Türkiye’nin Kültürü

Çalıştığınız işyerinde ilişkiler soğuk,  resmi ve mesafeli mi yoksa sıcak, samimi ve içten  mi? İşler büyük bir ciddiyetle mi yapılır yoksa insanların şakalaşıp gülüştükleri anlar olur mu? Çalışanlar nasıl giyinirler? Kadınlar etek ve ceket; erkekler koyu renk takım elbise mi giyerler yoksa daha rahat kıyafetler mi tercih edilir? Herkes birbirine mi benzer yoksa sıra dışı giyim tarzları ve saçlarıyla işe gelenler de var mıdır?

Yöneticilerinizin unvanı yükseldikçe masaları ve odaları  orantısız  şekilde büyür mü yoksa şirketiniz herkesin konforunu mu düşünür ? Bir sorun çıktığında neler olur? Hemen üzeri örtülüp sümen altı mı edilir? Birileri suçlanıp ortam gerilir mi yoksa çözüm yolları açık yüreklilikle mi tartışılır?

Bu soruların cevapları her çalışma ortamında farklıdır. Farkı yaratan şirket kültürüdür.

Hollandalı sosyal psikolog Geert Hofstede’e göre “Kültür, insan topluluklarını birbirinden ayıran zihinsel programlardır.” İnsanların sıradan davranışları, gündelik alışkanlıkları, espri anlayışları, hitap şekilleri içinde büyüyüp geliştikleri kültür tarafından şekillenir.  Yetiştikleri kültür onların davranışlarını belirler. Kültür, içinde yaşadığımız ortamın ruhudur.

Kültür bir toplumun hayat biçimidir. İnsanların dünyayı algılayışlarına yön verir ve aralarındaki iletişimin temelini oluşturur. Aynı kültürdeki insanların ortak simgeleri, ortak dilleri ve ortak davranış biçimleri vardır. Aynı kültür içinde yoğrulmuş insanların mizah anlayışları, zevkleri benzeşir. Olaylara benzer şekilde bakar, benzer tepkiler verirler.

Her birimizin psikolojisi bizi birbirimizden ayrıştırırken sahip olduğumuz ortak kültür bizi birbirimize benzetir. Kültürün yazılı kuralları yoktur; çünkü kültür sessiz bir anlaşmadır. Biz bu anlaşmanın kurallarını o kültürün içinde yaşarken farkında olmadan öğreniriz.

Bir kurumun kültürü, binaların dekorasyonundan, çalışanların giyim tarzlarından, ofis düzeninden anlaşıldığı gibi; o kurumda konuşulan dilden,  birbirlerine hitap şekillerinden, paylaşılan hikâyelerden, yüceltilen tavır ve davranışlardan da anlaşılır.

Doğru ya da yanlış kültür yoktur; ama kültür her zaman görecelidir. Bir kültürde doğru olan diğer bir kültürde yanlış olabilir. Aynı olayları farklı kültürler farklı yorumlar.

Kültür insan yapımıdır, genetik değildir. Toplumlar günlük hayatın içinde farkında olmadan kendi kültürlerini oluşturlar ve kuşaktan kuşağa aktarırlar.  Benimsenen ve onaylanan davranışlar zaman içinde kalıplaşır, gelenek olur ve sonraki nesillere aktarılır.

Bir insan, bir ortamda huzursuz ve başarısız olurken başka bir ortamda mutlu ve verimli olabilir. Bir çalışanın başarısı kendi kişiliği ve birikimi kadar içinde çalıştığı kültüre bağlıdır. Bazı insanlar bir kültürde yeşerirken diğerinde kuruyabilirler.

turkiye-nin-kulturu-1

Geert Hofstede toplumların kültürlerini dört farklı boyutta inceler. Hofstede’de göre bu dört boyuta bakarak her toplumun ya da her topluluğun kültürünü “okumak” mümkündür. Hofstede’e göre, a) İnsanların kendilerinden daha üst seviyedekilerle ilişkilerini nasıl kurdukları b) Topluluğun ne kadar kendine güvendiği  c) İnsanlarının kişisel başarıya mı yoksa topluluğun başarısına mı odaklı oldukları d) Bireylerin belirsizlikle nasıl baş ettikleri her toplumda farklıdır. Bu dört özelliğe bakarak bir kültürü incelemek, anlamak mümkündür. (Hofstede’den esinlenerek 2004 yılında yapılan Globe Research çalışmasında, kültür farlılıkları sekiz boyutta incelenmiştir.)

1.Güç mesafesi: Bir toplumda bireyin kendisinden bir üst seviyedekilerle ilişkisi o topluma özgü bir şekil alır. Sosyal statüsü daha düşük olanların kendilerinden daha yukarıda olanlara nasıl davrandıkları her kültürde farklıdır. Hofstede bu kültürel özelliği “güç mesafesi” olarak adlandırıyor.

Güç mesafesinin yüksek olduğu topluluklarda üstlerin verdiği emirler sorgulanmadan yerine getirilir; düşük olduğu durumlarda ise astlar kendilerini yöneticileriyle eşdeğer görürler. Dar bir güç mesafesinin hakim olduğu kültürlerde herkesin eşit hakları vardır, bu topluluklarda yönetime katılım daha fazladır.

Danimarka’da başbakanlar işlerine bisikletle giderken Türkiye, Fransa gibi ülkelerde başbakanların araba konvoylarıyla dolaşmaları hatta şehir trafiğini durdurmaları olağan karşılanır.  Bu kültürlerde sosyal eşitsizlik ve hiyerarşi daha doğal karşılanır. Çalışanların yönetime katılmaları teşvik edilmez.

Türkiye’de çalışanların üstlerine, aile ortamında küçüklerin büyüklere düşüncelerini ifade edebilme özgürlükleri sınırlıdır. Türkiye’de makam ve unvanlara verilen önem fazladır; hiyerarşik saygı,  katı ve otoriter yönetim tarzları baskındır.

Hofstede’in araştırmasına göre Türkiye güç mesafesi yüksek bir toplumdur.

2. Kendine Güven:Rekabetçi değerleri sahiplenen toplumlarda kendini öne çıkarmak, performans sergilemek, görünür bir başarı sağlamak ve para kazanmak ön plana çıkarken,  kendine güveni daha az toplumlarda  insan ilişkilerine performanstan daha fazla önem vermek ön plana çıkar.

Kendine güvenin yüksek olduğu kültürlerde rekabet, hırs gibi değerler; kendine güvenin daha düşük olduğu toplumlarda ise, iletişim ve anlayış gibi kavramlar öne çıkar.  Bu kültürlerde uyum ve anlaşma çok önemlidir. Fikir ayrılıklarını ifade etmek yerine orta yolu bulmak arzu edilir. İyi ilişkiler ve huzur bulmak, aykırı olmaktan daha değerlidir. Bu kültürlerde dayanışma en önemli erdemdir. Ortalama bir insan olmak, uyumlu olmak, iyi ilişkiler içinde olmak gerekir. Sivrilmek ve sürüden ayrılmak iyi değildir.

Hofstede’in yaptığı araştırmada Türkiye, “kendine güven” sıralamasında, düşük performans gösteren bir ülkedir.

3.Bireysellik ve Toplumsallık kişilerin kendi ihtiyaçlarına mı yoksa içinde bulundukları grubun ihtiyaçlarına mı daha fazla öncelik ve önem verdikleri ile ilgilidir. Bireysel kültürün hâkim olduğu toplumlarda kişiler, içinde bulundukları grubun çıkarından önce, kendi çıkarlarını düşünürler. Kimliklerini gruptan bağımsız olarak bireysel konumlarına ve zevklerine göre tarif ederler. Bu toplumlarda insanlar bağımsız olmak ve kendi ayaklarının üzerinde durmak isterler. Kişiler arası bağlar zayıftır. Bu toplumlarda özel hayat kutsaldır. Herkes kendinden sorumludur. Bu toplumlar “ben kültürünün” hâkim olduğu toplumlardır.

Bireysellik katsayıları düşük olan toplumlarda ise insanlar kendilerinden önce bağlı oldukları grubu, aileyi, cemaati ve hemşeriliği önemserler. Kendilerini tanıtırken önce bağlı oldukları grubu ifade ederler. Kendilerini ait oldukları grubun bir uzantısı olarak tarif etmekten hoşlanırlar. İnsanların özel hayatları grubun, ailenin istilası altındadır. Bu toplumlarda hayatı yakın çevreyle “birlikte yaşamak” en önemli değerdir. Bu toplumlar “biz kültürünün” hâkim olduğu toplumlardır.

Türkiye bireyselliğin zayıf olduğu, “biz kültürünün” hâkim olduğu bir ülkedir. Bu sebeple  bizim toplumumuzda “Nerelisin?”, “Hangi okuldansın?”, “Kimlerdensin?” gibi sorular önemlidir. En modern insanlar bile bu tür geleneksel sorularla birbirleriyle bağ kurmaya çalışırlar.

turkiye-nin-kulturu-2

4.Belirsizlik boyutu, bir toplumda insanların belirsizliğe tahammül edebilme derecesidir. Bu özellik bir kültürün üyelerinin bilinmeyen karşısındaki korku ve tedirginliğini ölçer. Bazı toplumlar belirsizlik karşısında daha stresli olurken bazıları belirsizliği daha serinkanlı karşılar.

Belirsizliğe tahammüllü olmayan toplumlarda insanlar kuralların belirli ve kesin olmasını isterler. Her şeyin her zaman planlandığı gibi gelişmesini beklerler. Belirsizlik onların kendilerine olan güvenini azaltır. Bu yüzden bu tarz toplumlarda değişim istenen ve beklenen bir şey değildir. İnsanlar geleceğin kesin olmasını, bilinmeyenin az olmasını isterler.

Belirsizliğe daha tahammüllü toplumlarda ise kuralların esnek olması bireyleri rahatsız etmez; değişimi daha hoşgörüyle karşılarlar. Belirsizliğin ve riskin arttığı durumlarda stresli bile olsalar saldırgan davranışlar göstermezler. Türkiye belirsizliğe tahammüllü olan ülkelerden birisidir.

Hiç bir din ya da mezhep diğerine üstün; bir ırk diğerinden daha iyi; bir dil diğerinden daha değerli değildir. Ama bütün dinler, ırklar, diller birbirinden farklıdır. Sadece farklıdır. Çok kültürlü bir dünyada barış içinde üretken olabilmemiz için öncelikle bizden farklı olanı yargılamak yerine, farklılığı anlamaya çalışmalıyız. Anlamak ve farklılıklara saygılı olmak içinde yaşadığımız çağın ortak bilincidir, insanlığın geldiği akıl seviyesidir.

Sadece “ötekini” anlamak değil, bizden farklı olanla birlikte yaşamayı, birlikte üretebilmeyi başarabilmemiz gerekir. Farklı olanı yargılamak ve onu kendimize benzetmeye çalışmak yerine farklılıkların bir toplumun zenginliği, bir şirketin en önemli üstünlüğü olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Çok kültürlülüğün saymakla bitmeyecek avantajları var. En çok inovasyon yapan, en çok ilerleyen şirketler ve ülkeler farklılıkları kendi içinde barındırmayı bilenler arasından çıkıyor.


Yorumlar

  1. Bundan bir sene once Turkiye’de calisiyordum, su anda ise Ingiltere’de calisiyorum. Yukarida yazilanlari yasayarak bire bir tecrube ediyor ve goruyorum.
    Insanlari anlamanin en onemli ozelligi onlarin kulturu hakkinda bilgi sahibi olmaktan geciyor.
    Kulturden kasit vucut dili gibi buz daginin gorunen kismi degildir. Onemli olan derinlere inebilmektir.
    Kariyerde uksek noktalara gelmeyi hedefleyenlere hayatlarinin belli bir doneminde mutlaka yurtdisinda calismalarini oneriyorum.

  2. Bir konu bu kadar güzel, bu kadar sarih anlatılır. Teşekkürler..

Bu yazıda yeni yorumlara izin verilmiyor.

Konuyla İlgili Makale ve Linkler

  1. Geert Hofstede “Cultures and Organizations: Software for the Mind”

    http://www.westwood.wikispaces.com/file/view/Hofstede.pdf
  2. Hofstede Modeli Web sayfası

    http://www.geerthofstede.nl/
  3. Hofstede Modeli Türkiye analizi

    http://www.geert-hofstede.com/hofstede_turkey.shtml
  4. Marieke de Mooij, Geert Hofstede “The Hofstede model”

    http://www.mariekedemooij.com/articles/demooij_2010_int_journal_adv.pdf
  5. Alicia Boisnier and Jennifer A. Chatman “Strong Cultures and Subcultures in Dynamic Organizations”

    http://faculty.haas.berkeley.edu/chatman/papers/20_CulturesSubculturesDynamic.pdf
  6. Olivier Serrat “Culture Theory“

    http://www.adb.org/Documents/Information/Knowledge-Solutions/Culture-Theory.pdf
  7. Charlie Connolly, “Organizational Culture”

    http://www.neiassociates.org/connolly.pdf
  8. Multiculturalism

    http://en.wikipedia.org/wiki/Multiculturalism
  9. Professor Sir Bernard Crick, “Multicultralism”

    http://www.blackwellpublishing.com/newkeywords/PDFs%20Sample%20Entries%20-%20New%20Keywords/Multiculturalism.pdf