12 Haziran 2011

Kitlelerin Zekası 

Bilgisiz ve cahil kitlelerin oylarıyla seçilen bir hükümetin topluma faydası olur mu? Ekonomiden, hukuktan, dış politikadan, siyasetten anlamayan insanların yaptıkları seçimden bir ülkeye fayda gelir mi?

Bir ülkeyi kimin yöneteceğine eğitimsiz kitleler yerine seçkinler karar verse daha iyi olmaz mı?

Daha iyi eğitimli, daha kültürlü, daha görgülü, daha köklü ailelerden gelen insanların yöneteceği bir ülke bütün toplum kesimleri için daha iyi sonuçlar vermez mi? Seçkin bir azınlığın yöneteceği bir ülke  daha çağdaş daha uygar bir yer olmaz mı?

Francis Galton böyle düşünen ünlü bir bilim adamıydı. Ona göre ülke yönetimi seçkin bir gruba teslim edilmeliydi. Ülkeyi yönetecek sınıf özel olarak yetiştirilmeliydi. Bu sınıfı yaratmak sadece eğitimle olacak bir iş değildi, bunun için daha derine inmek lazımdı. Bu amaca ulaşmak için Galton, seçilmiş kişilerin birbirleriyle evlendirilmeleri gerektiğini düşünüyordu. Üstün insanların evliliklerinden doğacak çocuklar saf bir ırk oluşturacaktı. Böylelikle daha iyi genlere sahip olan insanların yöneteceği bir ülkenin hayat kalitesi yükselecekti.

Bir toplumun ırkını iyileştirerek daha nitelikli bir toplum yaratma düşüncesine Öjenizm (Eugenics) deniyor. Yirminci yüzyılın başında popüler olan bu düşünce Nazi ideolojisini besleyen en önemli unsurlardan biri oldu. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya’da Nazi iktidarında milyonlarca Yahudi’nin katledilmesiyle sonuçlanan bir insanlık dramından sonra Öjenizm düşüncesi terk edildi. Kimse bunu dile getirmez oldu.

Bu düşünce terk edildi ama zihinlerimizde hala izleri duruyor. Toplumun bazı kesimleri hala “seçkin azınlığın” ülkeyi daha iyi yöneteceğine inanıyor.

Aslında ülkeyi elit (seçkin) bir azınlığın yönetmesi fikri çok daha eskilere dayanır. Eğitimsiz kitlelerin kendi çıkarlarını bilmeyecek kadar cahil olduğu ve kendilerini yönetecek insanları seçme konusunda ehliyetli olmadıkları fikri Fransız İhtilali döneminde Jakobenler (Jacobins) tarafından savunulan bir fikirdi.

Jakobenler, eğer  “donsuzlara” (sans culottes) (yani o zamanların işçileri ve esnaflarına) oy hakkı verilirse bunların kendilerine benzer insanları seçecekleri tehlikesine işaret ediyorlardı. Jakobenlere göre devletin seçkin bir azınlık tarafından yönetilmesi gerekliydi; ülke yönetimi “donsuzlara” emanet edilemeyecek kadar ciddi bir işti.

Hepimizin bildiği gibi, 1789’da Fransa’da geniş halk kitlelerinin “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” talepleriyle başlayan ihtilal, hem Fransa’ya hem de diğer Batı ülkelerine demokrasiyi getirdi. Jakobenlerin seçkinci, tepeden inmeci fikirleri yenilgiye uğradı; eşitlik fikri kazandı.

Kazandı kazanmasına ama bugün hala batı ülkelerinde bile demokrasinin gerçekten iyi bir yöntem olup olmadığını tartışanlar var. Bu görüşü savunanlar eğitimsiz kitlelerin doğru seçim yapamayacağını düşünüyor. Onlara göre bir ülkenin geleceğine eğitimsiz insanların yön vermesi felaketle sonuçlanabilecek kadar tehlikeli bir durum. (Dağdaki Çobanla Doktorun Oyu Aynı Mı?)

Bizim ülkemizde de “halkı” ve “halkın zevklerini” küçümseyerek seçkin azınlığı yüceltenler var.

Demokrasiye inananlarmızın bile içinde bir şüphe vardır; bir türlü emin olamazlar. Ne de olsa halk, “eğitimsiz ve bilinçsiz bir sürüdür”; kendi başına karar alamaz, alsa da bu karar isabetli olmaz.

Fakat yapılan deneyler tam tersini söylüyor: Geniş kitleler doğru karar alma konusunda son derece “yetkin” ve “becerikli"dir . Üstelik bu deneyler bize geniş kitlelerin uzmanlardan oluşan küçük bir azınlığa kıyasla çok daha isabetli kararlar aldığını kanıtlıyor. Kulağa ters geliyor; ama eğer yeterince büyük ve çeşitliliği olan bir kitle oluşturulursa bu kitlenin ortak aklı, onu oluşturan bireylerin akıllarının toplamından daha üstün oluyor. (Biz Benden Akıllıyız)

Kitlelerin Bilgeliği” kitabının yazarı James Surowiecki’ye göre  karar vericilerin sayısı ne kadar azalırsa hatalı karar alma ihtimali de o kadar artar. Bunun tersi olarak da özellikle toplumsal konularda eşit derecede bilgilendirilmiş farklı özellikteki kişiler, birbirlerinden bağımsız olarak oy kullanırlarsa kararlar o kadar isabetli olur. Bir oylamada insanlar birbirlerinden ne kadar farklı düşüncelere sahip olurlarsa aralarındaki görüş farkı ne kadar fazla olursa oylamanın sonucu o kadar isabetli olur.

Türkçeye de çevrilen “Kitlelerin Bilgeliği” kitabında yazar, birçok örnek vererek hiç eğitimi olmayan, oylama yaptıkları konular hakkında hiç uzmanlıkları bulunmayan insanların nasıl isabetli kararlar verdiklerini anlatıyor. Şaşırtıcı bir şekilde, büyük kalabalıklar konunun uzmanlarına göre çok daha doğru karar veriyorlar.


Surowiecki’ye göre

1. Eğer bir oylama sırasında her katılımcıya eşit derecede bilgi verilirse
2. Oy kullananlar birbirlerinden farklı düşüncelere sahip olurlar ve bu düşüncelerini özgür olarak oy sandığında ifade edebilirlerse
3. Sandık başında gittiklerinde kendilerinden önce oy kullananların hangi oyu kullandıklarını bilmeden oy kullanırlarsa

kitlenin ortak kararı her zaman en isabetli karar olur.

Kitabın en eğlenceli kısmı ise seçkin bir azınlığın daha iyi karar verdiğini ispatlamak üzere deneyler yapan Francis Galton’un bile kendi yaptığı deneylerde geniş kitlelerin kararlarının daha doğru olduğu sonucuna varması.

İster ülke ister şirket yönetimi söz konusu olsun,  tek bir kişi veya dar bir yönetici grup yerine daha geniş kesimlerin katılmasıyla alınan kararların kalitesi daha yüksektir. Siyasette de şirket yönetiminde de kendi içine kapanan küçük bir grup önünde sonunda yanlış yapar. 

Siyasi liderlerden beklenen, katılımı artıracak ortamı hazırlamaktır. Bir toplumda katılımcılık ne kadar artarsa alınan kararların isabeti de o ölçüde artar.

James Surowiecki “En iyi kararlar fikir birliği, fedakarlık ve uzlaşmanın değil tam aksine muhalefet ve çatışmanın ürünündür.” der.

Toplumsal ve siyasi konularda kitlelerin iyi bir seçim yapması için iyi eğitimli olmasına gerek yoktur. Demokratik bir ortam ve uygun koşullar yaratıldığında kitlelerin seçimi isabetli olur. 

Fakat bu fikri kabullenmek kolay değildir. Eğitimli olanların daha iyi karar vereceklerine inanırız. 

Bundan iki yüz yirmi iki sene önce Fransız İhtilali döneminde insanlığın varmış olduğu akıl düzeyini bugün hala tartışmaya devam ediyoruz. İki asır önce Fransa’da demokrasi fikri galip gelmişti; ama bugün hala bu fikri tam anlamıyla benimsemiş değiliz.

Toplumun kolektif olarak aldığı karar, bireysel olarak bizim hoşumuza gitmeyebilir.  Böyle düşünmek yerden göğe kadar hakkımızdır. Bu kararın bize uyması ya da uymaması, bizim işimize gelip  gelmemesi ayrı bir konudur.

Amacım, “Kitlelerin sağduyusunu kabul edelim, demokrasinin gereği budur.” gibi klişe bir söylemi tekrarlamak değil.  Demokrasiye elbette inanıyorum; ama bunun ötesinde: Bazı kesimlerde yaygın olan “Eğitimsizler doğru seçim yapamazlar.” iddiasının aksine karar alma konusunda  kalabalıkların  azınlıklara kıyasla daha iyi  performans gösterdiklerine dikkat çekmek istiyorum. 

Büyük kalabalıkların, özellikle toplumsal konularda, “kolektif bir zekâya” sahip olduğunu düşünüyorum. 

  • JakobenlerGerard Maintenant
  • Voting and Collective Decision-Making: Bargaining and PowerAnnick Laruelle & Federico Valenciano
  • Kitlelerin BilgeliğiJames Surowiecki
  • Wisdom of CrowdsJames Surowiecki

KONUYLA İLGİLİ MAKALE VE LİNKLER

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

M. Görkem GÜLCAN

14 Haz 2011

Kitlelerin ortak kararının isabetli olması konusunda tam olarak hangi konularda başarılı olduğuna dair bir çalışma var mı bilmiyorum ama eğer uzmanlık diye bir şey olsaydı, şirketler yanlış karar almazlar, bahis şirketleride dibi boylardı diye düşünürken de topluluğun aldığı kararların o an ki çevreden nasıl etkilenip aldığı da önemli. Duygusal, mantıksal, siyasi vb. ortamdaki gelişmelerden dolayı topluluk genellikle uzun vadeli kararlar yerine kısa vadeli kararlar veriyormuş gibi geliyor. Hitler'in seçilmesi o sıradaki konjonktür kaynaklanan bir sebepten dolayı çok yüksekti ve sonuçlar gösteriyor ki bu uzun vadeli doğru bir karar değildi.

