Tags Posts tagged with "sanat"

sanat

1 1530

Her şirketin her kurumun her oluşumun her projenin başarısı iyi yönetilmesine bağlıdır.  Yöneticilik; anlık karar alma, planlama, organize etme, liderlik etme, motivasyonu yükseltme, değişimi anlama ve yönetme işidir.

Yöneticilik görevi sadece bu işlerle de sınırlı değildir. Mintzberg her yöneticinin on temel rol üstlendiğini söyler. Her yönetici, sorumlukları çerçevesinde bu rolleri üstlenmek zorundadır.

Kişiler arası roller: Çalıştığı şirketin büyüklüğü ve alanı, yönettiği birimin ya da projenin boyutu ne olursa olsun her yönetici kendi bölümünün içinde ve dışında, her türlü kişiler arası ilişkiyi kurmak ve yönetmekle yükümlüdür. Her yönetici konumu itibariyle, çok sayıda farklı amaçla, pek çok farklı kişi ve kurumla ilişki kurar. Doğru kişileri doğru kişilerle tanıştırır; insanların beraber çalışmalarına imkan sağlar. Yöneticiler kendilerine bağlı çalışanlara hem rehberlik hem liderlik yaparlar.

Bilgisel roller: Şirketin içinden ve dışından bilgiler yöneticilere ulaşır. Her yöneticinin bu konumunun bilincinde olması ve bilgi yönetimini etkili bir şekilde yapması gerekir. Bilgi toplamak, bilgiyi ilgili çalışanlara iletmek yöneticinin önemli rollerinden biridir. Yönetici elde ettiği her tür bilgiyi en iyi şekilde kullanmak ve kullandırmaktan sorumludur. Yönetici aynı zamanda bir gözlemcidir; gözlem yapmadan insanları ve işleri yönetmek mümkün değildir. Yönettiği birimin, bölümün, şirketin en üst basamağında olduğu için, çalışanları adına sözcülük yapma görevi her zaman yöneticinin üstlenmesi gereken bir sorumluktur.

Karar Rolleri: Her yönetici sorun çözmek ve karar almaktan sorumludur. Yöneticilik, sonuç alacak etkili karar almak demektir.

Yönetim görevi sosyal ve siyasi baskılar, krizler, iniş-çıkışlar, çakışan çıkar ve öncelikler, sorunlar karşısında en etkili kararları alma, en doğru adımları atma işidir.

Yöneticiler çalışanlar arasındaki anlaşmazlıklara çözüm bulmak, yeni bir sisteme geçiş sorunlarını çözmek, günlük işleyişteki aksaklıkları gidermek, şirketin diğer bölümleri ya da başka şirketlerle yaşanan uyuşmazlıkları, yanlış anlaşmaları hataları gidermek sorumluluklarını da üstlenirler. Her yönetici aynı zamanda bir girişimci ve kaynakların hangi alanlara tahsis edileceğine karar veren insandır.

Hiçbir yönetici sorumluluklarını yerine getirirken mükemmel şartlara sahip olamaz. Her yönetici kıt kaynaklarla, zorlu koşullar altında iş başarma, sonuç alma sorumluluğunu taşır.

Her yönetim işi hem mikro hem de makro yönetimi içinde barındırır.  Her yöneticinin her an büyük resmi görmesi ama aynı anda da küçük resme de odaklanması gerekir.

Yöneticilik sadece bilgi, kontrol, yönlendirme, ilişki ve iletişim işi değildir. Bir yönetici aynı zamanda kendinin ve ekibinin hem ruhsal hem zihinsel hem de fiziksel enerjisini koruma yükümlülüğündedir.

Her kademedeki yönetici insanları eğitme, ödüllendirme, motive etme, uyarma, ikna etme, ilham verme; yoldan çıkan işleri düzeltme, krizleri yönetme; pazarlık etme, arabuluculuk yapma, zayıflayan iletişim bağlarını sağlamlaştırma işlerinden sorumlu olduğu gibi, strateji geliştirme, kaynak yaratma, genel akışı kontrol etme gibi görevleri yerine getirme sorumluluğunu da üstlenir.

Mintzberg, doğası gereği bu kadar farklı işi bir arada üstlenmeyi gerektiren yöneticiliğin ancak bilim, sanat ve zanaatın birleşmesiyle yapılabileceğine inanır. Yönetici ihtiyaç duyduğu teoriyi bilimden; ilhamı ve yaratıcılığı sanattan, sorunlara çözüm bulma yöntemlerini de deneyimden yani zanaattan alır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Henry Mintzberg, “Simply Managing: What Managers Do - and Can Do Better”
    https://keithdwalker.ca/wp-content/summaries/q-z/SimplyManaging.Mintzberg.EBS.pdf

  2. Henry Mintzberg, Management
    https://www.bkconnection.com/static/Managing_EXCERPT.pdf

  3. Henry Mintzberg, “Managerial Work: Analysis from Observation”
    http://citeseerx.ist.psu.edu/viewdoc/download?doi=10.1.1.464.3181&rep=rep1&type=pdf

  4. Henry Mintzberg on Managing: Pure and Simple
    https://www.youtube.com/watch?v=TVBPhCJh-dw

  5. TEDxMcGill - Henry Mintzberg
    https://www.youtube.com/watch?v=cqJZHB4ZROg

  6. Mintzberg on Management
    https://www.youtube.com/watch?v=_NRWtd_SiU8&t=8s

  7. Henry Mintzberg, The Nature of Managerial Work
    http://hib510week9.pbworks.com/f/The+Nature+of+Managerial+Work,+Mintzberg+1973.pdf

  8. Henry Mintzberg, The Manager’s Job Folklore and Fact
    http://www.stempeldrang.nl/uploads/4/8/5/5/4855530/mintzberg.pdf

  9. Henry Mintzberg, Developing Naturally: from Management to Organization to Society to Selves
    http://www.mintzberg.org/sites/default/files/article/download/developing_naturally_from_management_to_organization_to_society_to_selves_pdf_march_2012.pdf

  10. Henry Mintzberg - On Management, Organizations and More
    https://www.youtube.com/watch?v=B1YNhr-xeL0

  11. Henry Mintzberg on Decision Making
    https://www.youtube.com/watch?v=DyvXu3lSSG0&feature=em-share_video_user

  12. Professor Henry Mintzberg – Part 1: Management. The Place Where Art, Craft and Science Meet
    https://www.thiscomplexworld.com/management-place-art-craft-science-meet-interview-professor-henry-mintzberg/

  13. Professor Henry Mintzberg – Part 2: Management. The Place Where Art, Craft and Science meet
    https://www.thiscomplexworld.com/henry-mintzberg-art-craft-science-ii/

  14. Brian Dumaine,The New Non-Manager Managers
    http://archive.fortune.com/magazines/fortune/fortune_archive/1993/02/22/77528/index.htm

0 708

Bazı yazarlara göre yönetmek bir sanattır, bazılarına göre ise bilimsel yöntemlerin kullanıldığı, analitik düşüncenin egemen olduğu bir uzmanlık alanıdır, bazıları ise yönetimin bir zanaat olduğu fikrindedir. Henry Mintzberg, bu görüşlerin hepsinde haklılık payı olduğunu ama her birinin yönetim disiplininin diğer önemli unsurlarını göz ardı ettiğini söyler.

Her şeyden önce yönetmek bir meslek değildir. Dünyanın en ünlü işletme fakültesini ya da MBA programını bitiren bir insanın iyi bir yönetici olacağının garantisi yoktur ama buna karşılık hiç okula gitmemiş çok başarılı yöneticiler vardır. Yöneticilik avukatlık, mühendislik ya da doktorluk gibi okulda okuyup bir ehliyet alarak yapılan bir meslek değildir. Mintzberg’e göre yöneticilik hem bilimsel yöntemleri kullanmayı hem bir sanatçı gibi içgörüyle karar almayı gerektiren ama aynı zamanda yaparak öğrenilen bir zanaattır. Mintzberg’e göre yöneticilik bilimin, sanatın ve zanaatın kesiştiği alanda var olan bir uygulamadır.

  • Yöneticilik bilimsel yöntemleri kullanmayı, analiz yapmayı, mantık yürütmeyi gerektirir. Yöneticilik sistemli düşünmeye, modellere ve teorilere ihtiyaç duyar.
  • Fakat her mantık yeteneği olan insan yönetici olamaz. Yöneticilik, iş yaparken öğrenilen bir uygulamadır. İnsanlar hata yaparak ve yanlarında çalıştıkları insanların deneyimlerinden yararlanarak yöneticilik yetkinliklerini geliştirirler. Bu anlamda yönetim, çırakların ustalarından öğrendikleri türden bir zanaattır.

  • Yönetim aynı zamanda da sezgisel karar alma ve yaratıcılık gerektiren bir sanattır. Öngörülemeyen bir geleceğe ilerlerken şirketin kaynaklarını hangi alanlara tahsis etmek gerektiğine karar vermek de doğru insanları seçmek de sezgisel yetenekler gerektirir. Her iyi yönetici aynı zamanda yönettiği şirketin içinde bulunduğu durumu, müşteriler ve tüketicilerle ilişkilerinin dinamiğini hisseden, gelecek hakkında öngörüsü olan ve bütün bunların ötesinde olaylar, insanlar ve fikirler hakkında içgörü sahibi olan bir insandır.

Bu nedenle sadece bilimsel yöntemler ve ustadan öğrenilmiş kadim bilgilerle bir şirketi başarılı bir şekilde yönetmek mümkün olmadığı gibi, bir insanın sadece sezgisel karar alarak da iyi yönetici olması mümkün değildir. Elbette her yönetici okuldan öğrendiklerini iş hayatında kullanır ve yetiştiği işyerinde elde ettiği deneyimlerden faydalanır ama her yöneticinin aynı zamanda bir sanatçı gibi sezgisel karar alması da gerekir.

İyi yönetim, bu üç bileşenin kesiştiği bir alandır. Henry Mintzberg, “Yöneticilik okulda öğrenilmez.” derken, yöneticiliğin bu üç unsuru bir arada barındırması gerektiğine işaret eder.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Henry Mintzberg, “Simply Managing: What Managers Do - and Can Do Better”
    https://keithdwalker.ca/wp-content/summaries/q-z/SimplyManaging.Mintzberg.EBS.pdf

  2. Henry Mintzberg, Management
    https://www.bkconnection.com/static/Managing_EXCERPT.pdf

  3. Henry Mintzberg, “Managerial Work: Analysis from Observation”
    http://citeseerx.ist.psu.edu/viewdoc/download?doi=10.1.1.464.3181&rep=rep1&type=pdf

  4. Henry Mintzberg, “The Place Where Art, Craft and Science Meet
    https://www.thiscomplexworld.com/?s=Professor+Henry+Mintzberg

  5. Henry Mintzberg on Managing: Pure and Simple
    https://www.youtube.com/watch?v=TVBPhCJh-dw

  6. TEDxMcGill - Henry Mintzberg
    https://www.youtube.com/watch?v=cqJZHB4ZROg

  7. Henry Mintzberg on Decision Making
    https://www.youtube.com/watch?v=DyvXu3lSSG0&feature=em-share_video_user

  8. Mintzberg on Management
    https://www.youtube.com/watch?v=_NRWtd_SiU8&t=8s

Her ülkede kamuoyu, özellikle büyük şirketlerden, “diğerkamlık” yani herhangi bir çıkar beklentisi içinde olmadan, faaliyet gösterdikleri ülkenin insanlarına yararlı olmalarını bekler. Bu nedenle, bugün hemen her ülkede, orta ve büyük ölçekli şirketlerin çoğu, eğitim, sağlık, kültür ve çevre konularında kurumsal sosyal sorumluluk projeleri (KSS) üstlenirler ve özellikle engellilerin, kadınların ve gençlerin gelişimine katkı sağlamayı amaçlarlar. Bu projeleri, genellikle konusunda uzmanlaşmış dernek veya vakıflarla birlikle yaparlar.

Bugün gelişmiş batı ülkelerinde de bizim ülkemizde de şirketlerin meraklı oldukları kurumsal sosyal sorumluluk işlerinin çoğu, bir hayırseverlik ve filantropi anlayışından çok, şirketin itibarlı görünmek amacıyla yaptıkları işlerdir. Her ülkede, büyük şirketlerin kurdukları çok faydalı işler yapan az sayıda vakfın yaptığı işler hariç, çoğu şirketin bu tür faaliyetleri kamuoyunda bir algı oluşturma önceliği taşır.  Amerika’da Melinda ve Bill Gates, Türkiye’de Sabancı ve Koç Toplulukları gibi kişi ve kuruluşların kurdukları vakıflar, toplumsal gelişmeye çok değerli katkı sunarlar ama bu tür kuruluşlar her ülkede parmakla gösterilecek kadar azdır.

İş dünyasında şirketlerin büyük çoğunluğunun yaptığı KSS projeleri, esas amacının dışına çıkmış uygulamalardır. Şirketler hangi konuda hangi hedef kitleye yönelik KSS projesi yapacaklarına karar verirken, bu projelerin toplumsal gelişmeye sağlayacağı katkıyı değil ne kadar çok insandan ne kadar çok “aferin” alacaklarına bakarlar.  Esas hedefleri, gençlerin, kadınların ya da engellilerin toplumsal haklardan eşit yararlanmalarına katkıda bulunmaktan çok, kamuoyu beğenisi toplamaktır.

Toplumsal gelişmeye katkıda bulunan şirketlerin, bu çabalarından ötürü takdir beklemek elbette haklarıdır. Büyük KSS projeleri yapan şirketlerin bu projelerin iletişime kaynak ayırarak yaptıklarını kamuoyuna duyurmalarına da kimsenin itirazı olamaz ama bir kurumsal sosyal sorumluluk projesine, sadece iletişim değeri olarak bakmak, gerçekten sığlıktır. Zaten KSS işlerine, bu gözle bakan şirketlerin yaptıkları işlerden ve tavırlarından ne kadar samimiyetsiz oldukları herkes tarafından anlaşılır ve sonuçta bu şirketler bu işlerden beklediklerini elde edemezler.

Göstermelik KSS projesi üstlenmeye gelene kadar bu şirketlerin önce, faaliyet gösterdikleri alanlarda kendilerinden beklenen sorumlulukları hakkıyla yerine getirmeleri ve başta çalışanları ve müşterileri (tüketicileri) olmak üzere, bütün ilişkilerinde şeffaf ve adil olmaları daha doğrudur.  KSS projeleri yapmaya gelene kadar, bu şirketlerin önce vergilerini eksiksiz ödemeleri gerekir.

Aslında KSS projesi üstlenen her şirketten, ne kadar vergi ödediğini de sormak gerekir. Çünkü şirketlerin vereceği vergilerle, her ülkenin devleti,  bunların yapacağı sosyal sorumluluk işlerinden daha etkili projeler yapma imkanına sahiptir. Dünyanın en beğenilen markaları hakkında internette biraz zaman harcayan herkes, bu şirketlerin faaliyet gösterdikleri ülkelerde neredeyse hiç vergi ödemediklerini hemen anlayabilir.

Bence araştırma şirketlerinin “en beğenilen şirketler” sıralaması yaparken aynı zamanda her şirketin ne kadar vergi ödediğini de yayınlaması gerekir. Bir şirket, eğer vergisini ödemiyor ya da kazancının tamamına yakınını faaliyet yapığı ülke dışına taşıyorsa, bu şirketin “en beğenilen şirketler” listesinde yer almaması gerekir. (Mark Ritson)

Ben az sayıda şirketin iyi niyet ve ciddiyetle yaptığı KSS projelerini elbette destekliyorum ama çoğunun itibar devşirmek amacıyla yaptığı sözde KSS işlerini gerçekten itici buluyorum.


KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Dünyanın En Değerli 20 Markası (2017)
    http://www.ntv.com.tr/galeri/ekonomi/dunyanin-en-degerli-20-markasi-2017,EFPyXrN7JECoqLdMbeLcxg/3HsYqmhKUUqNuHxq96D9aA

  2. Dünyanın En Beğenilen, Saygı Duyulan Şirketleri
    http://www.fortuneturkey.com/dunyanin-en-begenilen-sirketleri-44155

  3. Mark Ritson, Marketing Deconstructed - Cutting the Bullsh*t and Getting Back to the Essential Strategic Tools
    https://www.youtube.com/watch?v=2TEgcIddxkI&t=2603s

  4. 240 Milyar Dolarlık Vergi Kaçakçılığı G20 Gündeminde
    http://www.cnnturk.com/ekonomi/turkiye/240-milyar-dolarlik-vergi-kacakciligi-g20-gundeminde

İyi pazarlama yapmak için, üç koşul vardır.

  • Birincisi, her pazarlamacının insanı tanıması gerekir.
    • İnsanın tavır ve davranışlarının arkasındaki motivasyonların neler olduğunu,
    • Hafızasının nasıl çalıştığını,
    • Nasıl mantık yürütüp, karar aldığını. Karar alırken hangi “akıl sapmalarının” etkisinde kaldığını bilmesi gerekir.

Pazarlamacıların insanı sadece müşteri (tüketici) ya da alışverişçi kimliğiyle tanımaları değil, bir insan olarak hayatını nasıl yaşadığını anlamaları gerekir. İnsanı tanımaya ve anlamaya merakı olmayanların iyi pazarlamacı olmaları mümkün değildir.

  • İkincisi, her pazarlamacının, pazarlamanın bir bilim olduğunu bilmesi gerekir. Pazarlama kanunlarını yok sayarak pazarlama yapmak, Byron Sharp’ın dediği gibi, statik hesaplarını dikkate almadan mimarlık yapmaya benzer. Nasıl mimarlar yaratıcılıklarını, mühendislerin yaptıkları hesaplarına uyarak hayata geçiriyorlarsa, pazarlamacıların da pazarlama kanunlarına uymaları gerekir. Eğer bu kanunları hiçe sayarlarsa, yaptıkları pazarlama faaliyetleri, mimarların temelsiz ev yapmalarına benzer. İyi pazarlama yapmak isteyen her pazarlamacının bu kanunları bilmesi ve bunlara uygun olarak mesleğini icra etmesi gerekir.

  • Üçüncüsü ve en önemlisi her pazarlamacının, pazarlamanın yaratıcılık istediğini bilmesi gerekir. Bir pazarlamacının, pazarlama kanunlarını öğrenmesi çok kolaydır. Herkes bu kanunları kısa bir zamanda öğrenip, içselleştirebilir. Geleneksel pazarlamanın öğrettiği yanlışları, zihninden silmesi daha uzun bir süre alsa da, bilime inanan herkes, pazarlamanın temellerini kısa zamanda öğrenebilir. Ama işin zor ve aynı zamanda katma değeri en yüksek tarafı bundan sonra başlar. Tıpkı mühendislik ilkelerini bilen mimarların yaratıcılıklarını sergilemeleri ya da insan anatomisini öğrenen heykeltıraşların sanat eserleri yaratması gibi, pazarlamacıların katkısı da, pazarlama kanunlarını içselleştirdikten sonra sergileyecekleri yaratıcılıkta yatar. Yeni ürün geliştirmek, mevcut ürün veya hizmetleri pazarlamak, bunların reklamlarını yapmak, satış sonrası hizmetin tasarımını yapmak gibi işler, bir mühendis anlayışıyla değil, insanlarla empati kurabilen, yaratıcı bir zihniyet gerektirir.

Mimar Sinan‘dan Frank Gehry‘e kadar, ünlü mimarların yarattıkları şaheserlerin hiçbiri  mühendislik özellikleriyle ön plana çıkmaz.  Biz, bu yapıtları hayranlıkla izlerken, onları ayakta tutan mühendislik hesaplarını değil, mimarın yaratıcılığını görürüz.

Bizi etkileyen pazarlama uygulamalarında da, ön plana çıkan, yaratıcılıktır. Ama başarılı uygulamaların hepsi, bilimsel pazarlama kanunlarına uygun olarak tasarlanmış uygulamalardır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Mark Bonchek, Cara France, “What Creativity in Marketing Looks Like Today”
    https://hbr.org/2017/03/what-creativity-in-marketing-looks-like-today

  2. J. Daniel Wadden, “Marketing Creativity: The Influence Of Personal And Proximal Work Factors On Creative Activity”
    http://www.mmaglobal.org/publications/MMJ/MMJ-Issues/2011-Fall/MMJ-2011-Fall-Vol21-Issue2-Wadden-pp70-80.pdf

  3. Philip A. Titus, “Applied Creativity: The Creative Marketing Breakthrough Model”
    http://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/0273475307307600

  4. Ian Fillis and Ruth Rentschler, “Creative Marketing An Extended Metaphor for Marketing in a New Age”
    http://abufara.com/abufara.net/images/abook_file/Creative%20Marketing-.pdf

  5. Vandana Sharma, Creative Marketing for Small Businesses
    http://www.iosrjournals.org/iosr-jbm/papers/Vol16-issue7/Version-3/J016736977.pdf

  6. Remziye Terkan, “Importance of Creative Advertising and Marketing According to University Students’ Perspective”
    https://www.econjournals.com/index.php/irmm/article/viewFile/882/pdf

3 6387

Bizim kültürümüzde sanattan bahsedildiğinde, genelde Batılı eserler anlaşılır. Aynı anlayışa göre, sanatsever  ise klasik bir resmi, heykeli, besteyi anlayabilen; bunlardan zevk alan insandır.  Toplumun geniş bir bölümü de bu şekilde tarif edilen sanatı kendisine yabancı hissedip bunu bir lüks olarak algılar. Genel kanı, sanatın seçkin insanlar için olduğudur.

Hiç şüphesiz bir tabloyu seyretmek kimseye pratik bir fayda sağlamaz. Şiir okumakla insanın karnı doymaz. Ancak sanat sadece zevklere hitap eden bir eser yaratmaktan ibaret değildir. Sanatı değerli kılan, yaratıcı düşüncedir. Sosyal psikolog David McClelland‘a göre,  başarılı olan toplumların hepsinde sanatla  toplumsal ilerleme at başı gitmiştir. Sanat sadece zevk ve haz vermez; toplumsal gelişmenin de önünü açar. Sanatsal bir bakış açısıyla ürünlere, hizmetlere, yapılara, kentlere değer katmak mümkündür.

Tarih boyunca neyin sanat olduğuyla ilgili fikirler sürekli değişmiştir. Ama herkes sanatın, “duyguların, hayal gücünün yaratıcı ve orijinal bir dille ifade edilmesi, dışa vurumu” olduğu konusunda hem fikirdir. Sanat tarihçisi Thomas Munro‘ya göre sanat, “Doyurucu estetik deneyimler yaşatmak amacıyla orijinal eserler yaratma becerisidir.”

1

Toplum bilimciler insanı hayvanlardan ayıran en temel yetinin düşünme, dil ya da alet yapabilme becerisi değil, sanat yapma yani sıradan şeylere anlam ve değer katma becerisi olduğunu söylerler. Hayvanlar da düşünür, strateji geliştirir, alet yapabilir ve kendi aralarında konuşabilir ama hiçbir hayvan sanat yapamaz.

İnsanlar ilk ortaya çıktıklarından beri sanat yapıyorlar. İz bırakmak, bir karalama yapmak, bir şekil çizmek ve bütün bunlar aracılığıyla bir mesaj iletmek insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Mağaralara çizilen resimlerden de bildiğimiz gibi sanat,  ilkel topluluklar için de hayatın vazgeçilmez bir parçasıydı. Sanat müzeler kurulmadan önce, ilk insandan beri hep vardı.

Barnett Newman “İlk insan bir avcı toplayıcı ya da alet yapıcı değil bir sanatçıydı.” der. Newman tarihsel kanıtlara göre de ilk insanın balta yapmadan önce çamurdan idol yaptığını, sopayı mızrak olarak atmayı öğrenmeden önce tahtayla düz bir çizgi çizdiğini söyler. Paleolitik dönemde insanlar sadece iletişim kurmak için mağara duvarlarına resim çizmekle kalmayıp, sanat da yapmışlardır. Günümüzden otuz bin yıl önce yapılan çizimlerde, gölge ve perspektif teknikleri kullanılmış olması, o gün yapılmış olan sanatın kanıtıdır.

Estetik duygusu insanı insan yapan bir özelliktir. Daha ilk insanlardan bugüne sanat, insanların sadece kendilerini ifade etme aracı değil aynı zamanda içinde yaşadıkları dünyayı anlama ve kontrol etme çabasının da ifadesidir. Bu nedenle sanat, işi gücü olmayan, hafif çılgın insanların hayattan kopuk olarak ortaya çıkardıkları eserler değildir.

Her sanatçı, içinde yaşadığı toplumun yaşama biçiminden, gelenek ve göreneklerinden, dini inançlarından, siyasal ve ekonomik düzeninden, teknolojik gelişmelerinden beslenir. Bu yüzden Shakespeare‘in eserlerini seyrederken insan kendisinin tiyatroda olduğunu unutur ve söz konusu dönemde yaşıyormuş hissine kapılır. Sanat eserleri insanlığın hayat deneyimini anlatır; zamanın ruhunu yansıtır.

Sanat aynı zamanda geleceğe de ilham verir. Sanatçıların hayal gücü bilime de hizmet etmiştir.  Jules Verne’nin 1850’lerde  yazdığı romanlar, Leonardo’nun 16. yüzyılda yaptığı çizimler, bilime rehberlik yapmıştır.

İnsanın neden sanat yaptığının pek çok yanıtı olabilir. Fransız şair Paul Claudel, Shakespeare’in, Dostoyevski’nin, Rubens’in ya da  Wagner’in sanat için değil, duygularını dışa vurarak kendi “yüklerinden” kurtulmak için sanat eserleri ürettiklerini  söyler. Pek çok düşünür, insanların tarihin her devrinde gündelik hayatın kısır döngülerinden, çözümsüz sorunlarından kurtulup daha anlamlı bir dünyaya geçmek  için sanata başvurduklarını söyler.

2

Sanatın insanları birleştirici ve kaynaştırıcı bir özelliği vardır. Bir sanat eserini ortaya çıkarmak da o eseri izlemek, dinlemek ya da paylaşmak da insanları birbirine yaklaştırır. Sanat, insanların aynı düşünce boyutunda buluşmalarını, tek ruh olmalarını sağlar.

Sanatın, mutlaka seçkinler için olması gerekmiyor. Aksine bu zamanın ruhu sanatın insanların buluşabileceği bir platform olmasına daha uygun. Sanatçılar artık şehrin farklı mekanlarını da kullanarak sanatı sokağa taşırıyorlar.  Binaların cepheleri, tren garları, çanak antenler, su boruları, elektrik direkleri, mağaza vitrinleri, alışveriş merkezlerinin koridorları, sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor. Festivallerde müzisyenler hatta orkestralar mahalle aralarına kadar girerek sanatı geniş kitlelerle buluşturuyorlar.

Seth Godin herkesin bir şeyleri değiştirme potansiyeline sahip olduğunu, insanları etkilemenin bir sanat eylemi olarak kabul edilmesi gerektiğini söyler. Joseph Beuys, “Her insan bir sanatçıdır, sanatçıdan kastım resim ve heykel yapanlar, piyano çalanlar, beste yapanlar değildir. Bana göre hemşire de sanatçıdır; bir doktor, bir öğretmen de, kendi gelişiminden sorumlu bir öğrenci de.” diyerek sanatın iyi düşünülmüş, duyarlılık katılmış bir eylem olduğunun altını çizer.

Sanat insan zekâsının en ilgi çekici, en güzel şekillerini, seslerini, çizgilerini ortaya koyar. Sanat tek başına dünyayı değiştiremez ama ona bakışımızı değiştirebilir. Sadece dünyaya bakışımızı değil,  kendimizi   algılamamızı, kafa yapımızı, iş yapış biçimimizi de farklılaştırabilir.

 


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Maria Popova, “Creating a “Fourth Culture” of Knowledge: Jonah Lehrer on Why Science and Art Need Each Other”
    http://www.brainpickings.org/index.php/2012/03/08/johan-lehrer-fourth-culture/

  2. Barnett Newman, \"The First Man Was an Artist,\"
    http://venetianred.net/2008/10/10/barnett-newman%E2%80%94the-first-man-was-an-artist/

  3. Art is Everywhere Movement
    http://arteverywhereus.org/What-Is-Art-Everywhere

  4. The Gombrich Archive
    http://gombrich.co.uk/

  5. The Gombrich Archive, Articles
    http://gombrich.co.uk/papers-and-articles/

  6. The Definition of Art, Stanford Encyclopedia of Philosophy
    http://plato.stanford.edu/entries/art-definition/#HisDef/

  7. Wikipedia, Art
    http://en.wikipedia.org/wiki/Art

  8. Hye-Kyung Lee, “(Re-)Framing British Cultural Policy Under New Labour Government”
    https://www.kcl.ac.uk/artshums/depts/cmci/people/papers/lee/newlabour.pdf

  9. “Evolution of The Social Enterprise Industry: A Chronology of Key Events”, The Institute for Social Enterprise
    https://www.se-alliance.org/upload/Membership%20Pages/evolution.pdf

  10. Art Therapy
    http://www.arttherapyblog.com/what-is-art-therapy/#.VAItRPl_t8E

  11. Birgül Aydın, “Tıbbi Sanat Terapisi”
    http://www.cappsy.org/archives/vol4/no1/cap_04_05.pdf

  12. “Victor Nunes: Gündelik Hayatta Kullandığımız Objeleri Sanata Dönüştüren Sanatçı”
    http://onedio.com/haber/gundelik-hayatta-kullandigimiz-objeleri-sanata-donusturen-sanatci-258370

  13. Jim Granato, Ronald Inglehart and David Leblang, “The Effect of Cultural Values on Economic Development”
    http://socsci.colorado.edu/~bairdv/Leblang.pdf

  14. Seth Godin, “Making Art”, Seth Godin Website
    http://sethgodin.typepad.com/seths_blog/2010/01/making-art.html

Honore de Balzac, “Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür.” der.

Güzel olan aynı zamanda daha iyi, daha başarılı, daha güçlü, daha kaliteli olarak algılanır. Dünyanın farklı yerlerinde yapılan araştırmalar, güzel/yakışıklı olan insanların, daha zeki ve daha iyi olarak algılandığını ortaya koyar. Bu genelleme sadece insanlar için değil nesneler için de geçerlidir. Bir nesnenin güzel olması, onun cazibesini artırır. Güzellik değer katar. (Güzeller Zekidir!)

Güzelliği simetri ve orantılarla açıklamak mümkün olsa da güzellik değişmez bir kavram değildir. Aksine, güzellik içinde yaşanan toplum tarafından belirlenir, zamanın ruhuna göre  anlam ve biçim değiştirir. Rönesans ressamlarının çizdikleri güzeller, bugünün anlayışına göre epeyce kilolu kalırlar. (Güzeli Tarif Edebilir Misiniz?)

Güzellik sübjektiftir, kişiden kişiye değişir; ama estetik objektif ölçütleri olan bir disiplindir. Güzellik görecelidir; estetik ise evrensel.

Eski Yunan felsefesi kâinatın kaosuna düzen getirmek iddiasıyla hep kurallara sarılmıştır. Aristo’ya göre estetik bir orantı, uyum ve düzendir. Bir resimdeki renk uyumu veya müzikteki güzel bir armoni o eserin yapısındaki düzeninin yansımasıdır. Bundan yüzyıllar önce belirlenmiş olan bu ölçütler estetiğin evrensel ölçütleridir, her alana uyarlanabilirler.

Kaosun içinde de bir estetik olabileceği gibi,  uyum ve simetrinin de  sıkıcı bir tekrara düşmesi mümkündür. Sanatçılar ürettikleri eserlerde hem durağan hem de hareketli simetri yakalayabilirler. Klasik müzik eserleri, hareketli simetrinin örneğidir. Bu eserlerdeki tekrarlanan  simetrik kalıplar onlara estetik katar. Bir ressam ise meydana getirdiği eserinde durağan simetri kavramını kullanabilir. Sadece sanat eserleri değil doğadaki canlılar da göz kamaştırıcı bir estetik barındırır. Tavus kuşunun kuyruğu, kelebeklerin kanatları son derece estetiktir.

0001-66800457

Herhangi bir ürüne ya da deneyime estetik bir boyut katarak onu daha arzulanır kılmak mümkündür. Estetik değerler taşıyan bir ürün, bir eşya, bir mekân, bir ambalaj, bir hizmet hatta üslup, davranış, hitap daha değerli olur.

Bir toplumun estetik anlayışının en somut göstergelerinden birisi yemek kültürüdür. Bir ülkenin, bir yörenin yemekleri oranın karakterini ve estetik anlayışını gösterir. Sadece toplumların değil bireylerin de hayata bakışlarını anlamak için sofralarına bakmak yeterlidir. Bir evde yemeğin ve sofranın ne derece göze hitap ettiği o evde yaşayanlarla ilgili çok şey anlatır. En ekonomik malzemelere estetik değer katarak bir ziyafet hazırlamak mümkünken, en pahalı malzemelerden çok zevksiz yemekler ortaya çıkarmak mümkündür.

Daha estetik çözümler sunmak için daha fazla parasal kaynağa, daha ileri teknolojiye sahip olmak  gerekmez. Estetik bir anlayış meselesidir, her insan daha estetik çözümler elde etmek için kendini geliştirebilir.

Estetik, daha zevkli olanı aramaktır. Somut bir güzellik tarifi değil, daha zevkli olanı aramayla ilgili -sonu olmayan- bir yolculuktur. New York Modern Sanat Müzesi küratörü Paola Antonelli’nin de vurguladığı gibi  “İyi tasarım, teknolojiyi, psikolojiyi ve estetiği birleştirerek insan ihtiyaçlarını çözen bir Rönesans tavrıdır.”  (Tasarım Bir İş Yapma Biçimidir), (Tasarım Bir Dünya Görüşü, Bir Duruştur)

Öte yandan estetik sadece güzellikle ilgili bir değerlendirme de değildir. Bir şeyi estetik kılmak onu illa ki güzelleştirmek anlamına gelmeyebilir. Kimi çirkinlikler de -bazı kriterler çerçevesinde- estetiğe konu olabilir. Kant, Shiller, Wittgenstein gibi düşünürler trajik, komik, ilginç, çocuksu hatta çirkin olan bir şeyin bile estetik olabileceğini söylerler.

Goya‘nın en önemli yapıtları arasında yer alan ve savaşın yıkıcı, yok edici yanlarını anlatan, 1814 tarihli yapıtı “Üç Mayıs Katliamı” tablosuna güzel demek zordur. Ancak şiddeti ve ölüm korkusunu son derece  çarpıcı anlatan bu tablo bütün sanat eleştirmenlerince son derece estetik olarak değerlendirilir.

goya 3

Picasso’nun Guernica tablosunun da güzellikle pek alakası yoktur; ancak bu tablo da son derece estetiktir. İspanya iç savaşında Franco ve Hitler’in yeni silahlarını deneme amaçlı bombaladıkları ve yaklaşık üç bin insanın öldüğü Guernica kentinde yaşanılan acıları, bu tablodan daha vurucu daha şiddetli ama aynı zamanda da daha estetik ortaya koyan bir başka eser bulmak zordur.

guernica

Estetiği bağımsız bir bilim olarak ele alan Alman düşünür Alexander Baumgarten, estetiğin konusunun duyusal yetkinlik olduğunu söyler. Alexander Baumgarten’in izinden giden düşünürler de, gerçek estetiğin “gözle gördüğümüz şeyler” değil “ruhumuzda meydana gelen özel duygular” olduğunu söylerler. (Estetik kelimesi de  zaten Yunanca hassasiyet ve duygu anlamına gelen “Esthesis- Aeshetikos” kelimesinden türemiştir.) Bu açıdan bakıldığında Guernica’yı estetik kılan, bu tablonun bir güzellik taşıması değil,  Picasso’nun o dönemde yaşanan vahşeti çarpıcı bir şekilde ifade edebilmiş olmasıdır.

Estetiğin güzelleştirmenin çok daha ötesinde duyarlılığımıza dokunma, duygularımıza seslenme, bizde coşku yaratma, bizi heyecanlandırma ya da yabancılaştırma gibi bir gücü vardır. Herhangi bir konuda duyusal hazdan (hoşlanma) bahsettiğimizde aslında sadece pozitif bir duygudan bahsederiz. Ancak  estetik hazdan bahsettiğimizde sadece pozitif değil, trajik duyguları da çerçevenin içine alırız. Örneğin, estetik hazzı yüksek bir müzik bizi ağlatabilir ama bu aldığımız hazzı düşürmez.

İsteyen herkes, hiç paraya gerek duymadan, yaptığı her işe bir anlayış, bir incelik, bir zevk ve özen katarak çok daha estetik durumlar yaratabilir. Estetik doğuştan gelen seçkin bir yetenek değildir. Bu nedenle,  estetik zevk edinme konusunda herkesi eşittir. Eğer estetik değerler sahibi olmak bir yetenek meselesi olsaydı ve sadece doğuştan gelseydi hayat çok umutsuz bir yer olurdu. Kimse daha iyiyi, daha güzeli, daha zarif olanı öğrenme imkanına sahip olmazdı. Oysa bu konuda hevesi olan herkesin, zevklerini ve estetik anlayışını geliştirmesine imkan vardır. Estetik değerlere ulaşmak için önce bu konuya ilgi  göstermesi ve sonra kendisini eğitmek için zaman ve emek harcaması gerekir.

Bir kır otelinin hiçbir konfor ve lükse sahip olmadan estetik olması mümkündür. Ya da tam tersi bir saray dünyanın en sakil yapısı olabilir. Bir evi estetik yapan, içindeki pahalı eşyalar değil, o evin sahiplerinin hayat görüşleridir. Estetik pahalı ve lüks olmak zorunda değildir. Sadece mekanlar ya da ürünler değil, tavrımız, üslubumuz,iş yapma biçimimiz… Hayatımıza değen her şey estetik olabilir.

Estetik anlayışımız yaptığımız her işte imzamız olur. Bizi farklılaştırır. 

 


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Rolf A. Faste, “Ambidextrous Thinking”, 1994
    http://www.haakonfaste.com/fastefoundation/publications/ambidextrous_thinking.pdf

  2. Wikipedia, “Neuroesthetics”
    http://en.wikipedia.org/wiki/Neuroesthetics

  3. “Aesthetic Science”
    http://ccn.upenn.edu/chatterjee/anjan_pdfs/Chatterjee_AestheticScience2012.pdf

  4. Paul Hekkert, ”Design Aesthetics: Principles of Pleasure in Design”
    http://www.pabst-publishers.de/psychology-science/2-2006/06_Hekkert.pdf

  5. Wikipedia, Aesthetics
    http://en.wikipedia.org/wiki/Aesthetics

  6. “Hegel’s Lectures on Aesthetics”
    http://www.marxists.org/reference/archive/hegel/works/ae/

  7. G.W.F. Hegel, “Lectures on Aesthetics”
    http://www.sophia-project.org/uploads/1/3/9/5/13955288/hegel_aesthetics.pdf

  8. Theodor W. Adorno, \"Aesthetic Theory\", Wikipedia
    http://en.wikipedia.org/wiki/Aesthetic_Theory

  9. Martin Prosperity Research, “Beautiful Places: The Role of Perceived Aesthetic Beauty in Community Satisfaction“, Working Paper Series
    http://www.creativeclass.com/rfcgdb/articles/Beautiful%20places.pdf

  10. Kendall Walton, “Aesthetics—What? Why? and Wherefore?”
    http://sitemaker.umich.edu/klwalton/files/walton_whatwhywherefore_copy.pdf

  11. Morris Weitz , The Role of Theory in Aesthetics”
    http://moodle.artun.ee/pluginfile.php/10713/mod_resource/content/1/Weitz.pdf

  12. Helmut Leder, Benno Belke, Andries Oeberst and Dorothee Augustin, “A Model of Aesthetic Appreciation and Aesthetic Judgments”
    http://www.cognitivefluency.com/research/aesthetic.appreciation.judgements.pdf

  13. Gordon Graham, “Philosophy of Art”
    http://bosphorusproductions.wikispaces.com/file/view/Philosophy+of+the+arts+3rd+ed.pdf

  14. Prof. Rolf A. Faste, “The Role of Aesthetics in Engineering“
    http://www.fastefoundation.org/publications/the_role_of_aesthetics.pdf

  15. Robert Scott Root-Bernstein, “Music, Creativity and Scientific Thinking”
    http://fanfairefoundation.org/wp-content/uploads/2013/07/34.1root-bernstein.pdf

  16. R. David Broiles, “Frank Sibley’s, Aesthetic Concepts”
    http://www.jstor.org/discover/10.2307/427783?uid=3739192&uid=2129&uid=2&uid=70&uid=4&sid=21103887371621

  17. Robert Scott Root-Bernstein, “Visual Thinking: The Art of Imagining Reality”
    http://www.jstor.org/discover/10.2307/20486640?uid=3739192&uid=2129&uid=2&uid=70&uid=4&sid=21103887371621

Tasarım sadece görüntüyle, biçimle ilgili kozmetik bir ayrıntı değil, hayatı daha konforlu ve zevkli kılan bir akıldır. Tasarım, daha yaşanır bir dünya için insani çözümler üreten bir bakış açısıdır. Tasarım, biçimle işlev, zevkle ihtiyaç, teknolojiyle kaynaklar arasında estetik, anlamlı ve akıllı bağlar kuran bir düşünce ve iş yapma biçimidir.  (Tasarıma Sadece Zenginler mi Para Verir?) (Tasarım Bir Dünya Görüşü, Bir Duruştur)

Daniel Pink tasarlamanın sağ ve sol beyni bir araya getiren,  bütüncül bir anlayış olduğunu söyler. Pink’e göre tasarımın esas amacı, dünyayı değiştirmektir. Bu yüzden tasarımı bir iş değil, bir felsefe gibi görmek gerekir. Tasarım, dünyanın daha iyi bir yer olması için çaba harcar.

Amerikalı endüstriyel tasarımcı Mark Dziersk “Tasarım odaklı düşünce, bir metodoloji, bir problem çözme tekniğidir.” der. Gerçekten de tasarım, birbirinden bütünüyle farklı olan şeyleri bir araya getirmeyi akıl eden, en sıradan şeylere yaratıcı zekâ katan bir problem çözme tekniğidir.

Tasarım, yeni ürünleri, yeni hizmetleri ve yeni iş yapma biçimlerini hayatımıza sokarak yeni değerler yaratır. Akılı bir tasarım, yeterince iyi çalışmayan, zevk vermeyen, anlamı olmayan her şeyi, bambaşka bir işleve, biçime ve anlama kavuşturulabilir.

0001-66664385

New York Modern Sanat Müzesi küratörü Paola Antonelli, “İyi tasarım; teknolojiyi, psikolojiyi ve estetiği birleştirerek insan ihtiyaçlarını çözen bir Rönesans tavrıdır.” der. Hangi alanda çalışırsanız çalışın, işe tasarım odaklı bir bakış açısıyla yaklaşmak, her şeye sihirli bir işlevsellik kazandırma ve dünyadan daha fazla zevk alma yollarını açar.

Bireyler için de şirketler için de tasarım odaklı düşünmek demek, işleri başka bir gözle görerek sonuçları değiştirecek adımları atma yöntemidir. Tasarım odaklı düşünmek yeni bir bakış açısı getirmek, yeni bir uygulama geliştirmektir; var olanla tatmin olmamak, sürekli “neden” ve “neden olmasın” diye sormak üzerine kurulu bir süreçtir.

Tasarım odaklı düşünmeye başladığımızda, IDEO Yaratıcı Direktörü Paul Bennett’in de söylediği gibi, aslında köklü değişiklikler yapmadan da çoğu zaman son derece basit değişiklikleri yakalayarak ciddi anlamda fark yaratacak çözümler de bulabiliriz. Zaten ihtiyaçlara, sorunlara, işlere, süreçlere bir tasarımcı gibi yaklaştığımızda gözümüzün önünde duran, en basit olanı farklı bir şekilde görme yeteneğimiz de devreye girer. Bu aslında doğal hayatımız içinde hep yaptığımız bir şeydir. Paul Bennett, aslında hepimizin, kendi alanlarımızda kendi tasarladığımız çözümler ürettiğimizi söyler. Paul Bennett’e göre, bir kadının köpeğini süpermarketin önündeki direğe bağlaması, gündelik tasarım örneklerinden birisidir. Şirketlerin yapması gereken her insanın içinde olan bu doğal ve içgüdüsel yeteneği bir iş yapma kültürü haline getirmektir.

Seth Godin, kendi blogunda,  “Neden? yeterince sorulmayan en önemli sorudur.” der. Neden işleri böyle yapıyoruz, neden bu sistem böyle çalışıyor, neden hedefimiz bu, neden strateji olarak bunu belirledik, neden kabul etmeyelim, neden fikrimizi değiştirmeyelim, neden bu işleri, bu şekilde yapıyoruz, neden olmasın… diye sormaya ve sorgulamaya başladığımızda aslında her şeyi yeniden tasarlamaya başlarız.

Tasarım bir iş yapma biçimidir

Tom Kelley ve IDEO şirketi tarafından geliştirilen tasarım odaklı düşünme yönteminin dört adımı vardır ve bu adımlar hemen herkes ve her şirktet için kolaylıkla kullanılabilir.

1-Bu yöntemin ilk adımı empati kurmaktır. İşin öğrenme aşamasında dinlemek, insanların o ürünü kullanırken o işi yaparken, o süreçten geçerken doğal olarak neler yaptıklarını inceleme, neden öyle yaptıklarını anlama aşamasıdır.

2-Ardından tespit edilen bulgular ve tanımlanan sorunlar paralelinde yaratıcı bir gözle farklı şeyleri bir araya getiren basit bir “prototip çıkarma” yani somutlaşmış bir ürün, bir süreç ya da bir sistem özelinde beyin fırtınaları gerçekleştirme aşaması gelir.

3- Prototipi hayatın içinde kullanıma ve geliştirme işin bir sonraki adımıdır.

4- En sonra da tasarım sürecini kalıcı bir yetkinliğe dönüştürmek için “sistemleştirme” adımı gelir.

Bu 4 adımlık süreç, aslında her alanda insan odaklı tasarımlar geliştirmenin adımlarıdır.

İçinde yaşadığımız bolluk döneminin son derece acımasız rekabetiyle baş etmenin en önemli yolunun tasarım odaklı iş yapma biçimini şirketlerin gündemine sokmak olduğuna inanıyorum.

Şirketlerin rekabet avantajı ve sürdürülebilir büyüme yakalayabilmeleri için tasarım odaklı iş yapmayı bir kurum kültürü haline getirmeleri gerektiğine inanıyorum.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Roberto Verganti, “User-Centered Innovation Is Not Sustainable”, HBR, 2010
    http://blogs.hbr.org/cs/2010/03/user-centered_innovation_is_no.html

  2. Rolf A. Faste, “Ambidextrous Thinking”, 1994
    http://www.haakonfaste.com/fastefoundation/publications/ambidextrous_thinking.pdf

  3. Tim Brown, “Design Thinking”, HBR, 2008
    http://hbr.org/2008/06/design-thinking/ar/1

  4. Design Thinking, “What Is That”, Fast Company, 2006
    http://www.fastcompany.com/resources/design/dziersk/design-thinking-083107.html

  5. Business Week, Design Thinking Special Report
    http://www.businessweek.com/innovate/di_special/20090930design_thinking.htm

  6. Paul Bennett, “Finds Design in the Details”, TED
    http://www.ted.com/talks/paul_bennett_finds_design_in_the_details.html

  7. Food for Your Mind: Managing as Designing - Video
    http://www.designthenewbusiness.com/blog/managing-as-designing.html

  8. Gaynor Aaltonen, “Business Thinking in the Knowledge Economy”, 2010
    http://www.guardian.co.uk/service-design/question-and-answer

  9. Joyce Hostyn, “10 Reasons Content Strategy is Essential When Designing a Holistic Customer Experience”, 2010
    http://www.joycehostyn.com/blog/2010/04/07/10-reasons-content-strategy-is-essential-when-designing-a-holistic-customer-experience/

  10. Design Thinking Movie
    http://designthinkingmovie.com/

  11. Martin Kihn,"Outside the Box": The Inside Story”, 2005
    http://www.fastcompany.com/53187/outside-box-inside-story

  12. Paola Antonelli, “Design and the Elastic Mind”, TED, 2007
    http://www.ted.com/talks/lang/tr/paola_antonelli_previews_design_and_the_elastic_mind.html

  13. Emily Pilloton, “Teaching Design for Change”, TED, 2010
    http://www.ted.com/talks/emily_pilloton_teaching_design_for_change.html

  14. John Hockenberry, “We are all Designers”, TED, 2012
    http://www.ted.com/talks/john_hockenberry_we_are_all_designers.html

  15. David Kelley on Human-Centered Design, TED, 2002
    http://www.ted.com/talks/david_kelley_on_human_centered_design.html

  16. Seth Godin, Website
    http://www.sethgodin.com/sg/

“Sanat” ve “pazarlama” kavramları yan yana geldiğinde bazı insanlar bu birliktelikten rahatsızlık duyarlar.  Bu insanlar pazarlamayı, bir ürünü zorla satmak ya da ahlak dışı yöntemler kullanarak insanları kandırmak olduğunu zannettikleri için, pazarlamanın sanat gibi yüce bir kavramı kirleteceğini zannederler.  Sanatın pazarlanmasının,  sanata zarar vereceğini düşünürler.

Diğer taraftan sanatçıların çoğunluğu da,  sadece “sanat yapma” peşinde olduklarını; eserleriyle “kendilerini ifade etmek” dışında bir beklentileri olmadığını ve tabii pazarlamaya karşı olduklarını dile getirmeyi, bir sanatçı tavrı olarak benimserler.

Oysa pazarlama, sadece şirketler için değil aynı zamanda fikirler ve sanat için de vardır. Pazarlama bir anlayıştır. Pazarlama fikirleri, sanat eserlerini, hizmetleri, ürünleri, şehirleri ve ülkeleri insanlarla buluşturur. Pazarlama insanları; bir fikri, bir hizmeti, bir sanat eserini, bir ürünü ya da bir seyahati satın almaya ikna eder.

Hepimiz biliyoruz ki insanlar, ünlü sanatçıların eserlerini görmek isterler, oyuncuları meşhur olan filmleri izlerler, tanınmış yazarların kitaplarını okurlar. İşte sanatın pazarlaması bunun için vardır. Eğer sanat eserleri doğru ve  yaratıcı bir şekilde pazarlanmazsa, sanatçı hak ettiği değeri elde edemez.

Pazarlama, sanatla insanları buluşturacak; insanların sanata para ödemesini sağlayacak güce sahip bir disiplindir. Sanatın pazarlanması demek, sanatçının kendisini ve eserini anlatabilmesi, bu eserin gerçek değerini bulması ve doğru insanlara ulaşması demektir. Bu açıdan bakıldığında pazarlama, sanat için iyidir. Pazarlama, sanatçıya, yaratma özgürlüğü verir; gelir sağlar.

15. yüzyıl Avrupası’nda sanatçılara destek veren zengin aileler vardı. Rönesans İtalya’sında Medici gibi büyük aileler sanatçılara kol kanat geriyor, onların sanatlarını özgürce icra etmelerini sağlıyordu. Sponsorluk kavramı icat olmadan önce bile sponsorluk vardı aslında ve pazarlamanın kuralları pazarlama icat olmadan da işliyordu.

Bugün artık sanatın markalar tarafından desteklenmesine alıştık. Hatta bunu toplumsal bir sorumluluk olarak görüyor ve şirketlerin sanat faaliyetlerini desteklemesini bekliyoruz. Ancak sanatın pazarlanmasını hala yadırgadığımız için, kitapları hakkında konuşan yazarları, filmlerinin tanıtımını yapan oyuncuları kolayca eleştirebiliyoruz. Ben Türkiye’de her sene daha fazla sinema filmi, konser, sergi yapılmasının; daha çok kitap basılmasının, her gün yeni bir galeri açılmasının sanatın daha iyi pazarlaması sayesinde olacağına inanıyorum.

2012 Londra Olimpiyatları’nda kentin adeta bir açık hava müzesine dönüşmesi sanatın zekice pazarlanmasının bir örneğidir. Londra müzelerinin ardı ardına uluslararası sergiler açması; kentin parklarına, meydanlarına dünya çapında meşhur sanatçıların yapıtlarının yerleştirilmesi, sanatın kitlelere yaratıcı bir şekilde pazarlanmasının iyi bir örneğidir.

Sanatı pazarlamak

Eskiden kentler kendilerini üzüm festivali, kayısı festivali gibi tarımsal ürünlerle tanıtırlardı. Şimdi sanat ve film festivalleri ile özdeşleşen dünya kentleri birbiriyle yarışıyorlar. Cannes, Berlin Altın Ayı ya da Venedik film festivalleri sadece sinema endüstrisine değil, hiç şüphesiz o  kentin kalkınmasına da destek oluyor.

Yaratıcı bir şekilde pazarlandığında sanat, daha büyük izleyici kitleleriyle buluşma şansını elde eder. Bu sadece söz konusu eseri ya da sanatçıyı meşhur etmekle kalmaz, aynı zamanda daha çok  insanın estetik zevkinin ve hayal gücünün de genişlemesini sağlar.

Doğru ve yaratıcı bir şekilde uygulanan sanat pazarlaması, sanatın gelişmesine katkıda bulunduğu kadar, kültürel hayatın  zenginleşmesine ve insanların zevklerin incelmesine de hizmet eder.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Neil Kotler and Philip Kotler, “Can. Museums. Be. All. Things. to. All. People?”
    http://asitssgdae.ase.tufts.edu/ssl/cgi-bin/library.exe?e=d-01000-00---off-0SSL--00-1--0-10-0---0---0prompt-10---4-------0-1l--11-en-50---20-pdf---00-1-1-00-0-0-11-1-0utfZz-8-00&a=d&c=SSL&cl=CL1.11.456&d=D837

  2. Joanne Scheff and Philip Kotler, “How the Arts Can Prosper Through Strategic Collaborations”
    http://hbr.org/1996/01/how-the-arts-can-prosper-through-strategic-collaborations/ar/1

  3. Philip Kotler, “The Role Played by the Broadening of Marketing Movement in the History of Marketing Thought”
    http://mpdev.marketingpower.com/ResourceLibrary/Publications/JournalofPublicPolicyandMarketing/2005/24/1/jppm.24.1.114.pdf

  4. Ideas into Action, Section 4, “Marketing Arts Acitivity to Communities”
    http://artslinkqld.com.au/assets/img/misc/Ideas%20into%20Action%20Section%204%20marketing%20arts%20acitivity%20to%20communities.pdf

  5. Dr. Peter Steidl, Robert Hughes, “Marketing Strategies for Arts Organisations”
    http://www.australiacouncil.gov.au/__data/assets/pdf_file/0013/1903/00_intro.pdf

  6. Barrie Arts and Culture Strategic Marketing Plan, “Creating Cultural Connections”
    http://www.barrie.ca/Culture/Documents/Barrie_Arts_Culture_Strategic_Marketing_Plan.pdf

  7. Hye-Kyung Lee,“Rethinking Arts Marketing in a Changing Cultural Policy Context”
    http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/nvsm.9/abstract

  8. Megan Axelsen , Dr Charles Arcodia, “New Directions for Art Galleries and Museums: The use of special events to attract audiences”, A Case Study of The Asia Pacific Triennial
    http://espace.library.uq.edu.au/eserv.php?pid=UQ:9960&dsID=ma_ca_nd.pdf

  9. Dr Kim Lehman, “Investigating The Role of Marketing in Museum Management: Australia’s State Museums”
    http://eprints.utas.edu.au/8543/1/NSAM_Lehman.pdf

  10. Marketing Crafts and Visual Arts: The Role of Intellectual Property A practical Guide
    http://www.wipo.int/sme/en/documents/pdf/marketing_crafts.pdf

5 9470

Gutenberg’in 1440 yılında matbaayı icat etmesi iletişimin en radikal devrimiydi. Yazının yaygınlaşması, Kilise’nin egemenliğine son verip özgür düşüncenin doğmasını, bilimin görülmemiş bir hızda gelişmesini ve bilginin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Matbaanın icadından sonra rönesans ve reform hareketleri geldi. Avrupa ve dünya değişti.

Dört yüz yıl sonra fotoğrafın keşfiyle birlikte iletişimde görsel dönem başladı. Görsel anlatım edebi anlatımla yarışmaya başladı.

Bugün ise iletişimin büyük bölümü televizyon ve videoyla yapılıyor. Artık daha az yazı okuyor daha fazla görüntü izliyoruz. İş sunumlarından üniversite derslerine kadar her yerde video kullanıyoruz.

Artık hepimizin bir Youtube kültürü var. Beğendiğimiz sanatçıların şarkılarından tutun da yeni aldığımız fotoğraf makinasının kullanma kılavuzuna kadar her şeyi bulabildiğimiz bir yer Youtube.

Görüntülü iletişim kesin bir zafer kazandı. Her geçen gün yazılı iletişimden uzaklaşıp görüntülü iletişime doğru kayıyoruz. Elbette bu yazının öldüğü anlamına gelmiyor ama yazı giderek kısa mesaj sınırlarına hapsolacak gibi görünüyor.

Ben videonun yükselişinin çok daha hızlanacağını, bundan kısa bir süre sonra internet içeriğinin çok büyük bir kısmının videolardan oluşacağını, web siteleri ve blogların daha fazla video daha az yazı içereceğini düşünüyorum.

14

Son yirmi yılda hayatımıza giren iletişim teknolojileri sayesinde video artık durdurulamaz bir güç elde etti. Eskiden televizyon kuruluşlarının tekelinde olan yayın yapma gücü bugün artık herkesin elinde. Bugün isteyen herkes kendi düşüncesini, dikkat çekmek istediği bir konuyu cebindeki telefonla kaydedip internette yayınlayabilir. Bugün sıradan insanların çektiği videolar, en ünlü haber kanallarından bile daha önce haber sunabiliyor. Haiti depreminde de, Kahire Tahrir meydanındaki olaylarda da elinde akıllı telefonu olanlar gazetecilerden çok daha önce “yayın” yaptılar. Günümüzde artık herkes bir anlamda “gazeteci”.

Video iletişimi bizi “aslımıza” geri götürüyor. Bundan beş bin yıl önce Sümerler yazıyı bulduklarında insanlığın ilerlemesinin temellerini atmışlardı. Yazı sayesinde insanın yükselişi başlamıştı.

Ama yazıyı yazmak da okumak da insanın “gayret” göstererek yaptığı bir faaliyettir. Çaba ister. Oysa sözel iletişim insanın içgüdüsel yaptığı bir iştir.  İnternet, insanın hiç zorlanmadan yaptığı bu iletişimi milyonlarca insana taşımak gibi olağanüstü bir iş yapıyor.

Film teorisyeni ve psikolog Rudolf Arnheim, görsel düşünme yeteneğimizin doğuştan geldiğini söyler. Arnheim’a göre göz, sadece görsel verileri toplayan bir organdan çok daha fazlasıdır. Düşünme daha ilk anda görmeyle birlikte oluşur. İnsanın düşünme yeteneği görme duyusuna bağlıdır.

Etrafımızda gördüğümüz her şey, kendine has bir anlam oluşturur. Gözlerimizin birbirine yakın olarak gördüğü şeyleri, zihnimiz birbirleriyle ilişkili olarak kabul eder. Görsel bir kompozisyon onu oluşturan parçaların toplamından daha derin bir anlam içerir.

Renkleri, büyüklükleri, dikey ve yatay yönelimleri, şekilleri, gölgeleri ilk görüşte algılarız. Gördüğümüz bu farklılıkların her biri bize -ilave bir açıklamaya gerek olmadan- neye bakmamız, neyi seçmemiz ya da hangi kanıya varmamız gerektiğini bildiren ipuçlarıyla doludur. Fotoğraf ve film (video) sanatı bu değişkenleri bir araya ustalıkla getirme sanatıdır.

Videonun gelişmesi bizi insanlık tarihinin en başına götürüyor. İlk insanlar kelimelerden hatta seslerden önce görsel olarak işaretler, şekiller ve simgelerle iletişim kurmuşlardı. Milattan önce 15.000’li yıllara ait olan hayvan figürleri insanlığın en eski görsel iletişim örnekleridir (Lascaux mağarası) . Bu figürler dini totemler, avlanma yöntemleri, bölgedeki av hayvanları hakkında bilgileri yansıtıyordu. Bugün Youtube neyse o günkü mağara resimleri aynı şeydi.

Görsel dil, yazı dilinden çok daha hızlı çok daha etkili  ve evrensel bir ilişki kurar. İnsan görsel bir varlıktır.

Görsel simgelerle vereceğimiz her mesaj hızlı anlaşılması, akılda kalıcılığı, farklı dil ve kültürlerde de iletişim sağlaması açısından yazıya göre üstünlükler içerir. Havayollarının, hastanelerin ve trafik işaretlerinin dili evrenseldir. Bunları anlamak için okuma yazma bilmek gerekmez.

Gözümüz saniyelerle sayılabilecek kadar kısa bir zamanda sembolleri fark eder ve verilen mesajı kavrar. Hatta bilinçaltımız  fark etmediğimiz görsel sinyalleri bile kaydeder. Bu sebeple çok küçük yaşlarda gördüklerimiz hayatımız boyunca bilinçaltımızdan silinmez.

Görsel semboller kelimelerden çok daha güçlüdür. İyi tasarlanmış bir sembol, ifade etmek istediği anlamı en kesin, en sade, en doğal şekilde ifade etme gücündedir. Bu sebeple sembolizm sadece reklam ve marka yönetimi alanlarında değil; resim, müzik, din, sanat gibi alanlarda yoğun şekilde kullanılır.

13

Henry MatisseGörmek yaratmanın da başlangıcıdır.” der. İyi tasarım iyi görme yeteneği gerektirir. Görsel düşünme, “iyi bakmayı öğrenmekle” başlar. Görsel bir dünya içinde daha iyi yol bulmak ve yeni yollar açmak için insanın önce “aktif bakma” konusunda uzmanlaşması gerekir. Bu durum fotoğraf, film, heykel ve resim gibi bütün görsel sanatlar için geçerlidir.

Dünya kaçınılmaz olarak her geçen gün daha görsel bir yer haline geliyor. Görselliğin teknolojisi ilerledikçe ifade gücü de artıyor.

Dünya küreselleşmeyle birlikte ortak bir görsel dil geliştiriyor. Farklı kültürlerde aynı anlamları taşıyan tasarımlar sayesinde bütün dünya aynı görsel dili konuşuyor. Apple’ın, Google’un, Facebook’un görselleri bugün farklı kültürlerden milyonlarca insanın aynı görsel dili konuşmasını sağlıyor.

Görselliğin zihnimizi netleştirdiği ve iletişimi kolaylaştırdığı kesin; ama diğer taraftan görsellik her şeyi çözmüyor elbette. Gösterişli sunumlar, çarpıcı resimler tek başına bir işe yaramıyor. Görsel iletişim ancak iyi bir içerikle anlam kazanıyor. İçeriği boş ama çok iyi görseller içeren bir power point sunumun işe yaramadığı kesin.

İnsanlarda yeni fikirlerin oluşmasını sağlayan, zihinleri netleştiren, duyguları harekete geçiren ve insanlarla bağ kuran bir görsel anlatım binlerce kelimenin anlatamadığını anlatır. (Bu konuda Duarte Design firmasının kurucusu Nancy Duarte’nin kitaplarını ve web sitesini hararetle öneririm.)

Ben gelecek yıllarda videonun hayatımızda daha önemli bir yer tutacağına inanıyorum. Kurumların web siteleri, ürünlerin kullanma kılavuzları, internetteki bilgi paylaşımlarının çok büyük bölümünün videolardan oluşacağına inanıyorum. Ayrıca video bugünkü kullanımına kıyasla daha fazla interaktif (etkileşimli) olacak. Videoları izleyen tüketicilerin “olaya” katılımı artacak. Video dünyası giderek büyüyecek, yaygınlaşacak ve diğer iletişim biçimlerine mutlak bir üstünlük sağlayacak.

Gelecek yıllar video yılları olacak. Akıllı telefonların kullanımı yaygınlaştıkça video, hayatımızda bir daha hiç çıkmamak üzere kalıcı bir yer edinecek. Hepimiz videonun bu önlenemez yükselişine hazırlıklı olmalıyız.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Juan Osborne, “A Picture İs Worth A Thousand Words”
    http://www.juanosborne.com/

  2. Jeremiah Dittmar, “Information Technology and Economic Change: The Impact of the Printing Press”, 2011
    http://www.voxeu.org/index.php?q=node/6092

  3. Visual Memory, Wikipedia
    http://en.wikipedia.org/wiki/Visual_memory

  4. Video Art, Wikipedia
    http://en.wikipedia.org/wiki/Video_art

  5. Visual Culture, Blog
    http://visualcultureblog.com/

  6. Visual Culture, Blog, “Arab Revolution”
    http://visualcultureblog.com/tag/arab-revolution/

  7. Paul Duncum,“Visual Culture Isn't Just Visual: Multiliteracy, Multimodality and Meaning”, 2004
    http://vassarliteracy.pbworks.com/f/Duncum_visual_cultural.pdf

  8. Chris Hedges, “Empire of Illusion: The End of Literacy and the Triumph of Spectacle”, 2009
    http://www.youtube.com/watch?v=0eZ6PeoBPyI

  9. Visual Culture Videos
    http://www.youtube.com/results?search_query=visual+culture&oq=visual+culture&aq=f&aqi=g4&aql=&gs_l=youtube-reduced.12..0l4.116680.120643.0.122301.14.12.0.2.2.0.220.835.3j3j1.7.0...0.0.og7by2LHgo8

  10. Duarte, “Presentation, Design & Training”, Website
    http://www.duarte.com

  11. Nancy Duarte, Blog, “Duarte, Presentation, Design & Training”
    http://blog.duarte.com

  12. Nancy Duarte, “The Secret Structure of Great Talks”, TED Video
    http://www.ted.com/talks/nancy_duarte_the_secret_structure_of_great_talks.html

SEÇTİKLERİMİZ