İşveren Markası Nasıl Olunur?

Simon Barrow’un ortaya attığı “işveren markası” kavramı, bir şirketin “çalışılabilecek en iyi yer” olması durumunu tanımlar. Aslında ben “işveren markası” yerine “çalışan markası” demeyi tercih ederim çünkü çünkü bir şirketin “en beğenilen şirket” olması için çalışanların şirketi benimsemeleri esastır. 

Adına ne denirse densin, bu konu son yıllarda neredeyse her CEO’nun gündeminde üst sıralara yükseldi çünkü 21. yüzyılda şirketlerin başarısı kol gücüyle değil, bilgi ve yaratıcılıklarıyla katkı yapan çalışanlara bağlı. Şirketler, yetenekli insanları kendilerine çekmek ve onlara şirketi benimsetmek için bu konuyu önemsemek zorundalar.

“Çalışan markası” veya “İşveren markası” kavramı, çalışanların şirketi sahiplenmelerini, sorumluk ve inisiyatif almalarını, şirketin hedefine gönüllü katkı yapmalarını ve her ortamda şirketi savunmalarını ifade eden ideal bir durumu tarif eder.

Ama bir şirketin bu seviyeye yükselmesi kolay başarılacak bir iş değildir. Çalışanlara sürpriz doğum günü partileri düzenlemek, onları pikniğe götürmek ya da eğlence geceleri düzenlemek bir şirketin “en beğenilen şirket” olmasına yetmez çünkü bunların hiçbiri şirketin çalışanlarıyla kurduğu ilişkilerin özünü oluşturmaz. İnsanların bir şirketi sahiplenmeleri için şirket yönetimlerinin işin özüne inmesi gerekir. İnsanların çalıştıkları şirketten son derece yalın ama bir o kadar da gerçekleştirilmesi zor beklentileri vardır. Her çalışan,

  • Kendini değerli hissetmek,
  • Başarının bir parçası olmak,
  • Kendini geliştirmek,
  • Yaptığı işte gelecek görmek,
  • Zamanının büyük bölümünü geçirdiği iş yerinde anlam bulmak ister.

İnsanlar, şirketin kendileriyle adil ve şeffaf bir ilişki kurmasını beklerler. İnsanların günlük hayatlarında adaleti en yakından yaşadıkları ortamlar, zamanlarının büyük bölümünü geçirdikleri işyerleridir. Görevlerin, ücretlerin, terfilerin, ödül ve cezaların çalışanlara nasıl dağıtıldığı işyerindeki adaletin göstergeleridir. Bir işyerindeki adalet, o işyerinin huzurunu ve başarısını belirleyen en temel unsurdur.

İnsanlar, şirketin kendilerini bir birey olarak görmesini beklerler. Hangi dine, hangi mezhebe, hangi ırka, hangi cinse, hangi siyasi görüşte ait olurlarsa olsunlar şirketin kendilerine saygı göstermesini isterler.

İnsanlar çalıştıkları şirketin kendilerine eğitim vermesini isterler. Sadece şirketin işine yarayacak eğitimler almak değil, kişisel yetkinlikler kazanmak için şirketin kendilerine yatırım yapmasını beklerler.

Çalışanların eşit sorumlulukları ve eşit yetkileri olmadığı için şirketler demokratik ortamlar değildir; olmaları da gerekmez ama buna rağmen her çalışan alınacak kararlar hakkında kendi görüşünü ifade etmek ister. İnsanların asıl istedikleri kendi söylediklerinin yapılması değil, kendi seslerinin duyulması ve dikkate alınmasıdır.

İnsanlar başarının parçası olmak, iyi yaptıkları işlerden ötürü takdir görmek isterler. Sadece parasal ödül değil, daha önemlisi harcadıkları çabaları yöneticilerin fark etmelerini beklerler.

Bir şirketin bu beklentilerin hepsini hakkıyla yerine getirmesi son derece zor olduğu için bir şirketin “çalışan markası” ya da “işveren markası” olacak kadar “beğenilmesi” gerçek hayatta sık karşılaşılan bir durum değildir. Birçok CEO’nun bu hayali vardır ama bunu gerçekleştirenler yok denecek kadar azdır. Çalışanların bir şirketi benimsemeleri ve tek bir vücut gibi uyumlu davranmaları, ulaşılması zor bir idealdir.

Ama bugünün rekabet koşullarında bir şirketin başarılı olması için farklı kökenlerden, farklı eğitim ve inançlara sahip yetenekli insanların ortak değerleri benimseyip ortak bir hedefe varmak için yaptıkları işe gönüllü katkı vermeleri gerekir. Bu nedenle, ulaşması zor olsa da her şirketin bu ideale yaklaşmak için çaba göstermesi şarttır. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.

Konuyla İlgili Makale ve Linkler

  1. Susan Fournier, Claudio Alvarez, “Brands as Relationship Partners: Warmth, Competence, and in-between”

    http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1057740812000277
  2. Robert Passikoff, “Defining Brand Engagement”

    http://www.forbes.com/sites/robertpassikoff/2013/06/17/defining-brand-engagement/#5b35d1fa2b7c