Marka 101 Video
24 Ağustos 2010

Marka 101 

Çok iyi bildiğimiz bazı kavramlar vardır ama bize sorduklarında tanımlamakta zorluk çekeriz.  "Marka" da böyle bir kavramdır. Hepimiz markanın ne olduğunu biliriz ama anlatırken zorlanırız.

Sokaktaki insana göre marka, “çok satan”, “çok bilinen”, “çok kaliteli” olandır. Bir ürünün marka olması “güven” verir.

Markalar kullanıcılarına “hava” katar, çoğu zaman “fiyatları pahalıdır.

Genel anlayışa göre, markaların “daha yüksek bir imajı” vardır. Bu nedenle markalı ürün kullanmak “seçkinliğin" simgesidir.

Ama aslında marka, sadece pahalı olan değildir. Ucuzluğuyla tanınan güçlü markalar da vardır. Bir ürünün marka olması için mutlaka “yüksek bir kalite” sunması da gerekmez. Kısıtlı bütçelere hitap eden, son derece başarılı markalar da vardır. Markayı sadece pahalı olanla bir tutmak, eksik bir marka bilgisine sahip olmak demektir.

Marka, çok eski zamanlardan beri hayatımızın içinde olan bir olgu.  Markanın izleri yüzyıllar öncesine dayanıyor.

Örneğin Sümerler zamanında yapılmış çanak çömleklerin üzerinde üreticisini belirten işaretler vardır. Eski Mısır’da da ustalar, tuğlaların üzerlerine kendilerine ait simgeler koyarlardı. Bu işaretleri taşıyan tuğlalar, benzerlerinden farklı olurdu. 

Sanayi toplumundan önce de çiftlik sahipleri, büyükbaş hayvanları ‘dağlayarak’ kendi markalarını yaratmışlardı. İzleyen zamanlarda önce zanaatkârların sonra da sanayi toplumunda fabrikaların kendi isimlerini ürünlerin üzerine yazmaları, bizim bugün marka dediğimiz elle tutulmaz değeri ortaya çıkardı.

Sonraki dönemlerde markalar, tüketicilerin güç aldıkları birer statü simgesi oldu. Sanayi sonrası dönemde ise tüketiciler, markanın oluşmasına katkı yapan bir konuma geldiler.  (Marka tüketiciyle beraber yaratılan bir anlamdır)

John Sherry pazarlamacıların, birer davranış mimarı ve  tasarımcı olduklarını; markalar aracılığıyla anlam yarattıklarını söylüyor. (Markalar zamanın ruhunu yansıtır)


John Grant’ın dediği gibi marka, onu inşa etmek için kullanılmış "mükemmel fikirlerin toplamı”dır. Marka bir anlam platformudur. Marka, müşterilerin söz konusu ürün veya hizmetle ilgili bütün deneyimlerini depoladıkları bir kaptır. Bir şirketin ruhunu en çok o şirketin sahip olduğu markalar yansıtır. (Marka şirketin imanıdır)

Marka değerini (brand equity) oluşturan üç ana unsur vardır: 1)Bilinirlik, 2)Müşteriyi çekme gücü ve 3) Müşteriyi elde tutma gücü.

Ünlü reklamcı Jeremy Bullmore “Bütün markaların tek bir ortak özelliği varsa bu herhalde ’şöhret’ tir."der. Hakikaten bir markayı marka yapan ilk aşama,  markanın bilinirliğidir. Kendi üreticisinden başka kimsenin bilmediği bir marka, şüphesiz marka değildir.

Ancak bilinirlik tek başına yeterli olmaz. Bir markanın nasıl bilindiği, dolayısıyla rakiplerinden nasıl farklılaştığı da çok önemlidir. Marka akla geldiğinde tüketicilerin zihninde oluşan çağrışımlar; söz konusu markanın kimliğini, kişiliğini, rekabet ortamındaki konumunu yani markanın çekim gücünü oluşturur.

Tüketiciler bir markayı ne kadar farklı, ilham verici ve kendilerine ne kadar yakın bulurlarsa söz konusu marka o kadar çok tercih edilir. Tüketici zihninde oluşan marka çağrışımları, markanın farklılığını oluşturur. (Marka büyük bir fikirdir)

Ancak bir marka ne kadar bilinir ve çekici olursa olsun, bu iki özelliğin yanı sıra bir markanın kendine çektiği müşterileri elinde tutma gücüne de sahip olması gerekir. Bu sebeple, marka değerini (brand equity) oluşturan üçüncü unsur, “markanın yarattığı sadakattir.

Her markada bu üç özellik bulunmaz. Kimi markalar çok iyi bilinir fakat o marka ile anılan özellikler yeterince ilgi çekici olmayabilir. Bunun tam tersi durumlar da vardır: Bilinirliği düşük ama tüketicilerin zihinde çok iyi özelliklerle özdeşleşmiş markalar vardır.

Her üç özelliğin yüksek olduğu markalar ise elbette çok değerlidir. Hem iyi tanınan hem tüketicilerin zihninde çok iyi özelliklerle örtüşen hem de her alışverişte en çok tercih edilen markalar tabii ki çok yüksek marka değerine ulaşır.

Sadece arabalar, evimizde kullandığımız ürünler, üzerimizdeki giysiler, ayakkabılar, alışveriş yaptığımız marketler, kullandığımız güzellik ürünleri ya da ilaçlar değil; fikirler, toplumsal hareketler, siyasi partiler, liderler, sanatçılar, ünlü kentler, ülkeler, oteller, köprüler, kuleler, CEO’lar, gökdelenler , sinema filmleri, o filmleri yaratan yönetmenler ve oyuncular, romanlar, yazarlar, çizgi film kahramanları da birer markadır.

Albert Einstein, Kazablanka, İstanbul, Red Kid, "detoks yapma", “cool olmak”, Yeşiller Partisi, yoga, tango, Galata Kulesi, Sağlıklı Yaşam, Anti-aging, Sufizm ya da "Zen felsefesi" de birer markadır. Bu markalar aynı zamanda içlerinden birçok marka çıkarabilecek güce sahiptir.

Ben markalaşmayı suni bir talep yaratma çabası olarak görmüyorum. Aksine iyi yönetildiğinde markaların bir anlam platformu olarak tüketicinin hayatına anlam kattığını düşünüyorum. Marka yönetmek bir şirketin asli görevidir.

Markalar statünün, zevklerin, kimlik inşa etmenin ve sosyal ilişkilerin çok boyutlu anlamlarını taşıyan platformlardır.  Marka bilinirliği, marka çağrışımları ve marka sadakati yaratmak insan zihnini ve ruhunu iyi okumakla mümkün olabilir. Herhalde bu nedenlerden ötürü ben, pazarlama disiplininin en eğlenceli, en ilham verici ve en zihin açıcı tarafının, "marka yönetmek" olduğunu düşünüyorum.

Marka yönetmek için, işin teorisini bilmek ve tüketici motivasyonlarını anlamak kadar, hayata çok boyutlu bakmasını bilmek gerekir. Her geçen gün sertleşen rekabet ve hızla değişen pazar dinamikleri karşısında marka yönetmek, sadece birkaç pazarlama kavramını ezberleyerek yapılacak bir iş değil.

Marka yönetiminde başarılı olmamız için daha derin düşünmemiz, yaratıcı olmamız ve yerleşik düşünce kalıplarının dışına çıkamamız gerekiyor.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Al Rice, Laura Rice, The 22 Immutable Laws Of Branding: How to Build a Product or Service into a World-Class Brand, Harper Business, 1998
Al Rice, Laura Rice, Marka Yaratmanın 22 Kuralı, MediaCat Kitapları, 2000
Alice Tybout, Tim Calkins, Philip Kotler, Kellogg on Branding: The Marketing Faculty of The Kellogg School of Management, John Willey & Sons, 2005
Allen P. Adamson, Sir Martin Sorrell, BrandSimple: How the Best Brands Keep it Simple and Succeed, Palgrave Macmillan, 2007
David Aaker, Managing Brand Equity: Capitalizing on the Value of a Brand Name, Free Press, 1991
David Aaker, Strategic Market Management, John Wiley & Sons, Inc.2001
Herbert Meyers, Richard Gerstman, Branding @ the Digital Age, Interbrand, 2001
Marc Gobe, Emotional Branding: The New Paradigm for Connecting Brands to People, Allworth Press, 2001
Raymond Perrier, Paul Stobart, Interbrand, Brand Valuation, Premier Books, 1997
Susannah Hart, John Murphy, Brands the new wealth creators, Macmillan Business, 1998

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Tom Blackett, What is a brand: A Chapter from Brands and Branding, An Economist Book, 2004
http://www.brandchannel.com/images/Papers/What_is_a_Brand.pdf

2. Branding in a Troubled Economy, Texas Public Relations Association, 2009
http://www.slideshare.net/guest1929d4/branding-in-a-troubled-economy-1088653

3. Dr. M. McEnally , Prof. L. de Chernatony, The Evolving Nature of Branding: Consumer and Managerial Considerations, Academy of Marketing Science Review, 1999
http://www.amsreview.org/articles/mcenally02-1999.pdf

4. Al Rice, Laura Rice, The 22 Immutable Laws Of Branding: How to Build a Product or Service into a World-Class Brand, Vision Publishing, 1999
http://www.portugaliza.net/num06/The_22_Immutable_Laws_of_Branding.pdf 

5. Roland T. Rust, Valarie A. Zeithaml, Katherine N. Lemon Customer Centered Brand Management, Harvard Business Press, 2004
http://www.metro.as/index.php/content/content/download/201/870/version/file/48CustomerCentered.pdf

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Alper Berber

24 Ağu 2010

Temel Bey;

Öncelikle ellerinize sağlık, markaların sürdürülebilir rekabette nasıl davranmaları gerektiği gibi bence ülkenin çok önemli bir kısmının gözden kaçırdığı bir konuya değinmişsiniz.

Benim kişisel fikrim, işletmelerin markalarını üstlerine giymeleri, o markayla bütünleşik olarak hareket etmeleridir. Yani markanın imajı ne ise, markaya dahil tüm çalışan birimler bu imajla örtüşen amaç ve hedeflere göre hareket etmelidir. Bunu vurguluyorum çünkü ne yazık ki başka markaların yaptıklarını karbon kağıdıyla kopyalama çabası nedeniyle markalar tutarlılıklarını kaybediyorlar. Markaları yönetenlerin mutlaka son cümlenizde belirttiğinizi yapacak kadar cesaretli olması gerekiyor.

Oysa ki Pareto analizinde ortaya çıkan cironun %80’ini yapan %20’lik müşteri kesimine hitap etmesini öğrenebilen markaların başarı şansı var ve bunu sürdürebilmek için yapılması gereken tek şey, markanın malum %20’nin taleplerine yanıt verebilmesidir. (http://www.koniks.com/topic.asp?TOPIC_ID=4045)

Bir de yazınızda belirttiğiniz çok önemli bir nokta var, o da markanın sadece ticari bir meta olarak görülmesi. Bu noktada, aşağıdaki iki soruya yanıt vermenizi istesem umarım yazınızdaki vizyonu geliştirmenize katkım olur:

Benzerlerinden belirgin çizgilerle ayrılmış her kavram bir marka değil midir?

Ekonomik gelişmeler mi yoksa kültürel gelişmeler mi markaların artışını tetiklemektedir?

Tekrar teşekkürler.

Mehmet Aksu

24 Ağu 2010

Temel Bey,

Ellerinize sağlık.

Sanırım "101" ekiyle kastınız, yazının giriş niteliğinde bir içeriğe sahip olduğunu vurgulamaktı.

102 ve devam eden seriyi heyecanla bekliyorum.

Sevgiler,
Mehmet Aksu

Güven Borça

25 Ağu 2010

Sevgili Temel,
Güzel bir derelme olmuş, kalemine sağlık. Marka konusunda bu toprakların gerçeklerine uygun olarak yazılmış ve çok satmış bir kaç kitap hatırlıyorum. Tamam, bu marka işi esas itibariyle batının icadı ama referanslarda bizden bir şey göremeyince içim karardı.

Hakan Sarıhan

25 Ağu 2010

Teşekkürler Temel Bey, çok daha karışık olan marka kavramını gücünden, etkisinden birşey kaybetmeden yalınlaştırabildiğiniz bu güzel yazınız için...
Yenilerini merakla bekliyoruz.
En iyi dileklerimle...

Yavuz Ercan

25 Ağu 2010

Teşekkürler bilgilendirici bir yazı olmuş.

Gülsün Mersin

26 Ağu 2010

Temel Bey,

Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler...Sadece ufak bir ekleme; En büyük yanılgı "Marka" yönetmek şirketin değil,Pazarlamanın asli görevidir diye algılanmaktadır. Zamanla bu algı değişecektir ancak bu değişim süresince "marka" adına önemli kayıplar olacaktır.

Sağlıklı günler,

Mehmet Altıntaş

27 Ağu 2010

Temel Bey,

Kaleminize sağlık, marka gibi karışık ve anlaşılmaz bulunan bir konuya aanlaşılır yaklaşımınız için de teşekkürler.

Keyifli zamanlar,

Bulut

30 Ağu 2010

Çok akıcı ve anlaşılır bir dille ifade edilmiş makale.Paylaşım için teşekkür ederim

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative