7 Eylül 2010

Bizi Alışkanlıklarımız Yönetir. 

Her akşam seyrettiğiniz televizyon kanalını neden seyrediyorsunuz? Neden evinizdeki masada hep aynı sandalyeye oturuyorsunuz? Sabah kalktığınızda davranışlarınız neden hep aynı kuralları izliyor? Her gün sabahtan akşama tekrar tekrar yaptığınız bu davranışlarınızı sanki bir tören kuralıymış gibi yaptığınızı biliyorsunuz değil mi? Hatta bu davranışlarınız engellenecek olursa fena halde huzursuz olacağınızı da...

Hepimizin hayatı alışkanlıklarla dolu. Alışkanlıklarımızı biz oluştururuz ama sonrasında alışkanlıklarımız bizi biz yapar; hayatımızı yönetir. Alışkanlıkların faydalısı da zararlısı da son derece güçlüdür.

Bizim her türlü davranışlarımızı -kimi araştırmacılara göre %95’ini- alışkanlıklarımız yönetir. Hayatımızın yönlendiren neredeyse tüm seçimlerimizi alışık olduğumuz şekilde yaparız. Seçimlerimizin sadece %5’ini rasyonel olarak, düşünerek yaparız.

Hayatımızın büyük bölümünü ‘düşünmeden’ yönetmek bize atalarımızdan kalmış milyonlarca yıllık bir miras. Evrimsel biyoloji bize beynimizin güvensiz bir ortamda, tehlikeyle baş edebilmek ve hayatta kalabilmek üzere tasarlandığını ve hayatta kalmak gibi önemli bir konuda aklımıza değil sezgilerimize daha çok güvendiğimizi söyler. Bu nedenle nasıl tehlikelerden kaçmak ve hayatta kalmak için hiç düşünmeye ihtiyacımız yoksa; günlük hayatımızı sürdürmemiz için de düşünmeye pek fazla ihtiyacımız yoktur.

Bu gerçek bazılarımızı rahatsız edebilir; ama maalesef (ya da ne iyi ki) işin aslı bu.

Hepimiz bir çok konuda “düşünmeden”, zihnimizde oluşmuş kalıplardan ve kısa yollardan (heuristics) hareketle karar alır ve harekete geçeriz. Zihnimizdeki bu kısa yolların hepsi bizim alışkanlıklarımızı oluşturur.

Neale Martin’e göre bizi normal olarak alışkanlıklarımız yönetir; aklımızla karar verdiğimiz durumlar ise istisnadır. Kulağa ters geliyor olabilir ama ben bu görüşe yüzde yük katılıyorum. Uzun yıllardır girdiğim her toplantıda, yazdığım her yazıda hep bu görüşü savundum.

Alışkanlıklarımız bizi yönetirlerken, “sorun-çözüm” “sıkıntı-rahatlama” ya da “açlık-tokluk” gibi neden sonuç ilişkileri üzerine hiç düşünmeden kısa yollar (heuristic) kullanır.

Günlük ritüeller hayatımıza rahatlık ve anlam katar. Alışkanlıklarımızın derin bir anlamı vardır. BBDO Grubu tüketicilerin gündelik hayattaki törenselliklerini araştırmak üzere yaptığı çalışmada (Daily rituals of the world) günlük ritüellerin bizi bir duygu durumundan diğerine taşımada çok güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Uykudan uyanır uyanmaz başlayan, sabah evden çıkmadan önce dışarıda geçirdiğimiz bütün saatlerde, eve döndüğümüzde, yatağa yatıp uykuya geçene kadar yaptığımız her işi bir tören yapar gibi yapıyoruz.  Bu törenler aynı zamanda hayatı anlamlı kılmamızın da bir yoludur.

Hayatımızın her aşamasında bu günlük alışkanlıklarımız bize fiziksel, duygusal ve sosyal bir rahatlık ve güven sağlar. Çocukluğumuzdan beri işler “alışa geldiğimiz gibi” yürüdüğü sürece kendimizi güvende hissederiz.

Sadece her gün tekrarladığımız davranışlarımız değil, kullandığımız markalar da bizim vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımızdır.

Fakat bize neyi neden yaptığımız sorulduğunda hemen farklı bir tutum takınırız. Hiç birimiz yaptıklarımızı hiç düşünmeden yaptığımızı söyleyemeyiz. Bize çocukluğumuzdan beri her yaptığımızın akılcı bir nedeni olması gerektiği öğretildiğinden, bir davranışımızın nedeni sorulduğunda hemen akılcı bir “neden” buluruz.

 Biz bir giyim mağazasından ‘normal’ olarak bir alışveriş yaparız fakat daha sonra bize birisi neden söz konusu alışverişi yaptığımızı sorduğunda; aklımız bu alışverişi neden yaptığımızı düşünmeye ve ona mantıklı bir neden bulmaya çalışır. Oysa bu davranışın arkasında hiçbir “mantıklı” sebep olmayabilir.

Bu sebeple araştırmalarda tüketicilere “Neden?” sorusunu sormak, aslında, tüketicileri doğal davranışlarından uzaklaştırmak demektir. "Neden?" sorusu karşısında hemen herkes "kabul görecek bir cevap” bulmaya çalışır. (Son yıllarda beynimizin gizleri çözüldükçe araştırma yapmanın da ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılır oldu. Ben araştırmaların insan davranışlarını, duygularını ve en önemlisi alışkanlıklarını çözecek şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini düşünüyorum.)

Tüketicilerin “gündelik törenlerini” (ritüeller), onlarda güvenli bir ruh hali yaratan alışkanlıklarını anlamak, pazarlama disiplininin özünü oluşturur.

 Büyük çoğunluğumuz yeni bir şeyler öğrenmek yerine bildiklerimizden hareketle bir seçim yapıp, risk almadan, kısa yoldan çözüm sağlamak isteriz. Ama şirketler bu basit gerçeği görmezden gelir. Bugün piyasaya çıkan yeni ürünlerin yaklaşık yüzde 80’inin başarısız olmasının en önemli sebebi, şirketlerin tüketicilerin alışkanlıklarını hiç anlamamış olarak, onlara yeni bir ürün satmaya çalışmasıdır.

Aslında bizim insan olarak davranışlarımız son derece aşikar değil midir?

Yerleşik alışkanlıkları kırmak, davranışları değiştirmek zordur; hatta çok zordur. Birçok konuda “doğru olanı” bilsek bile bunu bir türlü hayata geçiremeyişimizin sebebi de bundan kaynaklanır. Bir ürünün pazarda tutmasının da ilk şartı tüketicilerin yaşamlarındaki mevcut alışkanlıklarını anlaması ve onları nasıl değiştirebileceğini kurgulamasıdır.

Pazarlama bir markanın tüketicide nasıl alışkanlık yarattığını anlamak ve bu durumu yönetmek üzerine kurulu bir disiplindir. İnsanda alışkanlık yaratan her şeyin kendine göre bir nedeni, bir mantığı vardır. Biz farkında olmasak da son derece güçlü nedenlerden dolayı tekrarlanan davranışlarımız kemikleşir ve alışkanlık yaratarak bizim etrafımızda bir konfor çemberi yaratır (comfort zone).

Bugün artık -fMRI sayesinde- tüketicilerin mantıklarıyla karar vermediklerinden yüzde yüz eminiz. Bu nedenle tüketicilerin mantığına hitap eden reklamlar yapmak, hiç olmayacak bir duaya âmin demektir.

İnsanların mantıklarına seslenmek yerine markaların yapması gereken, tüketicilerin alışkanlıklarına odaklanmaktır. Bunu yapmak için, tüketicilerin günlük hayatlarına girmek ve kendi evlerinde, gündelik yaşamlarında, bir anlamda “mahremiyet sınırlarının içinde” neler yaptıklarını anlamak demektir. (Etnografik araştırma)

Alışkanlıklar ne kadar güçlüyse tüketicilere bu alışkanlıklarını sorgulatmak da o kadar zordur. Eğer bir marka tüketicide sağlam bir alışkanlık yaratmışsa rakiplerin işi zorlaşır. Bu nedenle bir piyasadaki lider markanın müşterilerini elde etmek çok zordur.

Liderden müşteri almak için, onların mevcut tüketim alışkanlıklarını kırmak gerekir. Onlara neyi neden yaptıklarını sorgulatmak gerekir; ama bunu yapmanın yolu katiyen “Ey tüketici ! Sana daha iyi bir teklifim var.” diye bağırmak değildir.

İş dünyası hala tüketicilerin rasyonel davrandıklarını düşünüyor ve bu nedenle her yıl milyarlarca lira reklam ve yeni ürün çabaları olarak sokağa atılıyor.

İş dünyasının insan doğasını anlaması ve bunu kabul etmesi neden bu kadar zor? Neden hiç var olmamış, rasyonel bir tüketici ütopyası yaratıp onun uğruna zamanımızı, emeğimizi, paramızı sokağa atıyoruz? Son derece yalın gerçekleri anlamak için daha ne kadar zaman geçmesi gerekiyor?

Daha ne kadar başarısızlık ve para kaybı gerekiyor?

Aslında zihinlerindeki koşullanmaları kaldırabilseler insan doğasının bu aşikar gerçeklerini onlar da görecekler ama şirket yönetim odaları onları değiştiriyor.  Keşke karar alırken tüketicilerin etten kemikten yapılmış birer insan olduklarını hatırlasalar.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Dr. A. K. Pradeep, The Buying Brain: Secrets for Selling to the Subconscious Mind, Wiley, 2010
Neale Martin, Habit: The 95% of Behavior Marketers Ignore, Pearson education 2008
Scott de Marchi and James T. Hamilton, You Are What You Choose: The Habits of Mind That Really Determine How We Make Decisions, Portfolio Books 2009

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1.Ann M. Graybiel, Habits, Rituals, and the Evaluative Brain, Annual Review of Neuroscience Vol. 31: 359-387, 07.2008
https://www.annualreviews.org/doi/pdf/10.1146/annurev.neuro.29.051605.112851

2.Daily Rituals of the World
http://www.businessweek.com/bwdaily/dnflash/content/may2007/db20070510_522420.htm

3.Dennis W. Rook, Ritual behavior and consumer symbolism, Advances in Consumer Research V. 11, sf.279-284, 1984
http://www.acrwebsite.org/volumes/display.asp?id=6258

4.Scott de Marchi and James T. Hamilton, Duke Authors on How Personality Traits Affect Decisions, Time, Claire Suddath 11.2009
http://www.time.com/time/arts/article/0,8599,1938296,00.html

5.Wendy Wood, David T. Neal, A New Look at Habits and the Habit–Goal Interface, Duke University, Psychological Review Copyright 2007 by the American Psychological Association 2007, Vol. 114, No. 4, 843–863
http://www.apa.org/pubs/journals/features/rev-1144843.pdf

6.Wendy Wood, David T. Neal, The habitual consumer, Journal of Consumer Psychology 2009
http://www.college.usc.edu/wendywood/research/documents/main2.pdf

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Mehmet Aksu

7 Eyl 2010

Temel Bey,

Bu güzel yazı için çok teşekkür ederim. Alışkanlıkları-rutinleri gözlemleyerek yeni pazarlama fikri geliştirmeyi, gerçekten çok etkili bir yol olarak görüyorum. Bir pazarı incelerken nasıl evrim geçirdiğini anlamak en çok bu nedenle önemli.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken kelimeler ve rutinler arasındaki enteresan bağlantı dikkatimi çekti . Örneğin "oyalanmak" kelimesi muhtemelen bir hanımın yaptığı el işine yönelik sorulan "ne yapıyorsun?" sorusuna verdiği "oya ile oynamak" veya "zaman geçiriyoruz işte" şeklindeki bir cevaptan ortaya çıktı. Demek ki oya işlemek bir "süs eşyası yaratma" amacından çok bir "zaman geçirme" aracıydı. Salatalık Türkiye ile ilk defa tanıştırıldığında -muhtemelen pazar esnafı tarafından- hanımlara "salataya eklenen şey" olarak tanıştırılmış olabilirdi.

Bu gözlemeler bizde, neyin nasıl hayatımıza aldığımızı ve bunun nasıl bir rutin haline geldiğini anlamamıza yardımcı olabilir. Ve bu bilgiyi örneğin "oyalanma" pazarı sona erdiğinde ev hanımlarına yönelik alternatif bir ürün geliştireceğimiz zaman, "güzel danteller üretme aracı değil" rutine daha uygun olacak "iyi zaman geçirme araçları" üretmemize vesile olur.

Alışkanlıkların nereden geldiğini anlamada en büyük hazine sanıyorum ki dildir. Bu nedenle hangi kelimenin nereden geldiğini kurcalayarak daha derin tutum-alışkanlık analizleri yapılabilir diye düşünüyorum.

Sevgilerimle,
Mehmet Aksu

Ayşe Polat

7 Eyl 2010

Merhaba Temel bey,

Öncelikle yazılarınız için teşekkür ederim, hepsi benim için çok değerli.

Şu sıralar kendi yaşadığım gerginlikten de olabilir, yazınızda bir tepki hissettim iş adamlarına ve pazarlamacılara karşı ama işte onlar da insan ve etten kemikten yaratılmışlar. Bazen sabir fikirli, bazen gereksiz duygusal davranabiliyorlar. Önlerinde duran yüzlerce örneğe rağmen sabit kalıplarla ilerlemeye devam ediyorlar. Kimi yanlış reklama, pazarlamaya bir dünya para yatırıyor, kimi de benim patronlarım gibi kurumsallaşmanın, şirket içi iletişimin önemini her türlü uyarıya karşın anlamayıp paldır küldür büyüme telaşına girip çok büyük yatırımları batma noktasına getirebiliyorlar.

Bu konularla yaklaşık bir yıldır ilgileniyorum ve gördüğüm kadarıyla türkiyede gerçek anlamda büyük bir şirketin olmayışının, bir dünya markası geliştirilememesinin nedeni budur.

Saygılarımla,
Ayşe Polat

Engin Tüzün

8 Eyl 2010

Tüketici kadar firmaların alışkanlıklarına da unutmamalıyız. Müşteri ilişkilerini içselleştirmiş firmalardan (yani alışkanlıkları olan firmalardan) alışveriş yapan müşterilerin "memnuniyet hazzı" müşteride bir alışkanlık yaratacaktır.

Süleyman Müftüoğlu

12 Eyl 2010

Sevgili Temel, yazıyı okuyunca aklıma şu anda okumakta olduğum kitabın (Mind Your X’s and Y’s, Lisa Johnson, Free Press, 2006) dün bitirdiğim bölümü aklıma geldi. Kitap sosyal ağlar ve neticesinde ortaya çıkan kalıplar ile ilgili ve 10 adet kalıp/eğilimin bir tanesinin teması tasarım. Temayı anlatırken yazar Motorola’nın RAZR modelini başarı öyküsü olarak sunmuş ve onlardan esinlenerek vurguladığı tavsiye :"Watch The User (translation: go home with your customers".
Motorola’nın geleneksel mühendislik tabanından ve onların lokasyonundan farklı bir yerde konuşlanan disiplinlerarası bir takım aynen yukarıda belirttiğini yapmış; metinden aynen alıntılıyorum: "For Motorola, the most important breakthroughs come from watching phone users in their daily lives".

Sevgiler,

Süleyman.


Sevgili Süleyman,

Motorola’nın yaptığı tam anlamıyla "etnografik" yöntemleri hayata sokmak yani tüketiciyi kendi doğal ortamında gözlemleyerek inovasyon yapmak.

Teşekkürler.

Sevgiler.

Temel

Elif Erkun

28 Eyl 2010

Temel Bey merhaba,

Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli. Umarım iyisiniz ve her şey yolundadır. Size yazıp blogunuzla ilgili duygularımı paylaşmak istedim.

Öncelikle çok severek takip ediyorum. Daha iyi ifade etmek gerekirse yazdıklarınıza bayılıyorum. Böyle güzel bir içeriği yarattığınız ve paylaştığınız için çok teşekkürler.

Sizle tanışmış olduğum için çok şanslı issediyorum kendimi.

Sevgiler.

Elif Erkun

28 Eyl 2010

Temel Bey merhaba,

Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli. Umarım iyisiniz ve her şey yolundadır. Size yazıp blogunuzla ilgili duygularımı paylaşmak istedim.

Öncelikle çok severek takip ediyorum. Daha iyi ifade etmek gerekirse yazdıklarınıza bayılıyorum. Böyle güzel bir içeriği yarattığınız ve paylaştığınız için çok teşekkürler.

Sizle tanışmış olduğum için çok şanslı issediyorum kendimi.

Sevgiler.

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative