Hayatı Biraz Yavaşlatmak Hepimizin Ruhuna İyi Gelecek!

O kadar hızlı bir hayat yaşıyoruz ki son yıllarda hepimizin yavaşlamaya, sakinleşmeye olan ihtiyacının ve ilgisinin arttığını gözlüyorum.

Yavaş yaşa iyi yaşa.” sanayi sonrası toplumunda kentli insanın giderek daha fazla ilgi gösterdiği bir akım haline geldi. “Uluslararası Yavaş Hareketi” (Slow Movement), yavaş yemek ile (Slow Food) başlattığı hareketi,  “Alternatif şehirciliğe” taşıdı. İlhamını Asya’dan alan yavaş şehir akımı (Citta Slow) , tüm Avrupa’da hızla yayılıyor.

Peki, siz böyle bir ihtiyaç duyuyor musunuz? Aslında hepimizin doğuştan bildiği; ama son yıllarda unuttuğu “yavaşlığı”, yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Elimizde olmadan, düşünmeden kendimizi kaptırdığımız hızlı hayat bizi gerçek doğamızdan uzaklaştırıyor; güçlü olmak için daha hızlı yaşama arzumuz sonuçta bizi daha güçsüz kılıyor.

Sanayi sonrası toplumuna damgasını vuran, “sürekli bağlantı içinde olma” arzusu, seçeneklerin bolluğu ve hız gibi unsurlar, hayatımızı derinden etkiledi. Çoğumuz uyurken bile cep telefonumuzu kapatmıyoruz. Çevremizden aldığımız bütün mesajlar bize “eğer acele etmezsek bir şeyleri kaçıracağımız” uyarısını yapıyor ve kendimizi kaptırdığımız bu yeni alışkanlıklarımız içinde “hemen şimdi, daha fazla, daha hızlı” yaşamak istiyoruz; daha çok şeye aynı anda sahip olmak istiyoruz; vazgeçemiyoruz.

Hem evdekilerle sohbet etmek istiyoruz hem de elimizden bilgisayarı düşürmüyoruz, aynı zamanda da televizyon seyretmek istiyoruz.

Hiçbir zevki hiçbir hazzı bir sonraki zamana bırakmak istemiyoruz.

hayati-biraz-yavaslatmak-1

“Hazzı erteleyememek” bizim daha tatminsiz olmamıza yol açıyor. Hangi yaşta ve konumda olursak olalım, anlık dürtüleri hemen doyurmak istiyoruz ve aynı anda bir çok işi yaptığımız için hiç birine tam olarak odaklanamıyoruz.

Sakince odaklanarak işleri teker teker yapmak yerine aynı anda birçok işi yapmaya çalışarak daha düşük performansa razı oluyoruz; ama çoğunlukla bu durumun farkına bile varamıyoruz.

“Aynı anda çok daha fazla iş halledelim, zamandan kazanalım, daha çok iş yapıp daha karlı çıkarım” diye düşünürken tam tersi bir sonuçla karşılaşıyoruz. İçine düştüğümüz hızlanma ve aynı anda birden fazla iş yapma takıntısı, işimizi, ilişkilerimizi, sağlığımızı, hayatımızı olumsuz olarak etkiliyor. Daha etkin olmak için aynı anda birçok iş yapmak istiyoruz; ama sonunda hem daha verimsiz oluyoruz hem de stresimizi arttırıyoruz. Hayat kalitemizi düşürüyoruz.

Aynı anda birden fazla iş yapma hevesimiz bizi giderek daha nezaketsiz ve kaba insanlar haline getiriyor. Katıldığımız toplantılarda aynı anda bilgisayar ve Blackberry’lerimizden e postalarımızı okuduğumuz için, konuşulanları tam olarak dinleyemiyoruz. Dikkatimiz hep eksik kalıyor.

Ben birlikte yaşadığımız, beraber çalıştığımız insanlara dikkatimizi vermenin olmazsa olmaz bir koşul olduğuna inanıyorum.

Her insan kendisine değer verilmesini ister. Beraber çalıştığımız kişilere, onların gerçekten değerli olduklarını hissettirmenin en temel yolu, o insanları gerçekten dinlemekle başlar.

Siz bir konu üzerinde heyecanla konuşurken, yöneticinizin sürekli sağa sola baktığını daha da fenası, Blackberry’sindeki mesajları göz ucuyla okuduğunu düşünün, kendinizi nasıl hissedersiniz? Siz böyle bir yöneticiye ne kadar saygı duyarsınız? Böyle birisine ve temsil ettiği kuruma bağlılık duyar mısınız? Fedakârlık yapar mısınız? Daha çok çalışıp daha iyi sonuçlar almak için gönüllü olur musunuz?

Bir toplantıda insanlar Blackberry’lerinden ya da bilgisayarlarından e-maillerini okuyorlar hatta cevap yazıyorlarsa böyle bir toplantıdan verim beklenir mi?

Maalesef yeni dönemin “görgü kuralları” henüz yazılmadı. Toplantılarda cep telefonlarımızı ve bilgisayarlarımızı kullanıp kullanmayacağımızı, eğer kullanacaksak nasıl ve hangi ölçüde kullanacağımızı bilmiyoruz. Herkes kendisine göre bir yol tutturmuş gidiyor. Doğrusunu kimse bilmiyor.

Aynı anda birden çok iş yapmak, bizi “Az zamanda çok iş başarıyorum.” gibi yanıltıcı bir duyguya kaptırır ve üstelik stres seviyemizi çok ciddi bir şekilde yükseltir.  Sonuçta verimsiz, dikkatsiz, sinirli insanlar oluyoruz.

Businessman

Dikkat eksikliği beyin ön bölgesinin aşırı duyarlılığı ile ilgili bir özellik. Bu bölgenin aşırı uyarılması sonucu olumsuz etkilenen sadece dikkat kalitesi değil,  sabretme gücümüz de aşırı duyarlılıkla zayıflamaya başlıyor. Bu sebeple dikkat eksikliği sorunu olan kişiler aynı zamanda aşırı sabırsız oluyorlar. Sorunlara etraflıca düşünmeden acele çözüm bulup hemen uygulamaya geçmek istiyorlar. Yeterince düşünmeden karar veriyorlar.

Beynimize ulaşan mesajlara anında tepki verme eğilimindeyiz. Beynimizin uyarılması sonucu dopamin hormonu salgılıyoruz. Dopamin salgılanması bir süre sonra alışkanlık oluşturuyor, bağımlılık yapıyor .

Diğer taraftan dopamin hormonunun yokluğu da can sıkıntısına yol açıyor. Vücut giderek daha çok dopamin istiyor. Odaklanmakta güçlük çekenler, tüm yoğunluklarına rağmen boşluk duygusuna kapılıyorlar.

Aynı anda birden fazla işi yapanlar aşırı uyarıldıkları için fazla dopamin salgılıyorlar ve hiper aktif özellikler gösteriyorlar. Yerinde duramama, sürekli kıpırdanma gibi fiziksel yansımaları da olan hiper aktivite; söz kesme, aklına geleni hemen söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme, isteklerini erteleyememe gibi belirtiler de gösteriyor.

Psikologlar, dikkat eksikliği çekenlerin,

• Bir anda birçok işle uğraşırken aslında işlerini takip etme ve bitirmek konusunda güçlük çektiklerini
• Büyük işler yapmak isterken tam tersi bir algı yaratıp yeterince güven veremediklerini,
• Aslında çoğu zaman kendilerini de güvensiz hissettikleri,
• Ruh hallerinde çok sık iniş çıkışlar olduğu; ani parlamalar gösterdikleri,
• Bir işe başlamada güçlük çektikleri, sık sık işlerini erteledikleri,
• Yeterli düzeyde başarılı olmadıkları, hedeflerine ulaşmada zorlandıklarını

tespit ediyorlar.

Water Drops

Milan Kundera, yavaşlamanın getirdiği zevkin neden kaybolduğunu sorgularken, ’’İnsanlar hatırlamak için yavaşlıyorlar, unutmak için hızlanıyorlar.’’ diyor.

Aslında istesek hepimiz biraz daha yavaşlayarak daha dolu ve daha zengin bir hayat yaşayabiliriz.

Her dakikamızı doldurmaya çalışmak yerine daha akıllı tercihler yapabiliriz.

Her gün belirli bir süre, hayatı yavaşlatmaya ayırabiliriz. Bir türlü kurtulamadığımızı söylediğimiz telefon, bilgisayar, televizyon gibi teknolojileri kapatarak günün geri kalanı için aklımızı ve enerjimizi toplayabiliriz.

Kendimizle ve düşüncelerimizle baş başa kalmak bize gerçekten iyi gelebilir. Üstelik bu sürenin çok uzun olması da gerekmez.

Aslında aynı anda birçok işi yapma isteği, hepimizin içindeki “daha etkin olma” dürtüsünden kaynaklanıyor. Televizyon izlerken bilgisayarda iş yaparken daha etkin olduğumuzu zannediyoruz. Oysa çoğunlukla istediğimizin tam tersi bir sonuçla karşı karşıya kalırız. Ne doğru düzgün televizyon izleriz ne de çalışabiliriz. Üstüne üstlük stresimiz de artar, tahammülsüz ve sinirli bir insan oluruz.

Eğer akıllıysak teknolojinin bizi ele geçirmesine izin vermemeliyiz.

Bilgi bombardımanına esir olmayı reddetmeli ve biraz durup düşünmeye vakit ayırmalıyız.

Hayatı –günün bir bölümünde bile olsa- biraz yavaşlatmak hepimizin ruhuna çok iyi gelecek.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Paul Virilio, Speed and Politics: New York: Semiotext(e), 1986
Paul Virilio, Hız ve Politika, çevirmen: Meltem Cansever, Metis yayınları, 1998
Paul Virilio, Enformasyon Bombası, çevirmen Kaya Şahin, Metis Yayınları, 2003

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1.Dr Güçlü Yıldız,”Dikkat eksikliği ve beyin duyarlılığı”, Gen Bilim, Haziran 2008
http://www.genbilim.com/content/view/5252/33/

2.Jonah Lehrer , Don’t! The secret of self-control, The NewYorker 2009
http://www.newyorker.com/reporting/2009/05/18/090518fa_fact_lehrer?currentPage=all

3.Matt Richtell “Elektronik Devrim İnsanlığı Esir Alıyor”, NewYork Times, Sabah 14.06.2010
http://www.sabah.com.tr/NewYorkTimes/2010/06/14/elektronik_devrim_insanligi_esir_aliyor

4.Matt Richtell, Your Brain on Computers: Hooked on Gadgets, and Paying a Mental Price, New York Times, 06.06.2010
http://www.nytimes.com/2010/06/07/technology/07brain.html?scp=4&sq=Matt%20Richtell%20%20&st=cse

5.Paul Virilio, “Hız Kirliliği, Yeni Teknolojiler ve Savaşın Geleceği” Söyleşi: James Der Derian, Wired Magazine, Mayıs 1996
http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Interview/Interview.asp?ID=9108

6.Tara Parker-Pope, , An Ugly Toll of Technology: Impatience and Forgetfulness, New York Times, 06.06.2010
http://www.nytimes.com/2010/06/07/technology/07brainside.html?ref=technology

7.Yavaşlama Hareketi – Slow movement
http://www.slowmovement.com/

8.Yavaşlama Hareketi – The World Institute of Slowness
http://www.theworldinstituteofslowness.com/

9.Yavaşlama Hareketi – Citta Slow
http://www.cittaslow.net/

Yorumlar

  1. Yine çok duru şekilde yazmışsınız Temel Bey. Ben de bu hayat şekline -iyi bir çay içicisi olarak- “demlenmiş” diyorum. Yoksa, sosyal saatimize uyum sağlayalım derken biyolojik saatimizin çarklarını kıracağız.

  2. bence insanın biyolojisi, insan vücudu bu kadar hıza, bu kadar karmaşıklığa ve bu durumdan kaynaklı strese dayanıklı olmayabilir ve bu çağda hastalıkların artışı belki de bu gereksiz hız ve koşturmaca ve acelecilikle ilgilidir
    umarım normal hızımıza dönebiliriz, aynı anda 3-4 işin verimsizlik ve sağlık problemlerine yol açacağını görüp, bu yanlışı sonlandırabiliriz.

  3. Temelciğim,
    Yazını sadece bir kısmı içini yorumlarımı paylaşacağım.
    “Maalesef yeni dönemin görgü kuralları henüz yazılmadı” demişsin.
    Verdiğin örnekler de çok doğru, her gün karşılaşıyoruz.
    Ancak görgü zaten, insanoğlunun karşılaştığı yenilikleri, geçmişte öğrendikleri ve biriktirdikleri ile yorumlayabilmesi demek değil mi?
    Örneğin gençliğimizde ev telefonu kullanırken riayet ettiğimiz nezaket kurallarını cep telefonuna uyarlasak problemi önemli ölçüde çözmez miyiz?
    Yine geçmişte iş veya özel toplantılarda “dikkatle dinleme”,söz kesmeme” gibi özen gösterdiğimiz davranışlar bugün cep telefonu notebooklu toplantılarda bize yol gösterse sorun hallolmaz mı?
    Bence 21.yüzyıl insanı bu kuralları bal gibi yazabilecek yeteneğe sahip.
    Ancak bireyselliğin ön plana çıktığı, toplu yaşama uyma arzusunun azaldığı bir devirden geçiyoruz.
    Sevgiler,
    Hakan Gökşahin

  4. Gerçekten de birden kendimi gördüm,arkadaşlarımı gördüm yazılarınızda..bu yazı bu konuda bizlere farkındalık sağladı..en azından düşünmek için zaman ayırmak gerektiğini hatırlattı..teşekkürler..

  5. Merhaba Temel Bey,

    Evet dediklerinizde cok haklisiniz. Ama oyle garip ki teknolojiyi takip etmeyi ve nimetlerinden faydlanmayi cok seven bir insan olarak bazi seyleri (blog, dergi okuma) ozellikle internetten surdurmeyi seviyorum. Buna kagit harcamamanin da kattigi ayri bir sevinc ekleniyor. Tum gunumu bilgisayar basinda gecirsem de islerden vakit bulamadigimda bu isler simdi oldugu gibi ilerleyen saatlere devrediyor. Haliyle de sakinlesecegim, uyuyacagim zamanimdan caliyor.

    Yaziniza istinaden de genel olarak cevremde sunu fark ediyorum: Siz birsey anlatirken toplantida blackberry uzerinden mail okuyan yoneticilere ozeniyor cok buyuk bir kesim ne yazik ki. Ozenmezseniz eger siz ilgisiz ilan ediliyor ve dislaniyorsunuz bir de. Statu gibi birseye donusuyor neredeyse 🙁

  6. çok güzel bir yazı , bildiğim kendime söylemeye korktuğum ve bilmediğim şeyleri öğrenmiş ve uygulamaya koymuş oldum yarın ilk aksiyonu işten ayrılarak yapacağım 🙂

  7. Temel bey,
    Bloğunuzun en sevdiğim, beni en çok içine çeken kısmı;
    Tam içinde yaşadığım bir durumu çok net analiz eden bir yazının son derece sade, yalın ve benim düşünselliğimde karşıma çıkması.

    Hatta artık, öyle olmaya başladıki, arkama yaslanım, camdan bakıp “evet işte bugün Temel Aksoy’dan yeni bir yazı gelmeli, dediğimde, mailime düşen sizin yazınız.

    Yazılarınız keyifle ve defalarca okuyorum ve aklıma şimdi bir fikir geldi, öneride bulunmak istiyorum.”Her ne kadar yalınlığınzı bozmamanızı istesem de.”

    Siz böyle bir yöneticiye ne kadar saygı duyarsınız?
    Böyle birisine ve temsil ettiği kuruma bağlılık duyar mısınız?
    Fedakârlık yapar mısınız?
    Daha çok çalışıp daha iyi sonuçlar almak için gönüllü olur musunuz?

    İnanın ben bu soruların cevabını çok merak ediyorum. Yıllarca araştırma sektöründeydiniz, ufak bir ek koyup, yazılarınızın içindeki bu soruların cevaplanmasını sağlasanız?

    Hoş olmaz mıydı?

    Yazılarınızla bizleri aydınlatmaya devam etmeniz dileğiyle
    Ebru Şener

  8. Temel Bey merhaba,
    Bu cagin hastaligidir bu multitasking denilen sey..
    Maalesef gun gectikce de yoneticiler tarafindan istenen bir ozellik olmaya basladi..
    Sizin yukarida yazilanlara kimse itiraz edemez ama yine de boyle davranilmasini isterler.
    Asagidaki linkte de guzel bir yazi var konuyla ilgili..
    Ozellikle beynimizin coklu islerde nasil bir forma girdigini gosteren guzel bir resim de var..

    http://sosyalmedya.co/sosyal-medya-ve-yarattigi-tahribat-infographic/

  9. Bir zamanlar Afrika’da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkarlar. Kafile zor tabiat koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam eder. Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden dururlar.

    Taşıdıkları yükleri yere indirir ve hiç konuşmadan beklemeye başlarlar. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen Batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremez, zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek isterler. Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekler.
    Bu anlaşılmaz durumu, yerlilerin dilinden anlayan rehber, onlarla bir süre konuştuktan sonra şu şekilde ifade eder:
    “Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor.”

    Bu yaşanmış hikaye yazılanlarla bütünleşiyor diye düşünüyorum,bütün bu hızlılık sanki nereye koşuyorsak bana göre hızla ölüme koşuyoruz ve beraberinde insanlar arası ilişkilerde samimiyetsizliği,duyarsızlığı,içtensizliği,ilgisizliği,sevgisizliği,saygısızlığı,seviyesizliği,bencilliği,asosyalliği de doğurabiliyor.Ritmi düşük bir hayatı savunmak bence herkese iyi gelecek bir şey o yüzden teşekür ediyorum duyarlılığınız,bilgilendirdiğiniz için sağolun.Saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir