan listeyi bir de tescil edilebilirlik açısından (www.turkpatent.gov.tr  Bu konuda destek sağlıyor.) ve internet adresinin alınıp alınamayacağını değerlendirmek gerekir.

6- Son aşamada ise elemeler sonrasında elde kalan isimlerin tüketici testine sokulması gerekir. Araştırmada tüketiciler nezdinde en olumlu algıyı yaratan isim seçilmelidir.

Ries ve Trout daha 1970’lerde bir markaya iyi bir isim bulmanın geleceğin en kıt kaynaklarından olacağını söylemişlerdi. Çok haklılarmış. Bugün neredeyse bütün iyi isimler kapatılmış durumda. Artık tek bir sözcükten oluşan iyi bir isim bulmak neredeyse imkansız. Bundan sonra markalara verilecek isimler ya iki sözcüklü isimler olacak ya da “yaratılmış” (icat edilmiş) isimler olacak.

Ben marka isimlerinin markanın kaderini belirlediğini , bir şirketin yapacağı getirisi en yüksek yatırımlardan birisinin markaya verilecek isim olduğunu düşünüyorum.  Maalesef şirketler bu konuyu ya yeterince ciddiye almıyor ya da bu konunun ayrı bir uzmanlık olduğunun, bunun çok önemli stratejik bir adım olduğunun farkında değiller.

Marka ismi çoğu kez aceleye getiriliyor. Üzerinde yeterince düşünülmemiş fikirlerle hareket ediliyor. Oysa bir şirketin ömür boyu taşıyacağı kendi ismine çok özen göstermesi gerekiyor.

Bugün Türkiye’nin büyük markalarının ezici çoğunluğunun isimleri iyi düşünülmemiş isimlerdir. Vakti zamanında yeterince özen gösterilmeden verilmiş bu isimleri koyanlar sonra bu kararlarına üzülüyorlar ama iş işten geçmiş oluyor. Zaman geçtikten sonra bir markanın isminden vazgeçmek zorlaşıyor ve şirketler bu isimleri bir yük olarak taşıyor.

İsim, bir markanın sahip olabileceği en değerli iletişim gücüdür. Marka yaratırken bu fırsatın hakkını vermek gerekir.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Victor Leung, Harmen Oppewal “Effects Of Brand And Store Names On Consumer Store Choıce”
    http://smib.vuw.ac.nz:8081/www/ANZMAC1999/Site/L/Leung.pdf

  2. Isabelle Garnier Aime , Elyette Roux “Brand names changes: the effects of merging and rupture strategies on consumer’s attitude using the social representation framework”
    http://www.dmsp.dauphine.fr/fileadmin/mediatheque/edogest/pdf/CR350.pdf

  3. Bruno Kocher “To Be or Not to Be Consistent in Brand Logo Changes?”
    http://www.hec.edu/var/fre/storage/original/application/bcc5558cf62d2486545ca7fa2ce8ebe7.pdf

  4. Geeta Menon, Eric Yorkston “A Sound Idea: Phonetic Effects of Brand Names on Consumer Judgments”
    http://www.stanford.edu/class/linguist62n/yorkston.pdf

  5. Dr. Varis Abdurrahman “Türklerde Ad Koyma gelenekleri üzerine bir inceleme” Millî Folklor, Yıl 16, Sayı 61, 2004.
    http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/varis_abdurrahman_ad_koyma_gelenekleri_uzerine.pdf

  6. Kyle Hagen “Brandtastic - The Subtle Psychology of Name-Brand Marketing”
    http://www.marketingcrossing.com/article/220277/Brandtastic-The-Subtle-Psychology-of-Name-Brand-Marketing/

  7. Phonaesthetics
    http://en.wikipedia.org/wiki/Phonaesthetics

  8. Phonosemantics /Sound symbolism
    http://en.wikipedia.org/wiki/Sound_symbolism

  9. Sharon Begley “ BlackBerry and sound symbolism” Wall Street Journal 2002
    http://www.stanford.edu/class/linguist34/Unit_08/blackberry.htm

  10. Dan Heath, Chip Heath “How to Pick the Perfect Brand Name”, 03.01.2011
    http://www.fastcompany.com/magazine/151/made-to-stick-the-quest-forthe-perfect-name.html

  11. David Capece “Top 5 Strategies for Creating a Brand Name “ 15.01.2009
    http://www.fastcompany.com/blog/david-capece/sparxoo/top-5-strategies-creating-brand-name

  12. Karen Post “Brand Naming
    http://www.fastcompany.com/resources/marketing/post/060605.html

  13. David Placek
    http://www.forbes.com/2010/08/17/corporate-branding-google-apple-starbucks-company-names-cmo-network-lexicon-branding.html

  14. Jack Trout, Al Ries “Positioning and power of a brand name”
    http://www.quickmba.com/marketing/ries-trout/positioning/

  15. Branding and Naming Your Product: An Evening with Name Guru, David Placek, CEO of Lexicon Branding
    http://www.whartonclub.com/article.html?aid=1055

  16. Marc Hershon, Brands Just Want to Be Friends, Huffpost Business, 07.02.2011
    http://www.huffingtonpost.com/marc-hershon/brands-just-want-to-be-fr_b_819558.html#cb=f28eaf25c77a87&origin=http%3A%2F%2Fwww.huffingtonpost.com%2Ff1a8004a624133a&relation=parent.parent&transport=postmessage&type=resize&height=21&ackData[id]=1&width=130

Felsefenin modern temsilcilerinden Alain de Botton’a göre “Her yetişkinin hayatında iki büyük aşk öyküsü vardır. Birincisi karşı cinsin sevgisine ulaşmanın öyküsü; ikincisi de dünyanın takdirine ulaşmanın, bir statü edinmenin öyküsüdür.“

Hepimiz dünya üzerinde kendimize bir yer edinmek isteriz. Kendimize açacağımız bu yerle ilgili endişeler vardır kafamızda. Kim olursak olalım, hangi sosyal sınıfa ait olursak olalım, yeterince iyi bir statüye sahip olup olmadığımızdan emin olamayız. Çok zengin olanlarda, çok ünlü olanlarda ya da çok yüksek mevkilere gelmiş olanlarda bile vardır bu endişe. Onların da fethetmek istedikleri insanlar vardır. Onlar da kendilerine seçtikleri “hayat gözlemcilerinden“ sürekli daha yüksek puanlar almak için çaba gösterirler. Seçtikleri bu gözlemciler bazen onların rol modelleri bazen yakın arkadaşları bazen eşleri ya da anne-babalarıdır.

Hayatta kendimize ne kadar iyi bir yer açmış olursak olalım, yine de onaylanmak isteriz; çünkü kendi değerimizi kendi gözlerimizle değil, başkalarının gözleriyle görme eğilimimiz vardır. Değerimizi ölçerken başkalarının aynalarından yansıyan görüntümüze bakarız.

Bizim için takdir görmek, ekmek kadar su kadar hayati bir ihtiyaçtır. Yaşamımızın ilk yıllarından itibaren sevilmeye, onaylanmaya ihtiyaç duyarız. Alain de Botton’un dediği gibi: “Dünyadaki takdir pastasından hakkımıza düşen payı almaya çalışırız.”

Doğduğumuz andan itibaren kendimize ilişkin düşüncelerimiz başkalarının yargılarına bağlanmıştır. Herhangi bir şey yaptığımızda takdir edilirsek kendimizi mükemmel hissederiz; yerilirsek  berbat. En kötüsü de, yaptığımız iyi işleri yakınlarımızın hiç fark etmediği durumlardır.

Sizce anne-babanız, eşiniz, arkadaşlarınız bu gerçeği biliyorlar mı? Sizce çalıştığınız yerdeki yöneticiniz  bu ihtiyacınızın farkında mı?

siz-de-statu-1

En çok da yakınlarımızın takdirini almak isteriz. David Hume “Kıskançlığı doğuran kendimizle başkaları arasındaki orantısızlık değil, aksine yakınlıktır.” der. Hiç kimse Kraliçe Elizabeth’i kıskanmaz; ama okul arkadaşının kendisinden daha iyi bir konuma gelmesi, çoğunluğa acı verir. İnsan kendisine eşdeğer gördükleriyle yarışır; kendisiyle aynı sosyal çevreye ait olanlarla rekabet eder. Yoksa Kraliçe Elizabeth’le kimin ne alıp veremediği olabilir ki?

Statü arayışı insanlık tarihi kadar eskidir. Avcı ve toplayıcı toplumlarda en iyi avcılar yüksek statüye layık görülmüşlerdir. Statü sahibi olmak için tek bir yol yoktur. Zenginliğin statü sağlaması gibi sanatta, bilimde ya da siyasette yüksek bir mevkiye ulaşmak da statü sağlar.

Tarihte statü sadece maddi değerlerle ölçülmezdi; ama günümüzde statü daha çok maddi başarılara endekslendi. Bugün statü, herkesin imrendiği ama çok az insanın sahip olduğu; büyük evler, pahalı arabalar ile ölçülmeye başladı.

Statü sahibi olmak insanı daha kaprisli ve şımarık yapar.  Jacqueline Kennedy’nin yalnız her sabah değil, her öğle uykusundan sonra da yatak çarşaflarının değiştirilmesini istemesi ya da Christina Onassis’in diyet colanın henüz Fransa’da bulunmadığı günlerde, her hafta uçağını New York’a gönderip yüz şişe “Diet Coke”  getirtmesi ve kolaların bayatlayacağını düşünerek bir seferinde yüz şişeden fazla getirilmesine izin vermemesi, dünya çapındaki kaprislere örnektir.

Statü markalarının hayatımızdaki önemi, içimizi kemiren güvensizlik duygusunda gizlidir. Statü arayışı sadece zenginlere özgü bir arzu değildir. Sınırlı geliri olan insanlar da temel ihtiyaçlarından bile fedakârlık edip kendilerine statü sağlayacak markalara sahip olmak isterler. Cep telefonları, çantalar, giysiler bu amaca hizmet eder.  Bu arzuya hitap eden markalar insanların kimlik yaratma projelerinin ayrılmaz bir parçası olur. İnsanlar bu markaları tüketerek kendi kimliklerini üretirler.

Bir markanın statü simgesi olması için o markanın herkes tarafından tanınması; ama çok az sayıda insan tarafından ulaşılabilir olması gerekir. Büyük bir markanın sahtesinin geniş kitleler tarafından kullanılması, o markanın tanınmasına büyük katkı sağlar; ama markayı “herkesin” kullanması o markayı “statü simgesi” olmaktan uzaklaştırır. Büyük lüks markalarının taklit edilmekten bir taraftan memnuniyet duyması diğer taraftan da sahtecilikle savaşması bu nedenledir.

siz-de-statu-2

Statü, sadece sahip olmakla ilgili bir kavram da değil. Sadece “almak” değil, “vermek” de statü getirebilir. Kamuoyunun ilgisini çeken senfonik orkestralara, modern sanata, müzelere ya da elit sınıfın önemsediği toplumsal hareketlere hesapsızca para yatıran birçok “hayırsever” var. Bu insanlar bu yatırımları yaparak herkesin imreneceği bir hikâye anlatabilme ayrıcalığına ulaşıyorlar, statülerini yükseltiyorlar.

Statü arzusu, sosyal basamaklarda bir üst sıraya çıkma arzusudur. Ne kadar soylu bir edayla yapılırsa yapılsın bu arzunun içinde karanlık bir taraf da vardır aynı zamanda. En iyi kalpli olanların bile içindeki şeytana yenildikleri olur.  Amerikalı romancı Gore Vidal’in “Ne zaman bir dost başarsa sanki içimde bir parça ölüyor. Ne garip, kazanmak insana yetmiyor. Diğerlerinin kaybettiğini de görmek istiyorum.” der. Çoğu insanın içinde bu karanlık taraf vardır.

Statü arayışı her insanın içinde bir miktar var olan “aşağılık kompleksinin” dışa yansımasıdır. İnsani  zayıflıkları fazla olanlar daha fazla “gösteriş ve statü” sembollerine bel bağlarlar.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Alain de Botton web sitesi
    http://www.alaindebotton.com/index.asp

  2. Allain de Botton – TED lecture; “Our ideas of success and failure”,
    http://blog.ted.com/2009/07/28/a_kinder_gentle/

  3. Gretchen C. Rubin ile röportaj; “Power, Money, Fame”
    http://www.gretchenrubin.com/about/interview_pmfs.html

  4. Gretchen C. Rubin web sitesi
    http://www.gretchenrubin.com/

  5. Gretchen Rubin, “The Today Show with Matt Lauer: Power Money Fame Sex”
    http://www.youtube.com/watch?v=KzDvt5i6KPw

  6. Jean-Noël Kapferer “Luxury after the crisis: Pro logo or no logo?”
    http://www.europeanbusinessreview.com/?p=2408

  7. B. S Oflaç, D. Atik “Consumers’ Paradoxical Interpretations of Prestige and Luxury”
    http://iibf.ogu.edu.tr/dergi/dergi/2010-1/2010_1_7.pdf

  8. Wiedmann, Hennigs, Siebels , “Measuring Consumers’ Luxury Value Perception: A Cross-Cultural Framework”
    http://www.amsreview.org/articles/wiedmann07-2007.pdf

  9. Eylem Türk, “İslami kesimin statü sembolleri”
    http://www.milliyet.com.tr/2003/10/05/business/abus.html

  10. Trendwatching.com: “Status stories”
    http://trendwatching.com/trends/statusstories.htm

  11. Trendwatching.com: “Statusphares”
    http://www.trendwatching.com/trends/pdf/trendwatching%202010-05%20Statusphere.pdf

  12. MediaCat “Sizin Statünüz kaç cm?” Synovate & MediaCat: Statü Sembolü Markalar Araştırması
    http://www.mediacatonline.com/Home/HaberDetay/?haberid=49513

  13. Matt Haig, “The Rules of Attraction: Less is more for the VIBs (Very Important Brands)”
    http://www.allaboutbranding.com/index.lasso?article=403

  14. Shari Caudron “The New Status Symbols”
    http://www.industryweek.com/articles/the_new_status_symbols_395.aspx

  15. Kabeer Sharma, “The New Status Symbols”
    http://www.openthemagazine.com/article/art-culture/the-new-status-symbols

SEÇTİKLERİMİZ