Tanjan ÖZBİLGİ

14 Haz 2011

Değerli  Temel Bey,

Kitlelerin daha isabetli karar verdiği tezini desteler nitelikteki yazınızı dikkatle okudum. İsabetli karar için 3 koşulun gerekliliğinden bahsetmişsiniz.

"Surowiecki’ye göre,
1. Eğer bir oylama sırasında her katılımcıya eşit derecede bilgi verilirse
2. Oy kullananlar birbirlerinden farklı düşüncelere sahip olurlar ve bu düşüncelerini özgür olarak oy sandığında ifade edebilirlerse
3. Sandık başında gittiklerinde kendilerinden önce oy kullananların hangi oyu kullandıklarını bilmeden oy kullanırlarsa"

Benim naciz kanaatim Türkiye'de 1. ve 2. koşullar yerine getirilemediği için isabetli kararlar alınamamaktadır.

O nedenle geçtiğimiz seçimin;

* Yeterince ve doğru bilgilendirilme yapılmadığı için (bir dez-enformasyon ve verilerin yanlış aktarılması/yorumlanması, yanlış ve yüzeyel ifade yöntemi tercih edildiği için...)

* Kitle heyecanlarının duygusal kararlar almaya neden olduğu ve basiretli kararlar alınmasını zorlaştırdığı için. ("one minute" vb)

** Futbol takımı fanatikliği şeklindeki "parti tutmanın" ve emir komutayla hareket eden "birey"lerin serbestleştirilememiş iradeleriyle verilen oyların isabetli olması imkanı ortadan kalkmaktadır diye düşünmekteyim.

KISACA; seçmeni "bidon kafalı" yapan gene yukarıdaki dezenformasyonu sağlayan siyasilerdir.

Saygılarımla,

Tanjan ÖZBİLGİ

Yücel Kamcez

14 Haz 2011

Hangi demokrasiden söz ediyoruz, elit kim, elit olmayan kim? Devlet aygıtının her türlü metazori aracını sonuna kadar kullanma yetkisine sahip olup sininin başına çöktüğünde gözü yaşlanan politikacı halk mıdır veya bunu halktan mı sayacağız? Veya Boğaz kenarında yalı sahibi olup, tablo biriktiren ama iki tarz arasındaki farktan bihaber olan mı elittir? Üç otuz paraya karın doyurup doğruları söylemeye, dünyayı izlemeye çalışan, insanları eğitmeye çalışan ama büyük bir çoğunluğu iki yüzlü bir toplumla birlikte hayat tüketmeye mecbur öğretmen, sanatçı ve aydın mı elittir? Halk kimdir? Bu soruların yanıtlarını ben de bilmek isterdim doğrusu...
Benim evrenimde tek gerçek şudur, örgütsüz halk halk değildir, şeyhe şıha feodale kısaca egemene tapan mahlukat hele halk kavramının yanından bile geçemez... benim basit tanımımda halk olabilmek için yaşadığın toprağa ve insanlara saygın sevgin olması, sorumluluk duyman ve bunu göstermen gerekir... aptallığın ve cahilliğin farazi bir demokrasi tanımıyla geçer akçe yapılmaya çalışıldığı bir dünyayı reddediyorum. soyut kavramlarla çok vakit kaybettiğimiz kanısındayım. herkese niye saygı göstereyim, bunu yapmak elitlik midir? Tam tersine saygı gösterilmesi gereken insanlara hakarettir.  
eğer böyle bir yaklaşım elitlik ise bundan ancak onur duyarım...  
saygı ve sevgilerimle.

Ece Çalışan

12 Tem 2011

Çok tartışılan bu konuda aslında 2 taraf da kendince haklı mıdır? Okumuş, araştırmış ve bütün bunların sonucunda kendini farklı gören taraf ve bir taraftan da çeşitli nedenlerle(bu kendi seçimi de olabilir kendi seçimi dışında mecburiyetlerde) okuyamamış ama doğru ama yanlış bir fikre sahip taraf. İkisi de kendince haklıdır. Önemli olan iki tarafın birbirine ne kadar yanaşabileceğidir bence. Uyumu, bilgi paylaşımını yapıp yapamayacağıdır. İşte o zaman bence iki tarafın da oy hakkı eşit olacak ve işte o zaman toplulukların verdiği kararlar isabetli olacak. Böylelikle gerçekten kitlelerin verdiği kararlar azınlıklarından kararından fazlasıyla etkili ve güçlü olacaktır ama bunun olabilmesi için aşırı uçların sayısının azalması lazım ki üretim ve üretkenlik artsın. Yoksa siyah beyaz renginden elde edebileceğiniz tonlar kısıtlı kalacaktır.

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative