1 Aralık 2009
Bu Yazıda
Tasarım, ‘90lı yılların öncesinde “lüks” bir ayrıcalıktı. O dönemde tasarım ve işlevsellik ayrı kutuplara ait kavramlardı. Tasarım istenirse işlevden fedakârlık yapılmalıydı; işlev isteniyorsa tasarım unutulmalıydı. O dönemde tasarım gösterişli, güvenilmez, kullanışsız ve pahalı, ürünlerin ortaya çıkmasına neden olurdu. O dönemlerde bir ürün plânlanırken önce o ürünün işlevi düşünülürdü, son aşamada ise ürüne bir “güzellik” katmak için tasarımcılar devreye girer ve ürüne “estetik” katarlardı. Doğal olarak tasarım sadece biçimden ibaret bir uğraştı yani “olmasa da olur” bir özellikti.
Anahtar Kelimeler deneyimsel pazarlama, inovasyon, marka, marketing, pazarlama, tasarım, marka yönetimi, satış ve pazarlama
Tasarıma Sadece Zenginler mi Para Verir?
Sizce tasarım ürünlerini sadece zenginler mi satın alırlar? Orta gelirliler tasarıma para vermezler mi?
Son yıllara kadar tasarım, sadece zenginlerin ulaşabildiği bir ayrıcalıktı. Onlar hem sanat eserlerine yatırım yaparlar hem de her ürünün en "güzelini" kullanırlardı. Orta gelirlilerin ise tasarımla ilgisinin olması mümkün değildi. Tasarım pahalıydı.
Tasarım, 90‘lı yılların öncesinde “lüks” bir ayrıcalıktı. O dönemde tasarım ve işlevsellik ayrı kutuplara ait kavramlardı. Tasarım istenirse işlevden fedakârlık yapılmalıydı; işlev isteniyorsa tasarım unutulmalıydı. O dönemde tasarım gösterişli, güvenilmez, kullanışsız ve pahalı, ürünlerin ortaya çıkmasına neden olurdu.
O dönemlerde bir ürün plânlanırken önce o ürünün işlevi düşünülürdü, son aşamada ise ürüne bir “güzellik” katmak için tasarımcılar devreye girer ve ürüne “estetik” katarlardı. Doğal olarak tasarım sadece biçimden ibaret bir uğraştı yani “olmasa da olur” bir özellikti.
Son yıllarda mobilyada IKEA; hazır giyimde ZARA, KOTON gibi markalar sayesinde tasarım demokratikleşti: Geniş kitleler az para harcayarak tasarım ürünlerine ulaşabilmeye başladı.
Bugün geldiğimiz noktada tasarım artık makyaj değil IDEO‘nun yaklaşımında olduğu gibi daha işin en başında, ürün henüz konsept aşamasındayken devreye giren bir yaklaşımdır.

Bugün tasarım, Angela Dumas ve Henry Mintzberg‘in dediği gibi, “biçim-işlev” arasında bağ kuran bir hayat görüşüdür. Tasarım, sadece özle biçim arasında bağ kurmakla kalmaz aynı zamanda yaratılacak nesnenin neden var olduğuna da cevap verir.
Bu yüzyılın en popüler tasarımcılarından Philip Starck‘a göre, “Tasarımcının mesleği ne bir sanatçının ne de bir estetisyenin mesleğine benzer; tasarımcı bir anlam bilim uzmanıdır.”
Bugün yaşadığımız bolluk ortamında insanlar, ürünleri kullanırken, daha güvenli, daha konforlu, daha estetik bir deneyim yaşamak istiyorlar. Bu deneyimi olabildiğince yalın ve anlamlı şekilde yaşamak istiyorlar.
Bugün tasarımdan bahsettiğimiz zaman bir üründen ya da bir hizmetten değil bir düşünce biçiminden, bir hayat görüşünden bahsediyoruz.
Tasarım, zekâ/hayal gücü/yaratıcılık/sağduyu/anlam yaratma/özgür düşünme/statükolara meydan okuma/disiplinler arası düşünme becerisi/detay ve bütün arasında gidip gelebilme/ deneysellik/iyimserlik gibi bir çok özelliği içeriyor.
Bugün tasarım, insanların ürünlerle nasıl anlamlı bir ilişki kuracaklarını belirleyen bir alandır. Artık tasarımdan bahsettiğimiz zaman sadece bitmiş bir ürünü “güzelleştiren” bir süsleme sanatından değil insanların günlük hayattaki sayısız deneyimini yaratan bir anlayıştan bahsediyoruz.
Tasarımın marka değerini arttırdığı, markayla yaşanan deneyimi derinleştirdiği ve bir rekabet avantajı yarattığı tartışmasız bir gerçektir.
Eskiden güzel olanın işlevi yoktu, işlevi olan ise çirkindi. Bugün birçok tüketici araştırmasında “güzel olan şeylerin daha iyi çalıştığı” inancının yaygınlaştığını gözlemliyoruz. Bugün tasarım denilince, insanların hayatlarını kolaylaştıran ve konforlarını artıran bir çağrışım geliyor aklımıza.
Diğer taraftan tasarım, inovasyonla eşdeğer bir anlam içermeye başladı. Business Week‘te yayınlanan bir makalede söylendiği gibi, “1990’larda insanlar inovasyondan bahsettiklerinde teknolojik yenilikleri kastediyorlardı; bugün ise inovasyon, tasarımla eş değer bir hale geldi. (The power of design)
Bugün asıl önemli olan tasarımı başlı başına bir “problem çözme yöntemi” olarak görmek ve tüm iş yaklaşımımızı (ya da tüm işlere yaklaşımımızı) tasarım odaklı hale getirmektir. IDEO’nun kurucusu Tim Brown‘a göre, “Bir tasarımcı gibi düşünmek, ürünlerin, hizmetlerin hatta stratejilerin nasıl olacağını belirleyen en temel etkendir."
Konuya böyle yaklaşmak tasarımı “endüstriyel tasarım” ya da “ürün tasarımı” gibi sıkışık bir alanın dışına çıkarır ve çok boyutlu bir hale getirir. Öyle ki, artık tasarım sadece teknoloji, Ar-GE ya da yeni ürün geliştirme süreciyle ilişkili değil neredeyse bütün işin kendisi haline gelir.

Tasarım odaklı yönetimde tasarım bir paradigmadır. (Design driven management)
1-Tasarım, “problemi doğru tanımlayarak” başlar. Problemin doğru tanımlanması, çok boyutlu düşünerek, sınırları zorlayarak, hayatın içine girerek, konunun tüm ilgilileriyle empati kurarak mümkün olabilir. Problemi doğru tanımlamak için çoğu zaman hayatın içinden gelen bilgiye ihtiyaç duyulur.
2- Tasarımın yapılabilmesi için toplanan tüm bilgileri ve gözlemleri kültürel öğelerle bir araya getirmek ve anlamlandırmak gerekir. Zira ortaya çıkacak ürün/hizmet hayatın içinde yer bulacaktır. Tasarımcını çözmesi gereken düğümler, " Nasıl hem estetik hem fonksiyonel olabiliriz? Nasıl az maliyetle değer yaratabiliriz? " gibi düğümlerdir.
3-Tasarım çok sayıda değişken üzerinde alınacak kararlarla ilgilidir, bir seferde sonuca varmak mümkün değildir. Bu sebeple tasarım sürecinde olabildiğince çok sayıda konsept hazırlanması ve prototip geliştirilmesi gerekir. Tasarım sürecinde sabretmesini bilmeyen şirketler başarılı olamaz. Bir şirket ne kadar çok hata yaparsa ne kadar çok prototip üzerinde çalışırsa başarılı olma ihtimali o kadar artar.
4-Tasarım süreci birçok yol, yaklaşım ve potansiyel çözüm arasından bir seçim yapmayı gerektirir. Bir seçim yapmak, sürecin bittiği anlamına gelmez. Kullanıcı odaklı tasarımlar yaratmak esnek bir düşünce yapısına sahip olmayı gerektirir. Bu sebeple tasarım sürecini bir keşif, yenilik üreten bir platform olarak görmek gerekir.
Bugün geldiğimiz noktada tasarımla ilgili düşüncelerimiz de değişti. Tasarım deyince artık bitmiş bir ürünü süslemek gelmiyor aklımıza.
Tasarım, kullanıcıya faydalı, konforlu, estetik ve anlamlı deneyimler yaratmak demektir.
Tasarım her geçen gün demokratikleşerek geniş halk kitlelerine ulaşıyor. Tasarıma herkes para harcıyor, çünkü tasarım hayatın her alanına giriyor.
- Management by Design: Applying Design Principles to the Work ExperienceDaniel W. Rasmus
- Change by Design: How Design Thinking Transforms Organizations and Inspires InnovationTim Brown
- The Design of Everyday ThingsDonald Norman
- Design Thinking: Integrating Innovation, Customer Experience, and Brand ValueThomas Lockwood
- Emotional Design: Why We Love (or Hate) Everyday ThingsDonald A. Norman
- The Retail Store: Design and ConstructionWilliam Green