6 1116

Freud, “Sözcüklerin sihirli güçleri vardır. Sözcüklerle bir insanı çok mutlu edeceğiniz gibi onu derinden üzebilirsiniz. Sözcükler, insanda en güçlü duyguları uyandıracak, onları eyleme sürükleyecek güce sahiptir.” der. 

İnsana küçükken söylenen sözler onun kaderini belirler. Küçükken olumlu sözler duyan çocukların kendilerine güveni yüksek, olumsuz sözler duyanlarınsa düşük olur. Birisi bir çocuğa sen çirkinsin derse, çocuk prenses olsa çirkin olduğuna inanır ve bu inançla büyür. Olumsuz nitelemeler bir insanı lanetlemekten farksızdır. Ben bu anlamda “Lafın canı vardır.” deyişine çok inanırım. Sözlerin genç bir zihinde yarattığı inançları yıkmak kolay olmaz.

Dil de diğer yetenekler gibi bir zeka türüdür. Howard Gardner dil zekası kuvvetli olan insanların, sözcüklerin adeta ruhunu görerek ve başkalarının da görmesini mümkün kılarak konuştuklarını söyler.

Başarılı insanları başarısız insanlardan ayıran en temel faktör onların dili kullanma becerileridir. Nasıl bir insanın iyi konuşması, kötü zamanlarda bile bir çözüm bulmayı kolaylaştırırsa; kötü bir dil de iyi zamanlarda bile işlerin kötü gitmesine yol açar.

Yuval Noah Harari, insanın diğer birçok canlıdan daha zayıf fiziksel özelliklere sahip olmasına rağmen dünyanın hakimi olmasının, dili iyi kullanması nedeniyle olduğunu söyler. Dil kullanma becerisi insana, hemcinsleriyle esnek iş birliği yapma imkanını sağlamış ve onu diğer canlıların önüne geçirmiştir.

Dil düşüncenin aynasıdır. Düşüncesi ince olanın dili de ince olur; dili zengin olanın düşüncesi de zengin olur. Sözcüklere hakim olan, düşünce üretmeye de yatkın olur. Dili kullanırken kavramlar arasındaki farkları ayırt eden yani dili hassasiyetle kullanan insanlar daha ayrıntılı düşünme yetisine sahip olurlar. (Benjamin Lee Whorf ve Edward Sapir).

Don Miguel Ruiz’in Dört Anlaşma kitabındaki ilk anlaşma, “Sözünde mükemmel ol!” anlaşmasıdır. Miguel Ruiz’in aktardığı Toltec bilgeliğine göre sözlerimiz kaderimizdir. İnsanın sözleri ne kadar arı, kusursuz, eksiksiz olursa, yansıttığı enerji de o kadar olumlu olur. Sözlerini özenle seçen insanlar bir süre sonra kendi etraflarında daha iyi bir dünya yarattıklarını görürler. Dil, nasıl düşündüğümüzü yansıttığı için, olumlu bir dil kullanmak yapıcı bir iletişim başlatır ve bu da her zaman insanın kurduğu ilişkilerin niteliğini yükseltir.

Güzel konuşmak, şatafatlı sözcükler kullanmak değil, yalın bir dil kullanmak demektir. Sade, gösterişsiz, kısa ve kesin bir ifade, ister yazılı isterse sözlü iletişimde olsun, anlatılanı herkesin anlamasını sağlar Sözcüklerini özenle seçen, en olumsuz eleştirilerinde bile yapıcı olan, zorlukları ilham verici bir dille aktarabilen insanlar, kendilerini daha çok dinletirler.

Ben herkesin kullandığı dile özen göstererek hem kendini daha iyi anlatacağına hem de daha iyi ilişkiler kuracağına inanıyorum. Bir insanın kendine yapacağı en önemli yatırımlardan biri, sözünde mükemmel olmaya yatırım yapmasıdır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Yuval Noah Harari, “Sapiens: A Brief History of Humankind”
    https://www.ted.com/talks/yuval_noah_harari_what_explains_the_rise_of_humans?language=tr

  2. Big Thinkers: Howard Gardner on Multiple Intelligences
    https://www.edutopia.org/multiple-intelligences-howard-gardner-video

  3. Howard Gardner, Ttheory of Multiple Intelligences
    http://www.niu.edu/facdev/_pdf/guide/learning/howard_gardner_theory_multiple_intelligences.pdf

  4. The Linguistic Intelligence: How to Identify Word-Smart Learners
    http://growingwithyourchild.com/the-linguistic-intelligence-how-to-identify-word-smart-learners/

  5. Don Miguel Ruiz and Janet Mills, “The Four Agreements: A Practical Guide to Personal Freedom”
    http://wtf.tw/ref/ruiz.pdf

  6. Dört Anlaşma: Hayatınızı Dönüştürün, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=2DH6V9GbdBY

  7. Ayşe Arman, “Hayatı Daha Güzel Yaşamak İçin 4 Anlaşma, Don Miguel Ruiz Ropörtajı, Ekim 2014
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/hayati-daha-guzel-yasamak-icin-4-anlasma-27345401

8 3438

Yeni bir yıl başladı. 1 Ocak itibariyle herkesin hesabında 365 gün var. Herkesin hesabına her sabah, 86400 saniyeye zaman yatacak.

İnsanlar, yeterince zamanları olmadığından şikâyet ederler; yapmadıklarının mazereti olarak zamansızlığı öne sürerler. Ev kadınları da holding patronları da, kafalarını kaşıyacak vakit bulamadıklarından yakınırlar. Ama bazı insanlar da zamanlarını çok etkin kullanırlar. İşleri ne kadar yoğun olursa olsun, kendilerine ve sevdiklerine zaman ayırabilirler.

Her gün hesabına yatan zamanı nasıl kullandığı, insanın hayat kalitesi belirler. Çoğu insan zamanı heba ettiğinin farkında bile olmaz; çünkü hayat, zamanı boşa harcatan tuzaklarla doludur. Cep telefonu ve tabletlerle oynadığı oyunlar, sosyal mecralarda geçirdiği fazla zaman; bir konuşmayı zamanında bitirememe, gereksiz telefonlar, gündemsiz ve fazla uzun toplantılar; sistemsizlik, dikkatini toplayamama, kararsızlık, erteleme huyu; aynı anda çok iş yapmaya çalışma, hayır diyememe gibi onlarca tuzak insanın zamanını çalar. Zamanı iyi kullanan insanların en temel farkı, bu tuzaklara düşmemeleridir. Aslında insanların çoğunun esas sorunu zamansızlık değil, zamanı etkin kullanmayı bilmemeleridir.

Çoğu insan, başarmak ve mutlu olmak için parayı ve güçlü ilişkileri önemser ama bunlardan daha değerli olan zamandır; çünkü harcandığında geri konulamayacak tek kaynak zamandır. İnsan harcadığı her türlü kaynağı geri getirebilir ama bir tek zamanı geri getiremez. Çoğu insan bu yalın gerçeğin farkında olmadan yıllarını boşa harcar.

İnsan zamanın değerinin bilincine vardığında, yapacakları ne kadar fazla; vakti ne kadar kıt olursa olsun bir güne çok şey sığdırmanın, her günü verimli kullanmanın yollarını bulur. İnsan, kendi zamanını nasıl kullandığını gözlemleyip, nerede boşa zaman harcadığının farkına vararak, zamanı daha etkin kullanmayı başarabilir.

Pek çok insan, zamanının çoğunu acil olan ya da öyle görünen işleri yapmaktan, kendisine başarı getirecek önemli işleri yapmaya vakit bulamaz. Amerikan eski Başkanı Eisenhower’in dediği gibi, bir insanın gün içinde karşı karşıya kaldığı acil işlerin pek azı, önemli işlerdir.

Acil bir işi çözmek, insanın vücudunda adrenalin salgılatır; sonrasında da bir başarı ve tatmin duygusu yaşatır. Bu nedenle insanlar gereğinden fazla acil olan ya da öyle olduğunu zannettikleri işleri yapmayı tercih ederler. Acil işlerle ilgilenmek elbette gereklidir; ancak zamanın büyük bir çoğunluğunu acil işlere ayırmak, zamanı etkin kullanamamak demektir.

Hayatta insanın fark yaratacağı işler,  acil olan değil önemli olan işlerdir.  İnsan acil işleri yapmaktan kafasını kaldıramayıp,  kendisi için önemli olan işlere öncelik veremezse hayatı ıskalar. Hayatının sonuna gelmiş insanların pişmanlıkları, hep acil işlerle ilgilenmekten, önemli işlere yeterince zaman ayıramamış olmalarından kaynaklanır. (Bronnie Ware)

İnsan hayatta neye değer veriyorsa, zamanını da bu değerlere uygun işlere öncelik vererek yönetmesi gerekir. Kendi önceliklerini bilen insan, kendisi için neyin önemli neyin önemsiz olduğunun ayrımını kolayca yapabilir. Herkes kendisi için önemli olmayan işleri yapmayarak, zamanını daha etkin kullanabilir. (Zaman Kıtlığının Sebebi Plansızlık Mıdır?)

Stephen Covey’in Eisenhower’dan ilham alarak popülerleştirdiği Önemli-Acil işler matrisi zaman yönetimi konusunda pratik bir kılavuz sağlar. Herkes, yapması gereken işleri; önem ve aciliyetine göre planlayıp zamanı daha etkin yönetebilir:

  • İnsanın ilk yapması gereken, hem acil hem önemli olan işlerdir.
  • Önemli fakat acil olmayan işler için, insan mutlaka zaman yaratmalı ve bunları hayata geçirmenin yollarını bulmalıdır. Hayatta fark yaratacağı işler, bu tür işlerdir.
  • Acil ama önemli olmayan işleri ise mümkün olduğu ölçüde başkalarına yaptırmalıdır.
  • Ne acil ne de önemli olan işleri ise listenin en sonuna koyması hatta bunlarla hiç ilgilenmemesi gerekir.

Hayat, yan yana dizilmiş “bu anlar” dizisinden oluşur. Hayata değer vermek, “bu anların” değerini bilmekle olur.

Zaman duraklatılamaz, geriye alınamaz, yarına transfer edilemez; satın alınamaz, borçlanılamaz, ödünç verilemez bir kaynaktır. Bunun ne kadar bilincinde olur ve bu kaynağı ne kadar etkin kullanırsak, o kadar başarılı ve mutlu oluruz.

Zamanın kıymetini bilmek hayatın kıymetini bilmektir.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Brett & Kate McKay, \"The Eisenhower Decision Matrix: How to Distinguish Between Urgent and Important Tasks and Make Real Progress in Your Life Urgent-Important Matrix\"
    http://www.eisenhower.me/eisenhower-matrix/

  2. Brett & Kate McKay, \"The Eisenhower Decision Matrix: How to Distinguish Between Urgent and Important Tasks and Make Real Progress in Your Life”
    http://www.artofmanliness.com/2013/10/23/eisenhower-decision-matrix/

  3. Using the Eisenhower Matrix, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=suGXZ1869qc

  4. James Clear, “How to be More Productive and Eliminate Time Wasting Activities by Using the Eisenhower Box”
    http://jamesclear.com/eisenhower-box

  5. Bronnie Ware “Top 5 Regrets of the Dying”
    http://www.coffeechoco-expo.com/Uploads/Home/905029_regretsOfTheDying.pdf

  6. Brian Tracy, \"Eat That Frog!: 21 Great Ways to Stop Procrastinating and Get More Done in Less Time\"
    http://www.super-super.com/hpe152/page11/page16/page17/files/frog2P.pdf

  7. Laura Vanderkam “168 Hours: You Have More Time Than You Think
    http://www.slate.com/articles/double_x/doublex/2010/06/a_timemanagement_book_changed_my_life_again.html

  8. Dylan Lemon, 168 Hours: You Have More Time Than You Think, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=R_lU4suiyFo

  9. Laura Vanderkam, “I Know How She Does It: How Successful Women Make the Most of Their Time“
    http://lauravanderkam.com/

  10. David Alen, \"Getting Things Done\"
    http://gettingthingsdone.com/

  11. Cal Newport, “Deep Work: Rules for Focused Success in a Distracted World”, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=zoi7-ii0ELo

  12. Brigid Schulte, \"Overwhelmed: Work, Love, And Play When No One Has The Time\"
    http://www.brigidschulte.com/books/overhelmed/

  13. Jordan Cohen ve Julian Birkinshaw, “Make Time For The Work That Matters”
    https://hbr.org/2013/09/make-time-for-the-work-that-matters

  14. Jordan Cohen ve Julian Birkinshaw, “Make Time For The Work That Matters”, HBR
    http://cpalemmens.com/mylibrary/HBR%20-%20Making%20time%20for%20work%20that%20matters.pdf

  15. Richard Lewis, “How Different Cultures Understand Time”
    http://www.businessinsider.com/how-different-cultures-understand-time-2014-5

14 4671

Tarih boyunca yazı, insanların gündelik hayatlarının bir parçası olmadı. Yazı yazma mecburiyetinde olanlar, devlet dairelerinde çalışan bürokratlar, bilim insanları ve edebiyatçılardı. Mektup yazmak bile insanın çok sık yaptığı bir iş değildi. Bugün ise hemen herkes, ister mesaj (WhatsApp, Messenger, bip, kısa mesaj) ister e posta olsun, her gün yazmak mecburiyetinde. Özellikle gençler, cep telefonlarıyla daha az konuşup, daha çok mesajlaşıyorlar.

Eskiden işyerlerinde en çok üst düzey yöneticiler,  yazılı iletişim kurardı. Mektuplarını sekreterlere hazırlatır; düzeltmeleri yaptıktan sonra muhataplarına gönderirlerdi. Şimdi ise işyerlerinde mavi yakalılar hariç herkes, her gün onlarca e posta yazmak zorunda kalıyor.

Fakat, ne okullarda ne iş yerlerinde kimseye yazılı iletişimin nasıl olması gerektiğiyle ilgili derli toplu bir bilgi verilmiyor. Herkes birbirinden öğreniyor ama kimse olması gerekeni tam anlamıyla bilmiyor. Ben insanın konuştuğu ve yazdığı dili iyi kullanmasını çok önemserim. İyi yazan, kendini iyi ifade eden insanlara imrenirim. İnsanın konuşmada ve yazmada kendisini ifade etme biçiminin, onun kimliği ve kişiliğiyle ilgili önemli ip uçları verdiğine inanırım.

Bugün insanların çoğu, gündelik yazışmalarında, yazım kurallarına uyma gereği duymuyor; uyanları da  fazla resmi hatta gergin bulup, eleştiriyor. Sanal alemde, dil konusunda, doğru olanı yapmanın yanlış olduğu gibi bir algı oluşmuş durumda.

Yeni dönem, kendi iletişim tarzını yarattı.  Cep telefonları ile mesaj yazmanın kendine özgü kuralların olduğu bir gerçek. Bu dönemde, eskinin mektuplaşma adetlerinin geçerli olmadığı kesin.  Bu nedenle ben de zamanın ruhuna uygun davranmayı doğru bulup yüceltiyorum ama aynı zamanda sahip olduğumuz dilin, kültürel bir miras olduğunu ve bunu titizlikle korumamız gerektiğine de sonuna kadar inanıyorum.

Bu düşünceden hareketle, mesaj ve e posta yazım kurallarıyla ilgili gibi bir liste oluşturdum. Bakalım, siz bunlar hakkında ne düşüneceksiniz?

yazisma1

1.Bir insanın kendisine gönderilen bir mesaja ya da e postaya cevap verip vermediği onun kişiliğinin ve kültürünün bir göstergesidir. Bazı insanlar e postalara cevap verme alışkanlığına sahip değil. Bu bence, hem kaba hem de kibirli bir davranış biçimidir. Ben şahsen bana gönderilen bütün e postalara –anlamsız istekler içerenler hariç- cevap vermeyi bir yükümlülük olarak görüp, hepsini cevaplamaya çalışıyorum.

2.Gelen mesajlara (WhatsApp, bip, Messenger, kısa mesaj…) ve e postalara makul bir süre içinde cevap vermek gerekir. Bu süre herkesin hayat temposuna göre değişir ama ben 24 saati geçmeyen bir sürede cevap vermenin doğru olduğunu düşünüyorum.

3.Her şey e posta veya mesajla anlatılmaz. Bazı önemli konular, kötü haberler, yüz yüze konuşmayı gerektirir. Son yıllarda kısa mesaj atarak, genel müdür yardımcılarını işten çıkaran büyük şirketlere bile tanık olduk. Ben bu uygulamaları son derece kaba buluyor, hiç kimseye yakıştırmıyorum.

4.İnsanın değer verdiği insanların önemli hastalıkları, bir yakınlarını kaybetmeleri, sıra dışı bir başarıları, e posta ya da mesajla değil, telefonda konuşarak hatta mümkünse ziyaret edilerek paylaşılması gereken durumlardır. (Ama bazı durumlarda, bazı insanları kutlamak ya da onlara baş sağlığı dilemek için, mesaj atmak daha doğru bir yol olabiliyor. Bunları herkes kendi tarzına göre, ayırt edebilir.)

5.Konunun ayrıntılarını bilmeyen bir insana, daha önce başka insanlar arasında geçmiş, onlarca yazışmadan oluşan bir e posta silsilesini iletmek ve bu insanı geçmişe yönelik bütün bu bilgileri okumak zorunda bırakmak, saygısızlıktır. Doğru davranış, konuyu kısaca anlatıp, gerekli olan yazışmaları ayıklayarak iletmektir. Ben bana iletilen bu tür e postalardan son derece rahatsız oluyorum; insanlara bu tür özensiz bir davranışta bulunmamak için gayret gösteriyorum.

6.Gereksiz dosyaları, e postalara eklemek doğru değildir. Gönderilen dosyaların konuyla ilgili olması, mümkün olduğu kadar küçük boyutlu hale getirilmesi, hem gönderenin hem de alanın zaman kaybetmesini engeller. E postanın içine, ilişikteki dosyanın ne içerdiği bilgisi mutlaka yazılmalıdır.

7.e posta gönderirken, insanların mahremiyetine saygı göstermek gerekir. Birbirini tanımayan insanlara toplu  e posta göndermek saygısızlıktır.

8.e posta yazmak kadar, e posta programının özelliklerini de doğru kullanmak gerekir. Her gönderiye “acil” ya da “önemli” işaretleri koymak, “okundu İletisi” talep ederek insanları taciz etmek doğru değildir.

9. Bir insana cevap verirken, söz konusu e postayı, yazışmalarda daha önce bulunmuş herkese iletmek, hem o insana hem diğerlerine saygısızlıktır. “Herkesi yanıtla” seçeneğini, iyice düşünerek kullanmak gerekir.

10.e posta ve mesajları büyük harfle yazmak, bağırmak ve azarlamak anlamına gelir. Bu, artık yerleşmiş bir kuraldır. Yazışmaları büyük harf kullanarak yapmak, konunun önemli olduğunu değil; bunu yazanın bilgisizliğini ya da kabalığını anlatır.

11.Yazılı iletişimin etkisi, konuşmaya kıyasla çok daha kalıcı olduğundan, insanın kızgın bir anında e posta veya mesaj atmaktan uzak durması gerekir. Ben herkese, çok sinirli olduğu zamanlarda, hemen cevap yazmak yerine, bir gece uyuduktan sonra yazmasını tavsiye ederim. Ben uzun zamandır bu ilkeyi uyguluyorum ve kendimi hata yapmaktan koruyorum.

yazisma212.Özellikle şirket yazışmalarında kendini gösteren garip bir Türkçe kullanma biçimi var. İnsanlar şirket yazışması yaparken, her gün kullandıkları Türkçenin dışına çıkıp, neredeyse bütün fiilleri geniş zamanda ve edilgen yazıyorlar. “Konuyu araştırıp, size en kısa zamanda cevap vereceğiz.” gibi duru bir Türkçe yerine, “Konu önce araştırılacak ve sonra tarafınıza cevap verilecektir.” gibi, kimsenin günlük hayatta kullanmadığı bir dil kullanıyorlar. Ben gördüğüm her yerde Türkçeyi bu şekilde kullananlarla mücadele ediyorum. Bunu yapan herkesi “normal insan Türkçesi” kullanmaya davet ediyorum.

13.Yazışmalarda ve konuşmalarda Plaza Türkçesini kesinlikle doğru bulmuyorum. “Yapmış olacağım”, “gelmiş olacağım”, tarzı konuşmaları yapmacık buluyorum.

14.Türkçe içinde aşırı miktarda İngilizce kelime kullanmaktan, kendim dahil, herkesin kurtulmasını diliyorum. “Work etmiyor” gibi ifadeleri son derece itici buluyorum.

15.Cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birlikte duygularımızı simgelerle anlatmaya başladık. Önceleri sadece sevinç ve üzüntü gibi duygularımızı anlatan emojiler, giderek çoğaldı ve iletişim hayatımızın vazgeçilmez unsurları oldu. Her türlü mesajlaşmada (WhatsApp, Messenger, bip, kısa mesaj) emojiler, alfabenin vaz geçilmez unsurları gibi yazı dilimize yerleşti. Artık parantez ve iki nokta işareti kullanarak,  gülen surat/asık surat yapmak, çağın gerisinde kalmakla eş anlamlı olmaya başladı.

16.e posta ve mesajlaşma, insanlar arasındaki mesafeyi kaldırdı. Elektronik haberleşmede, insan kendisinden çok üst düzeyde birisiyle yazışırken, kendini onunla aynı seviyede hisseder oldu. Bu yakınlaşma yazı dilini, daha samimi ve içten bir dile dönüştürdü. Maalesef pek çok insan, nasıl bir ölçü tutturması gerektiğini bilmiyor. Bu konuda ölçüyü kaçırmamak için, herkesin çaba göstermesi gerektiğine inanıyorum.

17.“En az zahmet” yasası, sadece Türkçeyi değil bütün dilleri değiştiriyor. Her dilin yazışma dili konuşma diline yakınsıyor. Anlaşılan, dünyadaki hiç bir dil, “en az zahmet” yasasının gazabından kurtulamayacak. Ama yine de mesaj yazarken, konuşma dili kullanmak bana ters geliyor. Mesajlarda her kelimeyi, yazım kuralına uygun   yazmanın, çoğu zaman duruma aykırı düştüğünü biliyorum ama yine de, “inş cnm ya” veya “olm nbr” türü ifadelere bir türlü alışamıyorum.

18.Cep telefonları ve tabletlerin hem e posta hem de bütün mesaj uygulamalarında, konuşulanı yazıya dökme özellikleri var. Kendim dahil, herkese bu özelliği etkin bir şekilde kullanmasını ve bunu bir alışkanlığa dönüştürmesini tavsiye ediyorum.

Bütün bu kurallara daha onlarcası eklenebilir. Bunlar benim önemsediklerim. Unuttuklarım ya da ihmal ettiklerim elbette vardır.

Bir e posta veya bir mesaj yazmak insana çok basit ve sıradan bir iş gibi gelebilir ama ben hem özel hem de profesyonel hayatımızda, yazışma biçimimizin hem kişiliğimizi yansıtan hem de kimliğimizi oluşturan önemli bir unsur olduğuna inanıyorum. Çok yakınlarıma bile mesaj ya da e posta gönderirken, düzgün yazmaya özen gösteriyorum.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Rebecca Burnett, Lisa Dusenberry, Andy Frazee, Joy Robinson, Rebecca Weaver, \"Communicating as a Professional,\"
    http://leading-edge.iac.gatech.edu/humanistic-perspectives/communicating-as-a-professional/

  2. Charles P. Campbell, “Beyond Language: Cultural Predispositions in Business Correspondence”
    http://infohost.nmt.edu/~cpc/internationalethos.html

  3. John Hooker, “Cultural Differences in Business Communication”
    http://web.tepper.cmu.edu/jnh/businessCommunication.pdf

  4. Lindsay Silberman, “25 Tips for Perfecting Your E-mail Etiquette”
    http://www.inc.com/guides/2010/06/email-etiquette.html

  5. Lynn Gaertner-Johnston, “Business Writing: Talk, Tips, and Best Picks for Writers on The Job”
    http://www.businesswritingblog.com/business_writing/2006/01/greetings_and_s.html#sthash.a13M5V0c.dpuf

  6. Dawn Rosenberg McKay, “Email Etiquette”
    https://www.thebalance.com/email-etiquette-525535

  7. “How to Write Professional Emails [12 Etiquette Guidelines]”
    http://theundercoverrecruiter.com/write-professional-emails/

  8. “Email Etiquette 101: The Do\'s and Don’ts of Professional Emails”
    http://www.businessnewsdaily.com/8262-email-etiquette-tips.html#sthash.nEtKLyE6.dpuf

  9. Claire E. White, “Effective Writing For the Workplace”
    http://www.writerswrite.com/journal/aug97/effective-writing-for-the-workplace-8976

  10. Çisem Dağdelen, “Yeni Başlayanlar İçin Plaza Dili Ve Edebiyatı\'na Giriş 101”
    http://trend.mynet.com/yeni-baslayanlar-icin-plaza-dili-ve-edebiyatina-giris-101-1038705

  11. “Business and Report Writing Skills”, Charles Sturt University, 2008
    http://www.csu.edu.au/__data/assets/pdf_file/0004/51934/Business-Report-Writing-Skills.pdf

  12. Desmond A. Gilling, “The Essential Handbook For Business Writing”
    http://essentialbusinessenglish.com/EBE/the_EBE_method_files/TheHandbook-Sampler.pdf

  13. Keneth Davis, “Business Writing and Communications”
    http://bhuiyanacademyedu.com/e-book/test/Business%20Writing%20and%20Communication.pdf

  14. Powerful Business Writing
    http://www2.apwa.net/documents/meetings/congress/2005/handouts/1620.pdf

  15. Writing Effective E-Mail
    http://www.cengagesites.com/academic/assets/sites/Axzo/1560526815pv.pdf

0 6841

Kimse iyi insan olarak doğmaz; insan zamanın içinden geçerken –eğer isterse- iyi insan olur. Hepimizin içindeki iyi ve kötü çatışır ve biz bu çatışmada hangisini seçersek, o oluruz. (Jung). İyi olmak da kötü olmak da elimizdedir. İyi olmak ve iyi işler yapmak, kalıcı bir değer üretmek istiyorsak en başta kendimiz iyi olmak zorundayız.

Hepimizin kendi hayatı hakkında durup düşündüğü anlar vardır. Ne yaptığımız ama aslında ne yapmamız gerektiğini sorguladığımız; kendimiz hakkında karar alma ihtiyacı hissettiğimiz dönemler vardır.

Tatil, tam da bunun zamanıdır.

Dalay Lama, tıpkı fiziksel hijyenin insanı zararlı virüslerden, mikroplardan koruması gibi; duygusal hijyenin de insanı yıkıcı duygulardan koruduğunu söyler. Yıkıcı duyguların (nefret, öfke, tiksinme, kıskançlık…) olmadığı bir zihin, sakin bir zihindir. Dalay Lama “İç huzurunuzu kaybederseniz çözümleriniz yanlış yönde olur” der. Sakin bir zihin sadece  iyi insan olmamızı değil, aynı zamanda iyi işler yapmamızı da sağlar; çünkü en karmaşık sorunlar ancak sakin bir zihinle çözülebilir.

Tatil de, insanın zihnini arıtabileceği ve daha berrak bir zihinle doğru kararlar alabileceği çok değerli bir zaman dilimidir.

tatil1

Stefano D’Anna “Tatilinizi uzaklaşmak, kaçmak, unutmak üzere geçirirseniz dönüş yaklaştıkça kendinizi daha da yorgun hissetmeniz kaçınılmazdır.” der. Tatil bir kaçış değil insanın kendine yaklaşması, kendini sorgulaması ve kendi hayatına dair kararlar alması için mükemmel bir fırsattır.

Profesör D’Anna bir insanın en önemli çalışma konusunun kendisi olduğunu söyler ve tatilde kendimize “Hayatımdan ne kadar memnunum, ne istiyorum, istediklerimi gerçekleştirdim mi, yaptığım işten memnun muyum, nereye doğru gidiyorum?” sorularını sormamızı önerir.

Bu soruları samimiyetle cevaplamak, tatili ne kötü ne sıkıcı yapar; aksine insanı doğru kararlar almaya  yönlendirir. Böylelikle dönüş yolunda insan kendisini, mutsuz, isteksiz, endişeli ya da daha da yorgun hissetmek yerine; dinlemiş ve aklını arıtmış hisseder. Hafifler.

İnsan kendi düşüncelerinin ve kararlarının ürünüdür. Ne düşünür ne düşlersek hayatımız da  öyle olur. Tatil tam da bunlar üzerinde düşünme ve insanın kendisi üzerinde çalışma zamanıdır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Prof. Stefano D\'Anna Resmi Websitesi
    http://profstefanodanna.com/tr/

  2. Robert O. Keohane, Joseph S. Nye, \"Power & Interdependence\"
    http://www.ri.ie.ufrj.br/intranet/arquivos/power_and_interdependece.pdf

  3. Steven Johnson, \"Future Perfect: The Case for Progress in a Networked Age\", Video
    https://www.youtube.com/watch?v=EQX3M-9Cu_M

  4. Judith Bowman, “Character and Integrity at Work”
    http://www.huffingtonpost.com/judith-bowman/character-and-integrity-a_b_9839508.html

  5. Dr. Steven C. Riser “Integrity – The Key to Character and the Cure for Inconsistency”
    https://www.jashow.org/articles/christian-living/godly-living/character/integrity-the-key-to-character-and-the-cure-for-inconsistency/

  6. Prof. Stefano D\'Anna Channel
    https://www.youtube.com/user/ProfDAnnaOfficial

  7. A Force For Good
    http://www.joinaforce4good.org/

  8. A Force For Good, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=NugINWYhHRA

  9. The Dalai Lama 2016 - \"Educating the Heart and Mind Creativity\"
    https://www.youtube.com/watch?v=Tzp9MI_Hm2s

  10. Richard Layard, Baron Layard
    https://en.wikipedia.org/wiki/Richard_Layard,_Baron_Layard

  11. Richard Layard, Baron Layard \"Happiness: Lessons from a New Science\"
    http://cep.lse.ac.uk/_new/staff/person.asp?id=970

  12. Richard Layard: ‘Money is not The Only Thing Affecting People’s Happiness’
    http://www.independent.co.uk/news/people/profiles/richard-layard-money-is-not-the-only-thing-affecting-people-s-happiness-9603424.html

  13. Richard Layard, “This is The Greatest Good”
    https://www.theguardian.com/commentisfree/2009/sep/13/happiness-enlightenment-economics-philosophy

  14. Richard Layard, “Happiness: Has Social Science A Clue?”
    http://cep.lse.ac.uk/events/lectures/layard/RL030303.pdf

3 14256

Ait olmak en temel ihtiyaçlardan biri olduğu için insan, içinde bulunduğu topluluğa uyum göstermek ister; kabul gördüğü yerde mutlu olur. Farklı ailelerden gelen, farklı karakterleri ve farklı eğitimleri olan insanlar, aynı kültürün içinde, birbirine benzer inanışlara ve davranışlara sahip olurlar.

İçinde yaşadığımız toplum, bizi birbirimize benzetir.

Ama insan, çevresine uyum gösterip ait olma ihtiyacını tatmin ettikten sonra kendi özgünlüğünü de keşfetmek, kendini ifade etmek ister; çünkü insanın kendini düşünmesi (bireysellik), ait olma kadar güçlü bir ihtiyaçtır. Ben Olmak da İsteriz Biz Olmak da

Ama, özellikle bizim gibi “bağlılığın” yüceltildiği toplumlarda, kendi özgünlüğünü ortaya koymak isteyen her insan, çevrenin (mahallenin) tepkisini çeker. Bu nedenle çoğu insan, istediği mesleği yapamaz. Ailesinin ve çevresinin yönlendirmesine uyum göstererek, “gidilmemiş yoldan gitmek” yerine, kimsenin itiraz etmeyeceği, genel kabul gören yollardan giderek başarılı olmanın yollarını arar.

Her insan, daha önce başarı getirmiş “hayat reçetelerini” uygulayıp, yeteri kadar çaba göstererek başarılı olabilir; ama pek az insan, kendine özgü (orijinal) bir yoldan giderek başarılı olur. Her toplumun, mevcut düzenini korumak için daha önce denenmiş yollardan giderek başarılı olacak insanlara ihtiyacı vardır. Toplumun çok ihtiyacı olan, öğretmenler, mühendisler, doktorlar, hukukçular… bu yolları takip ederek başarılı olan ve topluma fayda sağlayan insanlardır.

orc1

Ama yerleşik düzeni devam ettirmek kadar, toplumu ilerletecek olan insanlara da ihtiyaç vardır. Toplumu ileri götürenler, kendi özgün yollarını seçme cesareti gösteren, kendi yollarını açan ve bu sayede, yeni bakış açıları, yeni anlayışlar, yeni akımlar getiren; keşifler, icatlar, inovasyonlar yapan insanlardır.

Özgün insanlar, kendi düşüncelerini hayata geçirmek için çaba gösterirken, çoğu zaman çevrenin -özellikle yakın çevrelerinin- tepkisiyle karşı karşıya kalırlar. Apple’ın yıllar önceki reklam kampanyasında söylediği gibi “Özgün insanlar dünyayı farklı gören, kurallardan hoşlanmayan, statükoyu reddeden insanlardır. Onları yüceltebilir ya da hor görebiliriz; ama onları göz ardı edemeyiz. Çünkü, bir şeyleri değiştiren onlardır. İnsanlığın ilerlemesini sağlarlar. Dünyayı değiştirebileceklerini düşünecek kadar çılgın ama aynı zamanda bunu yapacak kadar cesurdurlar.

Çoğunluk, içinde yaşadığı koşullarından ne kadar şikayetçi olursa olsun, bu koşulları reddedip, alışılmışın dışına çıkmak yerine, “Bu sadece benim başıma değil, herkesin başına geliyor, sistem böyle.” diyerek “kaderine” razı olur. (Adam Grant, bu tavrın bir tür, “ağrı kesici” işlevi gördüğünü söyler.)

Özgün insanlar ise, “başka bir dünyanın” mümkün olduğuna inanırlar. Bu nedenle de mevcut düzeni sorgulamaktan, farklı yolları denemekten çekinmezler. Çoğunluk kendine sunulanla yetinirken, özgün olan insanlar, “ben bundan daha farklı ve daha iyi olanı istiyorum.” diye bakarlar. Herkesle aynı ortamda yaşayıp, herkesin baktığına bakıp, farklı şeyler görürler. Onlar genel kabul görmüş uygulamaları sorgular; daha iyi olanı  yapmanın yollarını arar; hayallerini hayata geçirmek için risk alırlar.

Yeni bir yol denemek, hem çevrenin tepkisini çekmek (hatta dışlanmak) hem de risk almak anlamına geldiği için, çoğu insan bu iki sorunla uğraşmak yerine, herkesin seçtiği garantili yolları tercih etmek zorunda kalır.  Maalesef, özgün olma potansiyeli olan bir çok insan bu şekilde davranarak sıradanlaşır.

Adam Grant, bilimde, sanatta, sporda çok yetenekli olan ve çok özgün (orijinal) işler yapma potansiyeline sahip çocukların çoğunun, ileriki yaşlarında toplum tarafından “yoğurulduğunu” ve herkesin gittiği yollardan gitmek mecburiyetinde bırakıldığını söyler.

Para kazanma ve özellikle yakın çevrelerine uyum gösterme arzusu, özgün olma motivasyonunu bastırır. Bilinen yollardan giderek başarılı olmak, orijinal (özgün) olmaktan çok daha kolay ve risksiz bir yoldur. İçinde yaşadıkları çevrenin onayladığı tarzda bir hayat seçen insanlar, çok başarılı olsalar bile, kendi özgünlüklerini ortaya koyamazlar. Kendi kendilerini sansürleyip, kendi düşlerinden gönüllü olarak feragat ederler.

Müvekkillerinin bütün davalarını kazanan bir avukat olabilirler ama hukuk sistemini değiştirmeye kalkışamazlar; süper doktorlar olurlar ama sağlık sistemine reform getirecek bir işe kendilerini adayamazlar; harika müzik yapabilirler ama kendi özgün bestelerini yapma cesareti gösteremezler.

orc2

Çoğu insan, aslında başka bir meslekte çok yaratıcı işler yapacak yeteneklere sahip olsa da, genç yaşta –belki de bilinçsizce- seçtiği fakülteden edindiği mesleği sevmeden yapmaya devam eder; kendini var edeceği başka bir alana girmeye cesaret edemez. Her toplumda aslında müzik dünyasında devrim yapabilecek yetenekte insanlar doktorluk; aşçılıkta çığır açacak yeteneğe sahipken öğretmenlik; iş dünyasında devrim yapacak düşünceleri olan ama memurluk yapmayı daha garantili bulan insanlar vardır. Bu insanların içlerindeki özgün ruh ortaya çıkma şansını bulamadan yok olur. Hem kendileri hem de onların katkılarından yararlanacak insanlar, çok değerli fırsatları kaçırmış olurlar.

Yetenekli pek çok insan, farklı, özgün olmaya gelince, kendinde o “kumaşı” görmez. Özgün olanların son derece korkusuz, risk alabilen, farklı yaradılıştaki insanlar olduğunu zanneder. Hâlbuki bu doğru değildir. Özgün yollar seçen insanlar da herkes kadar endişe ve korku duyarlar. Ama çoğunluktan farkları, bu korkularına rağmen kendi yollarını seçme cesaretini göstermeleridir.

“Az gidilen yoldan gitmek”,  sadece bazı “seçilmiş” insanlara bahşedilmiş bir özellik değildir. Özgünlük her şeyden önce,  hayata karşı bir duruş ve bir özgüven meselesidir. Özgün olmak, korkmamak değil, insanın korkmasına rağmen farklı olan yolu seçme cesaretidir.

Adam Grant, özgünlüğün yeni fikirler ve yaratıcılık kadar, merak ve cesaretle ilgisi olduğunu söyler. Adam Grant’a göre bir insanın özgün olmasına giden yolu açan, önce onun merakı sonra da kendi konfor sınırları dışına çıkma cesareti göstermesidir.

Özgünlük cesaret gerektirir ama aşırı bir risk almayı, körü körüne tehlikeye atılmayı da gerektirmez. Özgün insanlar, bir taraftan cesaretle risk alırken, diğer taraftan da kendilerini güvenceye alırlar. Her insanın içinde özgünlüğün nüveleri vardır ama çoğu insan, içindeki o özgün ruhu nasıl ortaya koyacağını bilmez.  Adam Grant, eğer bu konudaki farkındalığını, kararlılığını ve cesaretini yükseltirse, her insanın -öyle her şeyi feda etmeden de- özgün işler yapabileceğini söyler.

Özgün olmanın bir konuda ilk olmayı gerektirdiği gibi yanlış bir kanı da vardır. Özgünlük ilk ya da çok hızlı olmakla alakalı değildir. Özgünlüğün ölçütü, farklı ve en azından bir açıdan daha iyi olmaktır. Diğer insanlardan farkı az bile olsa, özgün ruhlu bir insan, kim ne derse desin, kararlılık gösterdiği taktirde, kendi farkını gösterebilir.

Özgün olan insanlar, genellikle her adımını çok iyi planlayan, her işi zamanında bitiren çok disiplinli insanlar da değildirler. Pek çok özgün insan, en yaratıcı fikirlerin son anda akıllarına geldiğini söyler.  Çoğu özgün insan, sistemli bir şekilde “tembellik” yapar ve yol boyunca kendisini sürekli geliştirir.

En özgün insanlar hiç hata yapmayanlar değil aksine en çok başarısızlığa uğrayanlar arasından çıkar. İnsan ne kadar çok girişimde bulunur ve denerse (ne kadar hata yaparsa) o kadar çok değişik yol ve yöntemle karşılaşır ve tamamen özgün bir sonuca ulaşma şansını artırır.

Adam Grant’a göre, özgün olmanın ilkeleri şunlar:

1. Var olan durumu, -ortada bir sorun yokmuş gibi dursa da – kabul etmemek, her şeyin neden öyle olduğunu sorgulamak ve daha iyi olanı aramak,

2. Hemen akla gelen ilk fikirlerle yetinmemek, çok daha fazla fikir geliştirmek,

orc3

3. İlgi alanlarını genişletmek ve geliştirmek; farklı kültürleri öğrenmek, değişik hobiler edinerek bilgi ve bakış açısını zenginleştirerek, kendine özgü bir yol yaratmak,

4. Bir fikir geliştirirken ya da iş yaparken acele edip birden sonuca atlamamak. Aksine stratejik olarak yavaşlamak, durmak, mola vermek. Düşünmeye daha çok zaman ayırarak,  yeni, özgün fikir ve çözümlerin kuluçka süresini uzatmak,

5. Kendi fikrine aşık olmadan, başkalarının fikirlerinden de yararlanmak. Farklı ve muhalif fikirleri de dikkate alarak düşünmek,

6.Özgün olmak için risk almaktan korkmamak ama riski dengelemek. Bir alanda risk alırken başka bir alanda kendini güvene almak,

7. Şeytanın avukatı rolünü oynamak: Kendi geliştirdiği fikirlerin zafiyetlerini ortaya koyup, onları da çürütmeye çalışmak,

8. En farklı fikirleri bile mevcut anlayışlar, yerleşik kültürle ilişkilendirmek. İnsanlar özgün fikirlere şüpheyle yaklaşırlar, bu nedenle onların fikirlerini değiştirmek zordur ama onların değerlerini ve alışkanlıklarını dikkate alan özgün fikirleri hayata geçirmek daha kolay olur.

9. Daha önce yapılmamışı yaparken, zorluklar karşısında insanın enerjisi düşse bile yılmamak, vazgeçmemek. Her şeye rağmen sürece odaklanmak, yeniden motive olmanın yollarını bulmak,

10. İnisiyatif almak. Harekete geçmek. Ama herşeyden önemlisi çok çalışmak. (Malcolm Gladwell’in de söylediği gibi herhangi bir alanda “ustalığa” erişmek için, o işe en az 10. 000 saat harcamak gerekir.)

Eğer insan, kendinde farklı bir yetenek, farklı bir anlayış, farklı bir ruh görüyorsa, inisiyatif alıp, kendi özgün düşüncesini hayata geçirmenin yollarını aramalıdır. Korkularına rağmen cesaret göstermelidir. Aksi taktirde, içinde bulunduğu durumu onun adına kimse değiştiremez. İnsanın ilerleyen yaşlarında “keşke” diyerek, pişman olmaması için; çocuklarına “Aslında ben… “ diye başlayan hayıflanma hikayeleri anlatmaması için, harekete geçmesi, davranması gerekir. Kimse için, hiç bir zaman geç değildir.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Adam Grant: The Surprising Habits of Original Thinkers, TED
    https://www.ted.com/talks/adam_grant_the_surprising_habits_of_original_thinkers?language=en

  2. Adam Grant: The Surprising Habits of Original Thinkers Discussion Guide
    http://media.wix.com/ugd/955681_1528a0ab6c6b45789cb40b214952b25e.pdf

  3. Adam Grant “Why I Taught Myself to Procrastinate”
    http://www.nytimes.com/2016/01/17/opinion/sunday/why-i-taught-myself-to-procrastinate.html

  4. Apple, “Think Different“
    http://www.thecrazyones.it/spot-en.html

  5. Apple, “Think Different“, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=ccCDYKX_YSc

  6. Adam Grant “The One Question You Should Ask About Every New Job”
    http://www.nytimes.com/2015/12/20/opinion/sunday/the-one-question-you-should-ask-about-every-new-job.html

  7. Adam Grant Shares His Secrets On Becoming An Original Thinker
    http://www.fastcompany.com/3057567/most-creative-people/adam-grant-shares-his-secrets-for-becoming-an-original-thinker

  8. Review: \'Originals\', by Adam Grant
    http://www.ft.com/intl/cms/s/0/e44b3166-be92-11e5-9fdb-87b8d15baec2.html#axzz4BgGrvKql

  9. Shyam Ramanathan, “11 Inspiring Lessons from Originals by Adam Grant”
    https://www.linkedin.com/pulse/11-inspiring-lessons-from-originals-adam-grant-shyam

  10. Simon KuperSimon Kuper “Life Lessons from Original Thinkers”
    http://www.ft.com/intl/cms/s/0/4f56797e-b3ef-11e5-8358-9a82b43f6b2f.html

  11. Elizabeth Gilbert, “Don’t Worry About Being Original. Just Be Authentic”
    http://www.elizabethgilbert.com/dont-worry-about-being-original-just-be-authentic-dear-ones-i-must-confe/

  12. “How to Be Original”
    http://www.wikihow.com/Be-Original

3 19204

Topluluk önünde konuşmak, çoğu insanı heyecanlandırır, vücudunun kimyasını bozar; uykusunu kaçırır. Pek çok insan söyleyeceklerini unutmaktan, sahnede tökezlemekten, dilinin sürçmesinden, gülünç duruma düşmekten korkar; konuşmasının beğenilmeyeceği, dinleyicilerin sıkılacakları, yeteri kadar etkili olamayacağı endişesini duyar.

Oysa konuşmak, insanın doğal hayatının bir parçasıdır. Sadece dışadönük olanlar değil, içedönük olanlar da bire bir ilişkilerde kendilerini çok iyi ifade ederler; konuşmaktan, anlatmaktan, paylaşmaktan zevk alırlar.

Peki, insan neden tanıdıklarıyla bire bir konuşurken heyecanlanmaz da, tanıdıklarından bile oluşsa, bir topluluk karşısında konuşurken eli ayağına dolaşır? Neden insan annesiyle konuşurken son derece rahattır da, kalabalık karşısında konuşurken gerilir?

İnsan yargılanmadığından emin olduğu zaman rahat konuşur ama topluluk karşısında geçince, dinleyicilerin kendisinin duruşunu,  vücudunu, davranışlarını, giysilerini, konuşmasını, düşüncelerini, bilgisini… yargılayacağıdan endişe duyar.  Topluluk önünde, kendisini adeta çıplak ve savunmasız hisseder. Bütün eksiklerinin, bütün kusurlarının ortaya çıkacağı hissine kapılır. Bu gerginlik yüzünden çoğu insan konuşma yapmamak için, türlü bahaneler uydurur.

Bu psikolojinin etkisiyle,  insanların çoğu, topluluk karşısında “mükemmel” olmaya gayret ederler. Hem görünüşlerinin hem de konuşmalarının “hatasız” olmasını isterler.

sipik1

İşte bu mükemmellik çabası, konuşma yapacak insanı başka bir kalıba sokar; yakınlarıyla konuşurken kendini çok iyi ifade eden insan gider; vücudu, sesi, davranışları gerginleşmiş bir insan gelir. Çoğu insan topluluk önünde konuşurken tuhaflaşır; bir türlü “kendisi gibi” olamaz.

Bu psikoloji, kendine güvenli insanları bile olumsuz etkiler. Topluluk önünde Rahat olduklarını söyleyen insanlar bile -yeterince deneyimli değillerse- içten içe çekinirler.

İnsanın topluluk önünde heyecanlanması doğaldır. Aslında bu heyecan, konuşmanın enerjisini artırır. Eğer iyi yönetirse, konuşmacının heyecanı, dinleyenlere çok olumlu yansır. Ama eğer konuşma yapacak insan aşırı gerginse, bu durum hem kendisini hem de dinleyenleri çok olumsuz etkiler.

Topluluk önünde konuşmak, bir yetenek değil, bir yetkinliktir. İsteyen herkes konuşma yaparken nelere dikkat edeceğini öğrenerek, iyi bir konuşmacı olabilir. Her insan, çalışıp öğrenerek, öğrendiklerini uygulayarak, zamanla deneyim kazanarak bu yetkinliği geliştirebilir. 

Richard Zeoli, iyi bir konuşmacı olmak isteyenlerin,  bazı önemli kavramları  öğrenmelerini önerir. Bu kavramlar, konuşma yapmanın temel kavramlarıdır. İnsan yaptığı her konuşmada bu kavramları hayata geçirip, bunları her seferinde daha da iyileştirerek, bu alanda ustalaşabilir.

1.İnsanın kendisini konuşma yapacağı ortamda gözününün önüne getirmesi; o anı gözünde canlandırması çok yararlıdır. Bir konuşmaya hazırlanırken insanın dinleyicileri, sahneyi, kürsüyü, ışıkları, sesleri… gözünün önüne getirip hayal etmesi, insana o anı önceden yaşatır. İnsanın kendisini, topluluk karşısında konuştuğu durumu  zihninde resmetmesi, konuşmanın  performansını artırır.

2. Tanımadığı bir topluluk karşısında konuşacaksa, konuşmacının mutlaka o topluluk hakkında bilgi edinmesi gerekir. Kime konuşacağını bilmeyen insan, iyi bir konuşma yapamaz. Çünkü, konuşma yapmak, sanıldığı gibi bir monolog değil, konuşmacıyla dinleyiciler arasında bir enerji alışverişidir. Olumlu bir elektrik yaratmak için, her konuşmacının konuşacağı topluluğu tanıması gerekir.

3.İyi bir konuşma yapmanın olmazsa olmaz koşulu, iyi hazırlık yapmaktır. İnsan ne kadar yetenekli olursa olsun, başarılı konuşma yapmak için saatlerce hazırlanması, prova yapması gerekir. TED konferanslarında  konuşma yapmak için, bütün konuşmacılar aylarca hazırlık yaparlar. İnsan çok iyi bildiği bir konuda bile, ancak çok iyi hazırlık yaptığı zaman iyi bir konuşma yapabilecek seviyeye gelir.

4.İyi konuşma yapmak isteyen her insanın, samimi, içten, doğal olması gerekir.  Çoğu insan, topluluk önünde konuşurken olduğundan daha bilgili, daha güçlü ya da havalı görünmeye çalışır. Bu çaba, etkili olmak bir yana, aslında tam tersi bir etki yaratır.

Konuşma sırasında insanın hata yapması aslında çok büyük bir sorun değildir; aksine hatalar, konuşmacıyı “insani” kılar. Dinleyenler, konuşma yapan insanın mükemmel bir hatip olmasını değil, içten ve sahici olmasını beklerler.

sipiktedtalk

İnsanın sade bir dille konuşması, “büyük bir konuşmacı” olmaya çalışmak yerine “kendisi olması”, hem söylemi hem davranışlarıyla kendi karakterini, rengini, ruhunu yansıtması gerekir. İçtenlik, her konuşmacıyı, daha etkileyici yapar. İyi bir konuşmacı olmak, olmadığımız bir insan gibi görünmek değil, kendi doğal varlığımızı ortaya koyarak, insanlarla bağ kurmayı başarmaktır.

İyi bir konuşma yapmak aslında bir tavır ve bir duruş meselesidir. Konuşma yapan insanın ses tonu, vücut dili, tavır ve davranışları, en az konuşmanın içeriği kadar rol oynar. İnsanlar, kendisini saklamayıp kendisi gibi olan insanları dinlemekten hoşlanırlar. Böyle insanlardan etkilenirler. Bunun için her konuşma yapan insanın önce, kendisi olmaya gayret etmesi gerekir.

5.Konuşma dili, yazı dilinden farklıdır. Yazı yazmak, düzgün cümleler kurmayı, kelimelerin anlamlarını tam olarak yansıtmayı gerektirir. Konuşmak ise, yazmaktan çok farklı bir eylemdir. İnsan konuşurken, tonlama yaparak, vurgu yaparak, hızlanıp yavaşlayarak, yeri geldiğinde susup bekleyerek kelimelere anlam yükler. Bu imkanların hiç biri, yazı dilinde yoktur. İnsan istese de, kolay kolay konuşur gibi yazamaz.

Konuşmacıların en büyük hatası, yazar gibi konuşmaktır. Bir insanın yazı diliyle konuşması, onu hiç bir şekilde “dinlenir” kılmaz. Bu konu, iyi bir konuşma yapmanın temelini oluşturur. Topluluk önünde doğal olamayan hiç kimse, iyi bir konuşmacı olamaz.

6.Topluluk önünde konuşma yapmak için, mutlaka yazılı bir metin hazırlamak gerekmez.  Bazı insanlar söyleyecekleri her kelimeyi yazmayı tercih ederler. Bazıları notlar alır, bunlara bakarak konuşur. Bazıları ise hiç kağıda bakmadan konuşma yapmayı tercih eder. Ama hiç bir konuşmacının, başını öne eğip, önündeki kağıttan okuması doğru değildir. Konuşmacının mutlaka, dinleyicilerle ilişki içinde olacağı, onlarla bağ kuracağı bir tarzının olması gerekir.

7.Bir konuşmacıyla dinleyeciler arasındaki ilişkide, en önemli insan, dinleyen kişidir. Konuşmacının kendisini değil, dinleyicileri önemseyen bir düşünce, tavır ve davranış içinde olması gerekir. Ama topluluk önünde konuşurken çoğu insan, dikkatini dinleyenlere vermek yerine, kendisini dinlemeye ve kendisini gözlemlemeye odaklanır. Oysa bir insanın kendisini dinletebilmesinin ön koşulu, dinleyenlerin ilgisini çekmeyi başarmaktır. İnsanlar, kendisini fazla önemseyen bir konuşmacıyı dinlemek istemezler. Bu nedenle, topluluk önünde konuşma yapan her insanın, konuşma yapılan ortamda, “kahramanının” kendisi değil, dinleyiciler olduğunu bilmesi gerekir.

8.Konuşma yaparken, dinleyicilerle göz teması kurmak, ses tonunu yükseltip alçaltmak, kimi yerde sessizliğin gücünden yararlanmak,  dinlemeyi kolay ve zevkli kılar. Konuşurken önüne bakan, salonun arkasına bakan, insanların yüzlerini görmeden herkesi “tarayan” konuşmacılar, dinleyicilerle bağ kuramazlar. İnsanlarla bağ kurmak için, her konuşmacının dinleyenlerle göz teması içinde olması gerekir.

sipik2

9.İyi bir konuşma hikâyeler üzerine kuruludur. İnsanlar hikayeleri verilerden ve bilgilerden çok daha fazla önemserler. Bu nedenle iyi bir konuşmacı olmak için, iyi bir öykü anlatıcısı olmak gerekir. En ciddi toplantılar, en ciddi konferanslarda bile, konuşmacının anlattığı konuyu somutlaştıran öyküler anlatması şarttır. Eğer konuşmada öykü yoksa, o konuşma kimse tarafından hatırlanmaz. Öykü konusunu önemsemeyen hiç bir insan, iyi bir konuşmacı olamaz.

10.Etkili konuşmalar insanlara ilham veren konuşmalardır; dinleyenleri iyi hissettiren, kendilerine olan  güvenlerini pekiştiren, iyimserliklerini yükselten konuşmalardır. İyi bir konuşma dinlediğimizde sadece anlatılanları anlamakla kalmaz, bunları kendi hayatımıza da uygulamak isteriz. Bizi heyecanlandıran, umutlandıran, kendimizden daha iyi bir insan çıkarmak için bize ilham veren konuşmalar, bizim belleklerimize kazınır.

11.Etkili bir konuşma ne kadar kısa olursa o kadar iyi olur. İnsanların dikkatlerinin çok kıt olduğu bir dünyada çok şey söylemek, saatlerce konuşmak hiçbir anlam ifade etmez. Bazı insanlar, kısa konuştukları zaman kendilerinin “yetersiz” algılanacakları endişesine kapılırlar. Halbuki iyi hazırlanmış bir konuşmanın, zaten kısa olması gerekir. TED konferansları bize, dünyanın en önemli konularının bile 18 dakikada anlatılabileceğini kanıtladı.

İyi bir konuşma yapmanın formülü, insanın yapacağı konuşmaya çok iyi hazırlanması ama sahneye çıktığı zaman kendisi gibi olmayı başarmasına bağlıdır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Chris Anderson, “TED\'s Secret to Great Public Speaking”
    https://www.ted.com/talks/chris_anderson_teds_secret_to_great_public_speaking?language=en

  2. Jacquelyn Smith and Aaron Taube, “12 Public Speaking Habits To Avoid At All Costs”
    http://www.businessinsider.com/public-speaking-habits-to-avoid-2014-12

  3. Joe Kowan, ”How I Beat Stage Fright”
    https://www.ted.com/talks/joe_kowan_how_i_beat_stage_fright

  4. Olivia Mitchell, “5 Tips for Overcoming Stage Fright”
    http://www.speakingaboutpresenting.com/presentation-books/overcame-his-stage-fright/

  5. Nathalie Thompson, “Performance Anxiety and the Law of Attraction”
    http://www.vibeshifting.com/performance-anxiety/

  6. Todd B. Kashdan,“Social Anxiety Spectrum and Diminished Positive Experiences:Theoretical Synthesis and Meta-Analysis”
    http://toddkashdan.com/articles/sa_meta_CPR2007.pdf

  7. Melissa O’Brien, “How to Use Mindfulness to Work With Difficult Emotions: A Six Step Process”
    http://www.everyday-mindfulness.org/how-to-use-mindfulness-to-work-with-difficult-emotions-a-six-step-process/

6 14182

Herkes kendi okul yıllarından bilir. Çocukluk yıllarında çok yetenekli oldukları için, ileride çok başarılı olup, çok iyi yerlere geleceğini düşündüğümüz bazı arkadaşlarımız, kendilerinden beklenen başarıyı ortaya koyamamışlardır. Okul yıllarında bütün öğretmenlerin takdir ettiği, sahip oldukları üstünlükler sayesinde herkesin gözdesi olan bu yetenekler, istedikleri hayatı elde edemezken, onlardan daha az donanımlı olanlar daha başarılı olmuşlardır.

Neden çok yetenekli, çok zeki insanların bazıları başarılı olamaz?

Şansın insan hayatında çok önemli bir etkisi var. Bazı insanların başarısızlıklarının nedeni, gerçekten şanssızlıktır. Hayat onlara hoyrat davrandığı için başarısız olmuşlardır.  Bunun aksine, her başarılı insana şans, mutlaka yardım etmiştir. Başarılı olan her insan, aynı zamanda şanslı bir insandır. Siz Ne Kadar Şanslısınız?

Ama insanın başarısını belirleyen, yetenek, çalışkanlık ve şansın dışında çok önemli bir neden daha var. Sosyal bilimciler bazı insanların kendi yeteneklerinin de ötesinde bir başarı elde etmelerini, bu insanların hayata bakış açılarıyla açıklarlar.  

Stanford Üniversitesi’nden Carol Dweck,  başarılı insanların ortak özelliğinin sahip oldukları varlıkları, imkanları ve yeteneklerden ziyade, onların zihniyetleri, kafa yapıları olduğunu söyler. Carol Dweck’e göre, bazı insanlar kendilerine verilen imkan ve yetenekleri sürekli geliştirmeye odaklıdırlar. Bu insanlar hayatı bir “öğrenme”, “büyüme”, “gelişme”, “olgunlaşma” yolculuğu olarak görürler. Bu nedenle hep gelişmeye ve kendilerini yenilemeye odaklıdırlar (Growth Mindset)

bas11

Bazıları ise hayatta kendilerine verilen imkan ve yeteneklerin sabit olduğunu ve kimsenin kendine verilenden öte bir arayışa girmemesi gerektiğini varsayarlar (Fixed Mindset). Hayata böyle sabit bir zihniyetle bakan insanlar, eğer ortalamanın üzerinde bir yetenekleri varsa, bunun kendilerine ömür boyu yeteceğini düşünürler. Bu zihniyette olup da, ortalamanın altında bir donanıma sahip olanlar ise,  yeteneklerinin hiç gelişmeyeceğini, bunların herkeste belli bir oranda olduğunu kabul ederler. Dolayısıyla herhangi bir çaba göstermenin gerekli olmadığına inanırlar.

Hâlbuki hayat, bunun tam tersini kanıtlar. Çok varlıklı ailelerde yetişen, çok yetenekli, çok iyi eğitimli insanlar arasında, hayata sabit bir zihniyetle bakanlar, kendilerine verilen imkanlardan yararlanmasını bilmedikleri için başarısız olurlar. Hayat yolculuğuna çok avantajlı bir konumda başlamış olsalar bile,  bu avantajları onlara yetmez ve bu zihniyetleri yüzünden, kendi akranlarının gerisinde kalırlar. Sahip oldukları “sabit zihniyet”, onların öğrenmelerine, gelişmelerine, büyümelerine, olgunlaşmalarına ve başarılı olmalarına engel olur.

Oysa gelişme odaklı bir zihne sahip insanlar, kendilerine verilen imkan ve yetenekleri geliştirebileceklerine inandıkları için, engellerle karşılaştıklarında başarmak için ellerinden geleni yaparlar ve hedeflerine doğru ilerlemek için çaba gösterirler.

“Gelişme odaklı” insanlar, hedef belirlemek, engeller ve zorluklar karşısında olumlu bir tavır almak,   kararlarını eyleme dönüştürmek,  eleştirileri kişisel gelişim fırsatı olarak görmek, başkalarının başarılarını kıskanmak yerine onlardan ilham almak gibi özelliklere sahiptirler. 

Gelişme odaklı insanlar, karşılarına çıkan engelleri, kendilerine yapılmış bir haksızlık olarak değerlendirmek  yerine, bu engelleri aşmak için üzerlerine düşeni yapmaları gerektiğine inanırlar.  Her engeli aşarken kazandıkları  gücün, kendilerini ilerideki engelleri aşmak için daha donanımlı kılacağını düşünürler. 

Sabit zihniyetli insanlar  için ise zorluklar ve engeller vazgeçmek için birer bahanedir. Eleştiriler onlar için yaralayıcı ve yıkıcıdır. Sabit zihniyetli insanlar, dışarıdan nasıl göründüklerine ve sonuçlara odaklanırlar. Onlar için iyi görünmek, öğrenmek ve ilerlemekten daha önemlidir.

bas111

İnsanın kendisine verilen imkan ve yeteneklerle yetinip, bunları hiç geliştirmeye niyetli olmaması, zorluklar karşısında bahaneler bulup kendini hiç zorlamaması, kendine daha yüksek hedefler koymadan yaptıklarını yapmaya devam etmesi, sahip olduğu potansiyeli ziyan etmesi demektir.

İçinde yetiştiği aile ortamı, insanın hayata bakışını yani zihniyetini belirler. Bazı aileler çocuklarına “çok güzel”, “çok zeki”, “çok yetenekli” oldukları tekrar edip, onları bu özelliklerinden ötürü sürekli takdir ederler. Bu tutumlarının  çocuklarını motive edeceğini  zannederler. Oysa bu övgüleri alan çocuklar, daha iyi olmayı hedeflemek ve bu hedef için gayret göstermek yerine hayatta sahip olmaları gereken bütün donanımlara zaten doğuştan sahip olduklarına inanırlar ve kendilerini geliştirmek için herhangi bir çaba göstermelerine gerek olmadığı yanılgısına kapılırlar. Her türlü imkana sahip olan, yetenekli ve iyi eğitim görmüş insanların başarısızlıklarının en önemli nedeni, çoğu kez hayata böyle “sabit bir zihniyetle” bakmalarıdır.

Yapılması gereken, ister aile ister iş ortamında olsun, insanın sahip olduğu yeteneklere değil, gösterdiği çabaya değer vermektir. Eğer takdir edilecek bir konu varsa, bu insanın sahip olduğu fiziki özellikleri ya da yetenekleri değil, bunları nasıl kullandığı ve gösterdiği iyi niyetli çabadır. Sonucu değil, gösterdiği çabayı takdir etmek, bir insana ve özellikle bir çocuğa yapılacak en büyük iyiliktir. 

Carol Dweck, gelişim odaklı bir zihniyete sahip olmanın şirketler ve liderler için de geçerli olduğunu söyler. Şirketler de bireyler gibi, “sabit”  ya da “gelişme” odaklı olabilirler.  Şirketlere  hakim olan zihin yapısı,  çalışanların işbirliğini, şirketin inovasyon kapasitesini ve çalışanların bağlılığını doğrudan etkiler.

bas112

İnsanın sahip olduğu imkanlar, yetenekleri ve elbette şansı, hayattaki başarısını belirler. Ama bütün bunlara sahip insanların bile başarılı olamamalarının nedeni, hayata “gelişme odaklı” bakamamalarıdır. Bu nedenle insanın hayatını en çok şekillendiren aslında, sahip olduğu düşünce kalıbıdır. İnsanın kendisi ve potansiyeli hakkındaki inancı, nasıl bir hayata sahip olacağını belirler.

Ben -yaşı kaç olursa olsun- her insanın gelişme odaklı bir düşünce sistemine sahip olabileceğini, buna sahip değilse bile bu bakış açısını kazanabileceğini düşünüyorum. İnsanın kendini geliştirme potansiyelinin kendi elinde olduğuna inanıyorum.

Hiç birimiz, fiziki özelliklerimizden, yeteneklerimizden ve sahip olduğumuz imkanlardan yüzde yüz memnun değiliz. İnsanın boyu, güzelliği, yetenekleri ve imkânları adaletli dağıtılmıyor maalesef ama istisnai koşullar hariç isteyen herkesin kendisini geliştirme iradesi göstermesi mümkün. İsteyen her insan, kendisini geliştirmek için çaba gösterebilir. 

İnsan, hayata “gelişme odaklı bir zihinle” bakarsa,  kendisine verilen imkanlardan daha fazlasını elde edebilir.  Asıl olan, insanın hayata başlarken neye sahip olduğu değil, kendisine verilmiş olanları nasıl kullanmayı tercih ettiğidir. 

Hayatımızı şekillendiren sahip olduğumuz düşünce kalıplarımızdır. Kendimiz hakkındaki inançlarımız, nasıl bir hayat yaşayacağımızı belirler.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. “Growth Mindset And Why It Matters: Activities and Assignments Linked to Videos”
    http://whatkidscando.org/resources/pdf/Growth%20Mindset%20Activites%20&%20Assignments.PDF

  2. Shawn Achor: “Daha İyi Çalışmanın Mutlu Sırrı”, TED Video
    https://www.ted.com/talks/shawn_achor_the_happy_secret_to_better_work?language=tr

  3. John C. Maxwell, “İçinizdeki Lideri Geliştirmek”, Video
    https://www.youtube.com/watch?v=dO4__ple51Y

  4. Dr. Norman Vincent Peale, “The Power of Positive Thinking: 10 Traits for Maximum Results”
    http://www.makemoneywithpyxism.info/joinstevehawk.com/PowerOfPositiveThinking.pdf

  5. Napoleon Hill, “Success Through A Positive Mental Attitude”
    http://media.brunnegard.com/2012/01/Success-Through-Positive-Attitude.pdf

  6. John Pourdehnad, Bruce Warren, Maureen Wright and John Mairano, “Unlearning/Learning Organizations – The Role of Mindset”
    http://isssbrasil.usp.br/isssbrasil/pdfs/2006-326.pdf

  7. The Power of Positive Thinking – 60 Tips & Quotes
    http://www.sunshineuni.com/the-power-of-positive-thinking-60-tips-quotes.pdf

  8. Jane Savoie, “A Winning Attitude”
    http://www.janesavoie.com/ebook_winning_attitude.pdf

  9. Carol Dweck, Mary Murphy, Jennifer Chatman, Laura Kray, \"How Companies Can Profit from a Growth Mindset”
    https://hbr.org/2014/11/how-companies-can-profit-from-a-growth-mindset

  10. Wayne Goldsmith, “The Psychology Of Winning – How to Develop a Winning Attitude In High Performance Sport.”
    https://www.teamunify.com/njnjwst/__doc__/The%20Psychology%20Of%20Winning.pdf

  11. Carol Dweck, “How Can You Change From a Fixed Mindset to a Growth Mindset”
    http://mindsetonline.com/changeyourmindset/firststeps/

  12. James Clear, “Transform Your Habits: The Science of How to Stick to Good Habits and Break Bad Ones”
    http://jamesclear.com/habits

  13. Coert V’sser,”Growth Mindset Associated With Various Positive Outcomes (Competence, Relatedness, Learning, Vitality, Adjustment)”
    http://www.progressfocusedapproach.com/growth-mindset-associated-with-various-positive-outcomes-such-competence-learning-vitality-adjustment/

  14. James Clear,” How Your Beliefs Can Sabotage Your Behavior (And What You Can Do About It)”
    http://jamesclear.com/fixed-mindset-vs-growth-mindset

8 13120

Bir insanın ilk kez karşılaştığı insanlara bile güven duygusu vermesinin altındaki neden nedir? Neden bazı insanlar, hiç tanımadıkları bir çevreye girdiklerinde bile herkesin dikkatini çekerler? Bu insanların kendilerine has, “özgül ağırlıkları” nereden kaynaklanır?

Biz, ilk kez gördüğümüz insanlar hakkında karar verirken, onların ne kadar güçlü olduklarına ve bu gücü nasıl kullanacaklarına (niyetlerine); ikinci olarak da bu insanların cana yakın olup olmadıklarına bakarız. Bu iki boyut, bizim insanlar hakkındaki yargımızı belirler.

Bir konuda kabiliyeti, becerisi olan insanlar bizi etkiler. Bir insanın bilgi ve deneyim sonucu elde etmiş olduğu beceri, bizde saygı uyandırır. İşinin ehli olan bir doktora, konusunu çok iyi bilen bir avukata, çok yüksek performans gösteren bir sanatçıya veya sporcuya saygı duyarız. Bu insanlar bize güçlü görünürler. Sahip oldukları gücü, emek vererek, uzun yıllar çalışarak elde etmişlerdir. Ama aynı zamanda, biz bu insanların sahip oldukları bu gücü nasıl kullandıklarına bakarız. Çok bilgili de olsa, niyetinin kötü olduğunu düşündüğümüz  bir avukattan ya da doktordan uzak durmak isteriz.

presence2

İnsanın gücü ve niyetinin yanı sıra, o insanın ne kadar cana yakın, içten bir insan olduğu da önemlidir.  Bir insan karşısındakini ne kadar anlıyor (empati), ona ne kadar içten davranıyorsa, o insan o kadar sıcak bir insan olarak değerlendirilir.

Bir insanın cana yakın bir insan olması, ilişkiyi yumuşatır ve rahatlatır. İnsan cana yakın bir insanla kolay iletişim kurar, ondan gelecek eleştirilere daha açık olur.

Konusunda yetkinliği her halinden belli olan ama soğuk bir kişiliğe sahip insanlar, ilişkilerine mesafe koyarlar. Bu insanlar, diğer insanlar üzerinde bir “çekinme” hali hatta korku yaratırlar. Bunun tersine, konusunda yetkinliği olmayan ama sıcak, sempatik olmak gibi “iyi” özelliklere sahip insanlar ise yetersizlik hatta acıma duygusu uyandırırlar.  (İlk İzlenimin İkincisi Yoktur)

Peki, bir insanın güçlü olması mı yoksa cana yakın olması mı daha etkili ve ikna edicidir? İnsanlar güçlü insanların mı yoksa cana yakın insanların mı peşinden giderler?

Harvard Üniversitesi sosyal psikologlarından Amy Cuddy, Matthew Kohut ve John Neffinger, bir insan ne kadar yetkili, becerili ve güçlü olursa olsun, bu özelliklerinin insanları ikna etmeye yetmeyeceğini söylerler. İnsanlar, liderlerin hem güçlü hem de sıcak bir kişiliğe sahip olmalarını beklerler. Hem güçlü hem de sıcak olmak, insanlar üzerinde sihirli bir etki yaratır.

presence1

Bir insanın gücü ve içtenliği, onun mesajının kabul edilebilirliğini artırır. Bu nedenle, ne bildiğimiz kadar, insanlarla nasıl bir iletişim kurduğumuz da önemlidir. Soğuk ve mesafeli ilişkiler kuran insanlar, ne kadar yetkin olurlarsa olsunlar, insanlar üzerinde istedikleri etkiyi yaratamazlar. Etkili olmanın yolu, hem bilgi ve yetkinlik sahibi olmak hem de cana yakın ve içten bir iletişim kurmaktan geçer. İnsanın yetkinliği kadar, ilişkilerindeki sıcaklık da önemlidir.

Cana yakın olmanın bir başka tanımı da, insanın kendisini başkalarına açması, gizli saklı bir yönünün olmaması, hatalarını ve zafiyetlerini paylaşmasıdır. Kusursuz görünmeye çalışmadan, olduğu gibi davranabilmesidir.

İnsan kendini bütün varlığıyla ortaya koyduğunda, içtenliği ve iyi niyeti karşı tarafa yansır. Bir konuda yetkinliği olan bir insan, kendini bütün varlığıyla yaptığı işe adadığı zaman, sihirli bir etki yaratır. Yaptığı iş,  ilham verici bir öykü olarak,  ağızdan ağıza dolaşır ve kendisine destekçiler bulur. Herkes böyle gerçek, içten, etkili bir öykünün (insanın, projenin, markanın, konunun) doğal bir parçası ve destekleyicisi olmak ister.

Kendi içlerinde yetkinlik ve içtenlik dengesini iyi tutturmuş insanlar, kendilerinden emin ama kibirsiz görünürler. Eleştirilere açıktırlar; eleştirileri kendilerini geliştirmek için kullanırlar.

presence3

Kendini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan, kendini varlığıyla ortaya koyan bir insan kabalaşmadan, güvenle düşüncelerini ve itirazlarını ortaya koyar; eleştirileri cevaplar, hata yaparsa telafi eder.

Liderler, insanları varlıklarıyla ve kendilerini ifade etme biçimleriyle ikna edip, harekete geçirirler.

İnsanın bütün benliğiyle kendini ortaya koyması, hem kolay hem de zordur. Kolaydır; çünkü en basit şey aslında insanın kendisi olması, açık yürekli, dürüst, iyi niyetli ilişkiler kurmasıdır. (Sahici Olmak Şart) Ama aynı zamanda zordur; çünkü insanın kendisi olması, özgüven, olgunluk ve öz disiplin gerektirir.

Sözünü dinletmek,  etkili olmak ve liderlik etmek isteyen herkesin,  “içtenlik-yetkinlik” dengesini oluşturması ve bunu doğru bir şekilde yansıtması gerekir.

Eğer etkili olmak, insanlarla olumlu işbirlikleri kurmak ve birlikte değerli sonuçlar almak istiyorsak, işin esasının “olmak” ve “olduğun gibi görünmek” olduğunu bilmeliyiz.

İşinin ehli, sıcak ve içten insanların başaramayacağı hiç bir iş yoktur.

Konusunda yetkinliği olan, sahici bir insan, en etkili insandır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Amy J. C. Cuddy, Caroline A. Wilmuth, “Preparatory Power Posing Affects Nonverbal Presence and Job Interview Performance”
    http://faculty.haas.berkeley.edu/dana_carney/pp_performance.pdf

  2. Amy J.C. Cuddy, Matthew Kohut, John Neffinger, “Connect, Then Lead”
    https://hbr.org/2013/07/connect-then-lead

  3. Amy Cuddy: Your Body Language Shapes Who You Are, TED Video
    https://www.ted.com/talks/amy_cuddy_your_body_language_shapes_who_you_are

  4. Meredith Goldstein, “Harvard’s Amy Cuddy is Changing Lives With a Simple Pose”
    https://www.bostonglobe.com/magazine/2015/10/21/harvard-amy-cuddy-changing-lives-with-simple-pose/vwPFqjSK8HxzzJ6LjW09MK/story.html

  5. Alexander Todorov Science Café, “Elections How Voters Really Think and Feel”
    https://vimeo.com/22095729

  6. Maria Konnikova, “On the Face of It: The Psychology of Electability”
    http://www.newyorker.com/tech/elements/on-the-face-of-it-the-psychology-of-electability

  7. Susan T. Fiske and Amy J. C. Cuddy, Peter Glick, Jun Xu, “A Model of (Often Mixed) Stereotype Content: Competence and Warmth Respectively Follow From Perceived Status and Competition”
    http://www.cos.gatech.edu/facultyres/Diversity_Studies/Fiske_StereotypeContent.pdf

  8. Susan T. Fiske, Amy J.C. Cuddy and Peter Glick, “Universal Dimensions of Social Cognition: Warmth and Competence”
    http://fidelum.com/wp-content/uploads/2013/10/Warmth-Competence-2007.pdf

  9. Richard Carlson, “Warmth and Competence in Implicit Stereotypes and Discrimination”
    http://lup.lub.lu.se/luur/download?func=downloadFile&recordOId=3410013&fileOId=3410037

  10. “Scientists Seen as Competent But Not Trusted by Americans“
    http://wws.princeton.edu/news-and-events/news/item/scientists-seen-competent-not-trusted-americans#sthash.tvQdIxxk.dpuf

  11. Roland Imhoff, Jonas Woelki, Sebastian Hanke and Ron Dotsch, “Warmth and Competence in Your Face! Visual Encoding of Stereotype Content”
    http://journal.frontiersin.org/article/10.3389/fpsyg.2013.00386/full

  12. How To Be Your Best in 5 Minutes
    http://news.harvard.edu/gazette/story/2015/12/how-to-be-your-best-in-5-minutes/

5 7955

Başarılı insanları diğerlerinden ayıran önemli özelliklerden biri  zekâlarından çok, ne kadar meraklı bir insan olduklarıdır. Merak dürtüsü, hem insanın hem de bilimin ilerlemesinin itici gücüdür. Merak  etmeyen insan kendini geliştiremez. Merak duygusu körelen insanın hayatla bağı kopar.

Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Prof. George Loewenstein, bir grup üniversite öğrencisine sorular sorar ve bu soruların yanıtlarını kendisi verir. İkinci gruba da aynı soruları sorar ama yanıtları vermeden önce öğrencilerden yanıtları tahmin etmelerini ister.  Bu sırada öğrencilerin beyin faaliyetlerini (fMRI teknolojisiyle) inceler. Birinci gruptakiler soruların yanıtlarını hemen öğrendikleri için, beyinlerinde herhangi bir hareketlilik oluşmaz ve  konuya ilgilerini kaybederler.  İkinci gruptakilerin beyninde ise büyük bir hareketlilik oluşur. Zihinleri, soruyla yanıt arasındaki boşluğu doldurmak için çaba gösterir. Bu öğrenciler, aynı zamanda, yaptıklarından çok keyif alırlar. Merak insana enerji ve keyif verir.

Merak ve öğrenmek birbirinin sebep sonucudur. İnsan, zihnindeki sorulara, belirsizliklere ve çelişkilere son vermek için çaba gösterir; araştırır, keşfeder, öğrenir. Merak, insanı ilerletir.

merak4

İnsanlık tarihindeki bütün keşifler ve buluşlar merak sayesinde olmuştur. İnsanlar, gördüklerinin ötesini merak ettikleri için, dünyanın yuvarlak olduğunu; güneşin neden akşamları kaybolduğunu merak ettikleri için dünyanın döndüğünü keşfetmişlerdir.

Merak olmadan bilim olmaz. Yeni kavramların ve yeni teorilerin gelişmesini sağlayan insanın merak duygusudur. Albert Einstein kendinden bahsederken “Hiçbir özel yeteneğim yok; yalnızca merak tutkusu olan bir insanım.” demiştir.

Bizim kültürümüz maalesef, merak dürtüsünü yücelten bir kültür değil. Bildiğim kadarıyla merakı öven hiç bir atasözümüz, hiç bir deyimimiz yok. Aksine çoğunluk, merakın gereksiz olduğunu düşünür ve çocuklarına fazla meraklı olmamasını öğütler. Genel kanı, merakın insanın başına kötü işler açacağı yönündedir.

Çocukların evde çekmeceleri açmasını engelleyen, değişik eşyaları keşfetme isteğini yaramazlık olarak gören,  sorularını cevaplamaktan bıkan anne babalar, onların içindeki merak duygusunu köreltir ve öğrenmelerini, ilerlemelerini durdururlar. Oysa merak çocuğun zihinsel gelişiminin itici gücüdür. Yapılması gereken, çocukları engellemek yerine onların merak duygularını daha da artırmak için uğraşmak; içlerinde zaten var olan bu dürtüyü kışkırtmak, onların fikirlerini yargılamadan dinlemek ve düşüncelerini eyleme dökmeleri, meraklarını tatmin etmeleri için onlara destek olmaktır.

merak1

Araştırmalar başarılı insanların, merak dürtülerini sürekli canlı tutmayı bilen insanlar olduğunu kanıtlar.  New York Times köşe yazarı Adam Bryant,  yetmiş CEO’yla yaptığı araştırmada, bu liderlerin tamamının tutku derecesinde meraklı olduklarını gözlemler. Bryant’a göre, başarılı CEO’lar, sanıldığının aksine, her şeyi bilen insanlar değillerdir. Onlar hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyen, tıpkı bir çocuğun öğrenme merakıyla sorular soran; her şeyin neden ve nasıl olduğunu sorgulayan insanlardır.

Kimi insanların meraklı, kimilerinin meraksız olduğu doğrudur ama aslında herkes dünyaya geldiğinde aynı merak dürtüsüne sahiptir. Hepimiz sonsuz bir merak dürtüsüyle doğarız ama çoğumuz hem ailede hem de okullarda aldığımız eğitimle, zaman içinde bu merak dürtümüzü yitiririz.

Çocuklar tıpkı bilim insanlarının sordukları gibi, kolay kolay cevaplanamayacak sorular sorarlar. Ama onların bu merak dürtülerini, içinde bulundukları çevre,  köreltir. Çocuklar zamanla özgünlüklerini kaybedip büyükler gibi sıradanlaşırlar. Merak etme içgüdüleri yerini,  çevrelerine uymaya, sorgulamamaya, fazla kurcalamamaya, “icat çıkarmamaya” ve kendilerinden beklenileni yapmaya bırakır. Uyum dürtüsü, merak dürtüsünü bastırır.

İnsanların da kurumların da ilerlemesinin kökeninde merak duygusu vardır. Merak duygusu körelmiş şirketlerin sorunları çözmesi, yeni yöntemler geliştirmesi ve kendilerini yenileyerek güncel kalmaları  mümkün değildir.

merak2

Bir şirketin, inovatif çözümler üretmesini sağlayan ve ileriye götüren, o şirkette hakim olan merak ve öğrenme duygusudur. Yaptıkları işin her aşamasının nasıl daha iyi yapılacağını, sorunların nasıl çözüleceğini, kaynakların nasıl daha iyi kullanılacağını, nasıl daha verimli olacağını, sorgulayan şirketlerin ortak paydası, o şirketlerdeki merak iklimidir.

Bireysel hayatımızda da merak duygusu bizi hayata bağlar. Ama merak dürtüsünün de seviyeleri vardır. Sadece insanların ne yaptıklarıyla ilgilenmek insanı,  dedikodu ve magazin dünyasıyla sınırlar. Çevremizdeki insanlara ve olaylara meraklı olmamız elbette sağlıklı bir davranıştır ama merak dürtüsünün sadece bununla sınırlı olması, bizi yüzeysel bir insan yapar. Olması gereken,  merakımızı insanlardan ve olaylardan daha üst bir seviye çıkarmak ve yeni şeyleri, yeni yerleri, farklı kültürleri, farklı fikirleri, farklı düşünceleri ve uygulamaları  öğrenmek için çaba göstermektir.

İnsanın dünyada olan bitene merakı ve ilgi alanlarının çeşitliliği, onun hem zihinsel faaliyetinin kalitesini artırır  hem de sosyal hayatını zenginleştirir. İnsanın içindeki keşfetme ve öğrenme isteği, onun hayat enerjisini artırır.  Merak dürtüsü insanı hayata bağlar.

İnsan merakı sayesinde öğrenir, kendini geliştirir; keşfeder, buluşlar yapar ve ilerler. İnsanın ilerlemesinin temelinde merak dürtüsü vardır.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Kevin P. Chavous ,“A Passionate Curiosity for Learning”
    http://www.huffingtonpost.com/kevin-p-chavous/a-passionate-curiosity-fo_b_1394750.html

  2. Todd Kashdan, “Curious? Discover the Missing Ingredient to a Fulfilling Life”
    http://toddkashdan.com/curious.php

  3. Dr. Todd B. Kashdan & Robert Biswas-Diener, “What Happy People Do Differently”
    https://www.psychologytoday.com/articles/201306/what-happy-people-do-differently

  4. Todd Kashdan, “5 Ways to Cultivate Curiosity and Courage in the Workplace”
    https://www.psychologytoday.com/blog/curious/201510/5-ways-cultivate-curiosity-and-courage-in-the-workplace

  5. Todd B. Kashdan, “Companies Value Curiosity but Stifle It Anyway”, HBR
    https://hbr.org/2015/10/companies-value-curiosity-but-stifle-it-anyway

  6. Todd Kasdan, “The Power of Curiosity”
    https://experiencelife.com/article/the-power-of-curiosity/

  7. “Curiosity: The Secret to Your Success”
    https://www.psychologies.co.uk/self/curiosity-the-secret-to-your-success.html

  8. İlhan İnan, “Merak, İnsanı İnsan Yapar.”
    http://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/merak-insani-insan-yapar

  9. David Parnell, “Adam Bryant Of The New York Times On What Makes Great Leaders Great”
    http://www.forbes.com/sites/davidparnell/2014/07/01/adam-bryant-of-the-new-york-times-on-great-leaders/#26fc9afe7d89

  10. Adam Bryant, “Distilling the Wisdom of C.E.O.’s”
    http://www.nytimes.com/2011/04/17/business/17excerpt.html

  11. “10 Great Life Lessons from Albert Einstein”
    http://www.virtuesforlife.com/10-great-life-lessons-from-albert-einstein/

  12. Tom Mcdermott, “What’s the Difference Between a Passion and a Passionate Curiosity?”
    http://ignitingcuriosity.com/2014/11/whats-the-difference-between-a-passion-and-a-passionate-curiosity/

  13. Tom Mcdermott, “Realizing The Significance of Your Own Curiosity”
    http://ignitingcuriosity.com/

  14. Tom Mcdermott, “Harnessing Natural Curiosity in Life and Work”
    http://ignitingcuriosity.com/2014/07/harnessing-natural-curiosity-in-life-and-work/

  15. Prof. George Loewenstein, “The Psychology of Curiosity”
    https://www.cmu.edu/dietrich/sds/docs/loewenstein/PsychofCuriosity.pdf

  16. Wikipedia, Curiosity
    https://en.wikipedia.org/wiki/Curiosity

  17. Susan Edelman, “Curiosity and Exploration”
    http://www.csun.edu/~vcpsy00h/students/explore.htm

  18. Emad T , “The Curiosity Instinct”, MIT Admissions
    http://mitadmissions.org/blogs/profile/etaliep

  19. Dr. Todd B. Kashdan & Robert Biswas-Diener, “Praise for The Upside of Your Dark Side”
    http://toddkashdan.com/upside.php

4 12175

İnsan, ilk kez gördüğü bir insanın, iyi ya da kötü, güvenilir ya da güvenilmez, güzel ya da çirkin olduğuna 4 saniyede karar verir. Vücut tipini, duruşunu, oturma biçimini, yürümesini, konuşmasını, ses tonunu, gözlerinin hareketini, ağzının şeklini, tavırlarını, kokusunu, etrafa yaydığı enerjiyi ve daha birçok özelliğini değerlendirip onun hakkında bir karara varması, 4 saniye sürer. Bütün bunları bilinçli değil, kendisi bile farkında olmadan yapar.

İnsan, çoğu durumda olduğu gibi, insanlar hakkında karar verirken de, mantıkla değil, duyguları ve sezgileriyle karar verir. Kimin tehlikeli, kimin güvenilir, kimin güçlü, kimin başarılı, kimin sağlıklı, kimin samimi… olduğunu hemen anlar. Bunun için düşünmesine gerek yoktur. Bir bakışta o insanın notunu verir. Bunu bilinçdışı bir sistemle yapar.  (İnsanı Yöneten İlkel Beyindir)

İnsan, çocukluktan başlayarak, insanların bir-iki özelliğine bakıp onlar hakkında genelleme yapma yolları bulur. Bunlar kendine oluşturduğu kısa yollardır. Bazıları, bir insanın sadece yürüyüşünden onun hakkında fikir sahibi olur. Bazıları, insanların gözlerine, bazıları konuşmasına bakarak insanlar hakkında karar verir. Bunların hepsi, herkesin kendine özgü oluşturduğu kısa yollardır. Bu kısa yollar, doğru sonuca ulaştırdığı gibi yanlışa da götürebilir. Ama doğru ya da yanlış da olsa,  insan kendi hayatını kolaylaştırmak için kendi kısa yollarını kullanır. (Daniel Kahneman)

İlk insanın kendisini tehlikelerden korumak ve hayatta kalmak için geliştirdiği bu kısa yollar, bize genetik miras olarak geçmiştir. Yaşadığımız karmaşık dünyada hepimiz, kısa yollar kullanarak, insanları bir bakışta değerlendirip onları, tehlikeli-tehlikesiz, iyi-kötü, güzel-çirkin, güçlü-güçsüz, sağlıklı-sağlıksız, mutlu-mutsuz, başarılı-başarısız… olarak tasnif ederiz. Uzun boylu, güçlü yapıları olan erkeklerin daha başarılı oldukları algısı, bir kısa yoldur. Güzel kadınların zeki oldukları algısı da bir başka kısa yoldur. Bunların bazıları doğru bazıları yanlış da olsa, hepimiz bunlar gibi onlarca, yüzlerce kısa yol kullanarak karar alırız.  (Siz Kararlarınızı Nasıl Alıyorsunuz?)

Kevin Hogan, gerçekte ilk izlenimin aslında “tek izlenim” olduğunu söyler. İnsanın ilk izlenimle aldığı kararı sonradan değiştirmesi mümkünse de, bu çok ender görülen bir durumdur. Genellikle ilk izlenimle aldığı  kararlar kalıcı olur. Bunları değiştirmek çok zordur.

ilkiz3

İnsanın hayatta kalma dürtüsüyle, bir kaç saniyede doğru karar vermesi için oluşturduğu kısa yollar, aslında son derece acımasız bir yöntemidir. İnsanların birbirlerini 4 saniyede değerlendirdikleri bir dünyada kendisi hakkında, iyi, güzel, sağlıklı, başarılı, mutlu… bir intiba oluşturması için herkesin en fazla 4 saniyelik bir süresi vardır. Üstelik insanlar üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için, kimsenin ikinci bir şansı yoktur.

İnsanlar önce sezgileriyle karar alır, sonra bu kararlarını açıklarken onlara mantıklı gerekçeler bulurlar. Hepimiz günlük hayatımızda, “İçimde onunla ilgili olumlu  bir his var.” ya da “Onu beğenmedim ama nedenini tam söyleyemiyorum.” veya “O işle ilgili bir şeyler beni rahatsız ediyor, ama ne olduğundan emin değilim.” ifadeleriyle pek çok kere karşılaşırız. Bunlar, zihnimizin sonradan varacağı mantıklı gerekçelerden, çok daha hızlı ve çok daha güçlü olan sezgilerimizin sesidir. “İçimizden gelen” bu sesler, kararlarımızda hayati bir rol oynar.

Her ne kadar bazı insanlar “Ben görünüşe bakmam.” deseler de, aslında görünüşe bakmadan karar veren insan yoktur. İlk izlenim, beynimizin  bilinçaltında oluşmuş nörolojik bir tasarımdır. Her ilk karşılaşmada  beynimizdeki  milyonlarca nöron etkin hale gelerek, 4 saniye içinde söz konusu insanı, ürünü, markayı, yeri, durumu… olumlu-olumsuz, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi gruplara ayırır.

Kevin Hogan’a göre, insan hayatında ilk kez gördüğü bir insanın, önce toplumdaki yerini yani onun statü sahibi olup olmadığını değerlendirir sonra da onun çekici ya da itici bir insan olup olmadığına karar verir. Bu iki değerlendirme de söz konusu insanın dış görünüşünden kaynaklanır. İnsanın duruşu, boyu, kilosu, cildinin rengi, yüzünün simetrisi, saçı, nasıl giyindiği, kullandığı aksesuarlar… o insanın hangi gruba tasnif edileceğini yani toplum içindeki yerini ve ne kadar çekici olduğunu belirler.

İnsanların, insanları bu şekilde değerlendirmeleri aslında hiç adil değildir. Ama adil olsa da olmasa da gerçek budur. Hiç birimiz insanları, güzel-çirkin, iyi-kötü olarak değerlendirirken adil davranmak zorunda hissetmeyiz kendimizi. Sonuçta bu bizim sübjektif değerlendirmemizdir, sadece bizi bağlar. İnsan birkaç saniye içinde –kendisi bile farkında olmadan- bir insan hakkında ömür boyu sürecek bir karar verir. Bu çok acımasız bir ölçme ve değerlendirme sistemidir. Dış görünüş, insanın kaderini belirler. İnsanın yarattığı ilk izlenimin, bir ilişkiyi başlatma gücü olduğu kadar o ilişkiyi doğmadan öldürme gücü de vardır.

İnsan kendi görünüşünü oluşturan bazı özellikleri değiştiremez. Bazıları bizden uzun boylu, bazılarının göz rengi, bazılarının yüzü bizimkinden daha güzeldir.  Bu özellikler maalesef adil dağılmamıştır. Ama bizim de başkalarında olmayan, başkalarının sahip olmak istediği niteliklerimiz vardır.

Kevin Hogan “İnsan, yüzünü değiştiremez ama surat asmak yerine gülümsemek kendi elindedir.” der. İnsan kendine özen göstererek, herkes üzerinde daha olumlu izlenimler yaratacak adımları atabilir. Dış görünüşün, insanın başarısı ve mutluluğu üzerindeki “korkutucu” etkisini bilmek bile, bu konuya gereken önemi ve önceliği vermemiz için yeterli bir nedendir. İyi bir ilk izlenim kendi haline bırakılacak bir şey değildir; kontrolü kendi elimizde olmalıdır

ilkiz1

İlk izlenim, ağırlıklı olarak dış görünüşümüze bağlı olarak oluştuğuna göre, bu görünüşü daha iyi hale getirmek için çaba gösterebiliriz. Nasıl giyindiğimiz,  kişisel bakımımıza ne derece önem verdiğimiz, etrafımızla nasıl bir iletişim içinde olduğumuz, el sıkma biçimimiz, ne kadar düşünceli davrandığımız, stresimizi nasıl yönetip, öfkemizi nasıl sergilediğimiz…. insanlar üzerinde yarattığımız izlenimi belirler.

Dış görünüşümüz, bizim insanlar üzerinde yaratacağımız algıyı dolayısıyla da başarımızı, mutluluğumuzu belirler. Doğuştan hangi özelliklere sahip olursak olalım, maddi imkanlarımız ne olursa olsun, hepimiz insanlar üzerinde olumlu bir ilk izlenim yaratmayı, her gün insan içine çıkmadan yerine getirmek zorunda olduğumuz bir sorumluluk ve hedef olarak ele almalıyız. Dış görünüşümüze özen göstermek, çok acımasız bir ölçme ve değerlendirme dünyasında, hak ettiğimiz takdiri elde etmenin ön koşuludur. Sahip olduğumuz diğer bütün özellikler, insanlar üzerinde oluşturacağımız ilk izleniminden sonra kabul görür. Eğer doğru bir ilk izlenim yaratamazsak, insanlara kendimizi anlatmamız çok zor olur ve çok uzun zaman alır.

İnsanlar üzerinde oluşturacağımız ilk izlenimi, kendi haline bırakmamak gerekir çünkü; ilk izlenimin ikincisi yoktur.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Heidi Grant Halvorson, Romualdo Faura, “A Second Chance to Make the Right Impression”, HBR
    https://hbr.org/2015/01/a-second-chance-to-make-the-right-impression

  2. Heidi Grant Halvorson “How to Change People\'s Perception of You”, HBR, Video
    https://hbr.org/video/4471480542001/how-to-change-peoples-perception-of-you

  3. Heidi Grant Halvorson, “How to Override the Assumptions Others Make About You”
    http://www.huffingtonpost.com/heidi-grant-halvorson-phd/how-to-override-the-assum_b_6931984.html

  4. Dr. Heidi Grant Halvorson, “How to Overcome a Bad First Impression—And Make a Good Second One: Understanding The Psychology of Perception Helps”
    https://www.advisory.com/daily-briefing/2015/02/05/how-to-overcome-a-bad-first-impression-and-make-a-good-second-one

  5. Dr. Heidi Grant Halvorson
    http://www.heidigranthalvorson.com/

  6. Dr. Heidi Grant Halvorson, “Why First Impressions Are So Important.”
    http://www.upworthy.com/heres-the-science-behind-first-impressions-and-how-make-up-for-a-bad-one

  7. Janice Wood, “The Power of a First Impression”
    http://psychcentral.com/news/2014/02/15/the-power-of-a-first-impression/65944.html

  8. Wikipedia, “First impression”
    https://en.wikipedia.org/wiki/First_impression_(psychology)

  9. “Impression Management”
    https://en.wikipedia.org/wiki/Impression_management

  10. Brittney Helmrich, “5 Scientific Ways to Make a Good First Impression”
    http://www.businessnewsdaily.com/8097-science-good-first-impression.html

  11. Karla Star, ”The Science of First Impressions”
    https://www.psychologytoday.com/blog/the-science-luck/201302/the-science-first-impressions

  12. Eric Wargo, “How Many Seconds to a First Impression?”
    http://www.psychologicalscience.org/index.php/publications/observer/2006/july-06/how-many-seconds-to-a-first-impression.html

0 16213

İnsan, okula başladığı günden itibaren sorumluluk üstlenir. Yaş ilerledikçe bu sorumluluklar artar.  Sınavlarda başarılı olmak, okulu başarıyla bitirmek; bir işe girip başarılı olmak; ailesine ve arkadaşlarına karşı üzerine düşenleri yapmak… İnsan, bu sorumlulukları yerine getirmek için çabalayarak geçirir hayatını.

Bütün bunları yapmak için, insan kendini kontrol eder, kendine öz disiplin uygular. Üstlendiği sorumluluklar doğrultusunda, zamanını, enerjisini, maddi imkanlarını, en verimli şekilde kullanarak, hedefleri gerçekleştirmek için çalışır. İnsanın üstlendiği sorumluluklar, hayatın ciddi yanıdır.

Ama hayat sadece, insanın kendini kontrol edip sorumluluk üstlenmesiyle geçmez. Her insan kendini “sıktıktan” sonra gevşemek, rahatlamak ister. Okulda, derslerden sonra teneffüslerin olması bu nedenledir. Teneffüs yani “nefes alma”, bir konuya yeniden yoğunlaşmak için vazgeçilmez bir koşuldur. Rahatlamayan, dinlenmeyen, kendini tazelemeyen insan üretken olamaz.

oyunn2

İnsanı en çok rahatlatan şey, hoş vakit geçirmektir. Hoş vakit geçirmek için, çocuklar da büyükler de,  oyun oynarlar. Çocuklarla büyüklerin oyunları farklı olsa da, özünde hepsinin işlevi aynıdır. Oyun, bazen tek başına, bazen rekabet içinde oynanır ama nasıl olursa olsun oyun, hayatın sıkıcı yanından uzaklaşmak demektir.

Sosyal antropologlar her çağda ve her toplumda, insanın özündeki en temel isteklerden birinin, oyun oynama isteği olduğunu söylerler. İnsan oyun oynayan bir varlıktır. (Homo ludens) Johan Huizinga, yeryüzünde insana ait her şeyin başlangıcı bir oyundur der. Her kültürün kendine özgü oyunları vardır. Oyunlar toplumların özelliklerini yansıtır.

Oyun, insanın kendisini ifade etmesinin en doğal yollarından biridir. Çocuk oyunlarından folklor oyunlarına, kağıt oyunlarından tiyatroya kadar oynadığı her oyunda insan, kendini anlatır; açık açık söyleyemediklerini oyun aracılığıyla ortaya koyar. (Psikologların “oyun terapi” tekniği, bu öğretiye dayalıdır.)

Oyun yaşı ne olursa olsun, her insanı özgürleştirir; insanı baskı altında tutan engelleri ortadan kaldırır, hayal gücünü ve yaratıcılığını ateşler. Sosyal bilimciler hepimizin oyun oynayarak, gerçek hayatın dışına çıktığımızı; bu “gerçek dışı” alanda kendimizi engelsizce ifade ettiğimizi ve bu sayede kendimizi tekrar hayata hazır hale getirdiğimizi söylerler.

oyunn1

İster tek başına, isterse birden fazla kişiyle oynansın, bir oyunu severek oynayan ve bunu bir alışkanlığa dönüştüren insanlar için oyun, dışarıdan bakanların anlayamayacağı anlamlar içerir. Oyun sırasında, oyuncular arasında kurulan bağlar, oyunu adeta kutsal bir ayine dönüştürür. Oyuncular için oyunun içerdiği anlam, yarattığı manevi ve toplumsal bağlar, zamanla artar. İnsanların oynadıkları oyunlara tutkuyla bağlanmaları bu nedenledir.

Gündelik hayatın kuralları ile oyunun kuralları farklıdır. Gerçek hayatta en bilgili, en güçlü, en saygın insanlar bile, bir oyunu oynamaya başladığı zaman, o oyunun acemisi olabilirler. Eğer bu oyun, bir grupla oynanan bir oyunsa, gerçek hayattaki roller ortadan kalkar. Gerçek hayattaki profesörler, oynanan oyunda “öğrenci” konumuna girebilirler. Bu özellik, oyunun cazibesini artırır.

Her oyunun kendi kuralları ve düzeni vardır. Bu kurallar ihlal edilirse oyun ortadan kalkar.  Bu kurallar, oyunun akışını belirler. Oyunları birbirinden ayıran, bu kurallardır.

Oyun içindeki gerilim çok önemlidir. Gerilim, oyuncunun hedefe ulaşmak için gösterildiği çabadan ve onun bu çabasını engelleyen unsurlardan kaynaklanır. Her oyunun değerini belirleyen,  engellerin yarattığı gerilim ve sonucun belirsiz olmasıdır.

Her oyun rekabet içerir. Tek başına oynanan oyunlarda bile insan, bir önceki oyunda elde ettiği sonuçtan daha iyi bir sonuç elde etmek için uğraşır. Eğer rekabet çok zayıfsa, oyunun bir anlamı kalmaz. Benzer şekilde insan oynadığı oyuna fazlasıyla hakimse ve hedefe zahmetsizce ulaşıyorsa,  artık o oyun zevk vermez. Nasıl biteceği önceden belli olan hiçbir oyunun değeri yoktur.

oyunn33

John Nash, her oyunun bir matematiksel model olduğunu söyler. Oyunlarda birden çok taraf vardır ve taraflar tutumlarıyla, sonucu etkileyebilme gücüne sahiptirler. Bir oyunda, taraflardan birinin davranışı, tek başına sonucu belirleyemez.  Oyunun sonucunu, bütün tarafların tutum ve davranışları belirler. Dolayısıyla taraflardan her birinin diğerlerinin ne yapacağı hakkında varsayımlar geliştirmesi ve kendi kararını buna göre vermesi gerekir. Nash, “oyun teorisi”ni; insanların, şirketlerin, ülkelerin birbirleriyle rekabetinde hangi stratejileri kullanmaları gerektiğini açıklamak için geliştirmiştir.

Nick Kendall, oyunu bir eğlence gibi görmek yerine bir insan olarak nasıl öğrendiğimizin, nasıl tepki verdiğimizin ve bir arada nasıl yaşadığımızın bir temsili olarak görmek gerektiğini söyler. Her oyunun içinde belirsizliği çözme, rekabet etme, keşfetme, kendini gösterme gibi unsurlar vardır. Oyun insana, rekabet etmeyi,  kazanmayı, ödüllenmeyi çok eğlenceli bir  şekilde yaşatır.

İnsan, oyun oynarken daha yaratıcı olur. Oyun, insana zor durumların üstesinden nasıl geleceğini öğretir. Oyun tasarımcısı Jane Macgonigal “Oyun dünyasında kendimizin en iyi “sürümü” oluruz: Takım arkadaşlarımıza yardım etmeyi en iyi başardığımız durumlar oyunlarda olur. Oyun oynarken bir sorunu çözene kadar uğraşır, başaramazsak yeniden deneriz.” der.

Oyun insana hayatı öğretir. Çocukluktan başlayarak insanlar, oyunda edindikleri alışkanlıkları hayatta da sürdürürler. Oyun hem öğrenme hem de rahatlama demektir.

Oyuna, hayatımızda daha fazla yer açarak, eğlenmekten çok daha fazlasını elde edebiliriz.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Stuart Brown, Christopher Vaughan, “Play: How it Shapes the Brain, Opens the Imagination, and Invigorates the Soul”
    http://egeyildizlari.com/manual/pdf/play-how-it-shapes-the-brain-opens-imagination-and-invigorates-soul-stuart-brown.pdf

  2. Jane McGonigal, “Gaming Can Make a Better World”
    https://www.ted.com/talks/jane_mcgonigal_gaming_can_make_a_better_world

  3. Jane McGonigal “The game that can give you 10 extra years of life”, TED Video
    https://www.ted.com/talks/jane_mcgonigal_the_game_that_can_give_you_10_extra_years_of_life

  4. Wikipedia, John Nash, “Oyun Kuramı”
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Oyun_kuram%C4%B1

  5. R. Ramanujam and Sunil Simon, “Reasoning in Games”
    http://www.cse.iitk.ac.in/users/simon/papers/pdf/rs-stlogic08.pdf

  6. Katie Salen and Erci Zimmerman,The Game Design Reader, “Roger Caillois: The Definition of Play, The Classification of Games
    http://nideffer.net/classes/270-08/week_01_intro/Caillois.pdf

  7. Johan Huizinga, “Homo Ludens: A Study Of The Play-Element In Culture”
    http://art.yale.edu/file_columns/0000/1474/homo_ludens_johan_huizinga_routledge_1949_.pdf

3 18670

Bir insanın “güç sahibi olması” onun “güçlü” olduğu anlamına gelir mi? Bir insanın mevki, unvan ya da varlık sahibi olması, onu gerçekten güçlü yapar mı?

Güçlü olmak, insanın kendisinden kaynaklanır. Gerçek anlamda güçlü olan insan, hiç bir mevki, unvan ya da maddi imkâna sahip olmasa bile kendine güvenen insandır. Güçlü insan, içinde bulunduğu koşullar kötüleşse, sahip olduğu imkanları yitirse bile, kendi gücüyle yeniden başlayabilen, sonuç alabilen insandır.

Güçlü olmak, bir insanın kendini eğitmesi, geliştirmesi ve olgunlaşmasıyla yani “olmasıyla” ilgili bir kavramdır. Güç sahibi olmak ise malik olmak yani edinmekle ilgili bir kavramdır. Nasıl ki “var olmakla” “varlıklı olmak” aynı şeyler değilse, “güçlü olmakla” “güç sahibi olmak” da farklı şeylerdir. Güç sahibi olmak, insanın kendi dışındaki bir kaynağa (para, mevki, unvan…) sahip olmasına bağlıdır; güçlü olmak ise insanın kendinden kaynaklanan nedenlere bağlıdır.

Hiç bir imkana sahip olmasalar bile, güçlü olan insanlar vardır. Bu insanların güçleri, cesaretlerine, çalışkanlıklarına, dayanıklılıklarına ve her türlü zorluğa rağmen mücadele etmekten vaz geçmemelerinden kaynaklanır. Güçlerini paradan, çevrelerinden, mevkilerinden, unvanlarından değil, kendilerinden alırlar.

Hiç bir sahiplik, insanı gerçek anlamda güçlü kılmaz. İnsan ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, içinden gelen bir gücü yoksa, sahip oldukları ona gerçek bir güç vermediği gibi hiçbir zaman yeterli de gelmez; kendini güçsüz hissedenler -ne kadar imkana sahip olurlarsa olsunlar- hep daha fazlasına sahip olma ihtiyacı duyarlar.

businesswoman in office

Erich Fromm‘un dediği gibi “olmak”, “sahip olmanın” karşıtı gibidir. Olmaya odaklanan insanlar, bir şeyler edinerek, bir şeylere sahip olarak güç elde etmeye çalışmazlar.

Güçlerinin gerçek kaynağı kendi nitelikleri olan insanlar için güç, dışarıda aranıp “edinilmesi”  gereken bir şey değildir. Güçlü insanlar, kendi zayıflıkları ve korkularıyla başa çıkma cesaretini göstere göstere güçlenmiş insanlardır.

Anthony Robbins, başarılı insanların ortak noktalarının, kendi içlerindeki gücü keşfederek engelleri aşmaları olduğunu söyler. İnsan, karşısına çıkan engelleri aşabildiği ölçüde güçlenir.

Bunun tam tersi, birçok ayrıcalığa sahip bir hayatın içine doğan ve başarması için her türlü kaynak elinin altındayken, kendi içindeki gücü bir türlü fark edemediği için başarısız ve mutsuz hayatlar yaşayan insanlar vardır. Aslında bu insanların başarılı olmaları için, kendilerinden başka kimsenin yardımına ihtiyaçları yoktur. Başarı, insanın kendi içindeki gerçek gücü keşfetmesine bağlıdır.

Hepimizin bir yeteneği, bir dehası var. Bu yetenek, resme ya da müziğe yönelik  sanatsal bir yetenek olabileceği gibi, sayılara ya da sözcüklere yönelik bir yetenek ya da insanlarla iyi ilişkiler kurabilmeye yönelik bir yetenek de olabilir.

İçimizdeki kendimize has yeteneği yani bizi biz yapan özelliği keşfedip onu şevkle hayata aktardığımızda inanılmaz bir güce de kavuşuruz. Yaşımız, unvanımız, mevkiimiz sahip olduğumuz kaynaklar ne olursa olsun, sadece bu bakış açısı bile, bize kendi hayatımızı dönüştürme gücünü ortaya çıkarır.

Maalesef birçok insan, aslında gerçek gücün kendisinde olduğunun farkında olmadan bir hayat yaşıyor. Hayatı ıskalıyor.

Anthony Robbins gücünü kendi içinden alan insanların beş ilkeye uygun bir hayat yaşadıklarını söyler:

1-Duygusal Hâkimiyet: Asıl olan, bizim başımıza ne geldiğinden çok, bunu bizim nasıl yorumladığımız ve olaylara nasıl bir cevap verdiğimizdir. Duygularımızın kontrolünü kendi elimize almayız. Duygularımızın bizi sabote etmesini değil, bizim arzu ettiğimiz gibi oluşmasını sağlamalıyız. Eğer duygularımızı kontrol edebilirsek, hayata olumlu bakabilir ve iyi ilişkiler kurabiliriz.

2-Fiziksel Hâkimiyet: Fiziksel ve ruhsal sağlığımızı kontrolümüz altına almalıyız.  Çoğu insan ne yediğine, ne kadar uyuduğuna dikkat etmeden kendi vücuduna zarar vererek yaşamaya devam ediyor. Oysa sağlıklı bir vücuda ve sağlıklı bir ruha sahip olmak, hepimizin hayattaki birinci görevidir. Vücudumuzu ve psikolojimizi sağlıklı kılmak için elimizden geleni yapmalıyız. Çevreye canlılık yansıtan bir enerjiye kavuşmak için, kendi sağlığımıza dikkat etmeliyiz.

Successful businessman celebrating his achievement

3. Finansal Hâkimiyet: Sadece daha çok para kazanmaya odaklanarak daha güçlü olamayız. Güçlü olmak, insanın maddi  kaynaklarını, kendisi, yakınları ve diğer insanlar için nasıl dengeli bir şekilde değerlendirdiği ile ilgili bir konudur. Hepimiz, bütçemizi kontrol etmek ve imkanlarımızın ötesine  geçmemeye  özen göstermek zorundayız. 

4. İlişki Hâkimiyeti: Önce kendimizle sonra da başkalarıyla iyi ve olumlu (nitelikli) ilişkiler kurmalıyız. Kendimizi sevmeli ve kendimize değer vermeliyiz. Eşimizle, arkadaşlarımızla, ailemizle, çalışma arkadaşlarımızla ilişkilerimizi  yapıcı bir şekilde geliştirmeliyiz. Hiç bir şekilde, içimizde kin ve nefret barındırmamalıyız. İnsanlarla içten, anlamlı ve yapıcı ilişkiler kurmalıyız.

5-Zaman Hâkimiyeti: Dünyada tek kıt kaynak, zamandır. Bütün kaynakları yeniden kazanmak mümkünken, geçip giden zamanı yerine koymak mümkün değildir. Bize verilen sınırlı zamanın akıp gitmesine seyirci kalmak yerine, zamana hakim olmayı öğrenmeli ve zamanı verimli değerlendirmeliyiz. Hepimizi verimsiz kılan televizyon, bilgisayar oyunları, sosyal medya gibi “zaman çalıcıları”, dozunda kullanmak için çaba sarf etmeliyiz.

Bu beş ilkeyi hayata geçirmeden güçlü olmak mümkün değildir. Ama sadece bunları yaparak da bir insan güçlü olamaz. Güçlü olmak için insanın bu beş ilkeye uymasının yanı sıra sahip olduğu yeteneği keşfedip, bunun üzerine bir hayat kurmak için mücadele etmesi gerekir. Karşısına çıkacak bütün engellere rağmen, mücadeleye devam etmesi gerekir.

Hayat hiç kimse için düz bir yol değildir. Herkesin hayatı birçok zorluk ve sıkıntıyla doludur. Güçlü olan insanlar, kendi zaafiyetlerini bilen ama hayatlarını güçlü yönleri üzerine kurabilen insanlardır.

Güçlü olan insanın kaynağı hiç tükenmez. Hangi zorlukla, hangi engelle karşılaşırsa karşılaşsın, elinden gelenin en iyisini yapmaya kararlı bir insanın hayattan korkusu olmaz.

Güçlü olmak, neye sahip olduğumuzla değil,  kendimize ne kadar güvenmeyi tercih ettiğimizle ilgili bir konudur.


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Robert Firestone Ph.D, The Human Experience, “Personal Power”
    https://www.psychologytoday.com/blog/the-human-experience/200904/personal-power

  2. Anthony Robbins, “Unleash The Power Within”
    http://www.unleashthepowerwithin.com.au/

  3. Anthony Robbins, “Unleash The Power Within”, Website
    https://www.tonyrobbins.com/events/unleash-the-power-within/

  4. Anthony Robbins, “Lessons in Mastery”, Video, Part1
    https://www.youtube.com/watch?v=9spWdjZ4Y-A

  5. Anthony Robbins, “Lessons in Mastery”, Video, Part2
    https://www.youtube.com/watch?v=K54pGpBGktU

  6. Robert Velarde,“Personal Power Or Harmful Hedonism?” Assessing the Teachings of Anthony Robbins
    http://www.equip.org/PDF/JAF1325.pdf

  7. Marcus Buckingham, \"Now Discover Your Strengths\"
    http://arl-jrl.org/Volumes/BookReviewsFA03.pdf

  8. “The Servant of the People: On The Power of Integrity in Politics and Government”
    http://www.rsm.nl/fileadmin/Images_NEW/News_Images/2014/Servant_of_People.pdf

  9. Personal Power!
    http://files.meetup.com/295030/Personal%20Power%20II%20-%20Tony%20Robbins%20-%20Success%20Journal.pdf

  10. “Increasing Personal Power Develop Greater Self Awareness And A Powerful Insight Into Others”
    http://www.som.cranfield.ac.uk/som/dinamic-content/executive/documents/IPP.PDF

  11. Fred C. Lunenburg, “Power and Leadership: An Influence Process”
    https://blogs.lt.vt.edu/jedens/files/2014/09/Lunenburg-Fred-C-Power-and-Leadership-An-Influence-Process-IJMBA-V15-N1-2012.pdf

  12. Vidula Bal, Michael Campbell, Judith Steed, Kyle Meddings, “The Role of Power in Effective Leadership”
    http://insights.ccl.org/wp-content/uploads/2015/04/roleOfPower.pdf

  13. “Power and Integrity in Business and Life”
    http://barclaylittlewood.com/power-and-integrity/

SEÇTİKLERİMİZ