Moda bir lisandır Video
14 Nisan 2009

Bugün Kim Olmak İstiyorsunuz? 

Siz de bir ortama girdiğinizde insanların ne giydiklerine dikkat ediyor musunuz? ilk kez gördüğünüz bir kişinin giyimine bakarak onun nasıl bir insan olduğunu tahmin etmeye çalışıyor musunuz ya da iyi tanıdığınız bir arkadaşınızın o günkü giyimine göre kendisine nasıl bir “hava” vermeye çalıştığını anlamaya?

Hepimiz böyle davranıyoruz. Herhâlde bunun istisnası, insanın içindeki dünyevî arzuları silmeyi amaçlayan Tibet yaylalarındaki Monklar ya da kendini öteki dünyaya adamış dindarlardır.

Etrafımızdakilerin “kim olduklarıyla” ilgili ipuçlarını onların nasıl giyindiklerinden anlarız. Çok sınırlı maddî imkânı olup da gerçekten giyecek bir şey bulamayanları “hoş görürüz” ama bunun dışındaki herkesi giyiminden “çözmeye” çalışırız.

“Eski solcu”lar ve hippi’ler de dâhil hepimiz kişiliklerimizi giyim tarzımıza yansıtırız. Modayı reddetme davranışı bile hayatta bir duruşu, bir kişiliği yansıtır.

Kıyafetimiz, parfümümüz, aksesuarlarımız, saç sitilimiz aslında kendimizi ifade ettiğimiz özel bir dildir. “Herkesin anladığı, farklı lehçeleri olan sessiz bir dil.” (Dr. Gillian Vogelsang-Eastwood).

Giysilerimiz ve aksesuarlarımız sadece kendimizi nasıl hissettiğimizi göstermez, başkalarının bize nasıl davranmasını istediğimizin de ifadesidir. Çünkü hepimiz biliriz ki “Bir hanımefendi ile bir sokak kızı arasındaki fark, onların nasıl davrandıkları değil, onlara nasıl davranıldığı arasındaki farktır.” (George Bernard Shaw)

Giysilerimiz, aksesuarlarımız, saç biçimimiz, kullandığımız parfüm, kendilerine özgü renkleri, dokuları, duruşları ve modelleriyle kendi kişiliğimizi yansıtan bir anlam yaratır.

Her birimizin içinde birden fazla alt kişilik var. Bazen “masum” olup kendimizi saklamak isterken bazen “hükmetmek” istiyoruz. (İçimizdeki Kahramanlar) Ve içine girdiğimiz her kişiliğin kimliğine uygun kıyafet seçiyoruz. Yarattığımız bu kimlikler, bizim bazı gruplara girmemizi sağlayan bir pasaport olurken bazı ortamların da bizi dışlamasına neden olabiliyor.

Hepimiz ergenlikle beraber kendi kişilik projemize uygun kimlik inşa etmeye başladığımız için kendimizi ifade etmenin bu en “etkili” dilini öğrenmek için ömür boyu sürecek bir çaba harcıyoruz.

İçimizde birden fazla alt kişiliği barındırdığımız için hangi ortamda nasıl giyinmek gerektiğini hem kendimize model aldığımız insanlardan hem de deneyip yanılarak öğreniyoruz. Bir dili kötü konuşmanın verdiği mahcubiyetin ne demek olduğunu bildiğimiz için kötü giyinerek kendimiz hakkında yanlış yargıların oluşmasını engellemek istiyoruz. Daha da ötesi bu dili çok iyi konuşarak, kendimize biçtiğimiz “ideal ben”i çevremize anlatmak istiyoruz.

Seçtiğimiz giysiler bizim kişisel duruşumuz haline gelir: Mesafeli; ciddî ya da boş vermiş; seksi ya da masum; olgun ya da çılgın. Ruh halimizi yansıtan giysiler bizim dünyaya kim olduğumuzu anlatan bir araçtır.” (Kaiser, Freeman, Chandler “favorite clothes and gendered subjectivity”, 1993)

Giyim kuşamımız, özel ya da sosyal alanlarda, dış dünyaya ilettiğimiz mesajdır. Bu sebeple her sabah uyandığımızda, dolabımızın karşısına geçip, bir yap-bozun parçalarını birleştirir gibi kendi kimliğimizi inşa etmek, dünyaya anlatacağımız öykünün o günkü bölümünü oluşturmak için seçim yaparız. Giydiklerimiz, kişisel hikâyemizdir.

Moda tasarımcıları bize içinde yaşadığımız zamanın anlayışını yansıtan şablonlar verirler. Bizler de bu şablonları kullanarak tıpkı noktaların üzerinden çizgiler çeken çocuklar gibi kendi resimlerimizi oluştururuz. Bu resmi oluştururken kendi tenimizi, seçtiğimiz tekstilin dokusuyla birleştirir ve o gün içine girmek istediğimiz- ya da mecbur kaldığımız - ruh halimizi en iyi yansıtacak seçimleri yaparız.

Bu seçimler aslında moda olan anlayışın ve ruh hallerimizin rüzgârıyla dalgalanan bir denizde sörf yapmak gibidir. Görsel bir dille kendimizi ifade ederiz. Bu dil aynı zamanda bizim ne kadar “bugüne ait” olduğumuzu anlatan bir dildir. Bu dil, benzetmeler, mecazlar, tezatlar kullandığımız bir dildir. Geçmişi ve yeniyi bir arada kullanabildiğimiz, kişiselleştirdiğimiz ama karşımızdakinin de bizi anladığına inandığımız yaratıcı bir dildir. Her gün evrim geçiren, sözcüklerine -kullandığımız mekana ve zamana göre- farklı anlamlar yüklediğimiz bir dildir.

Giyim ve modanın dili son derece akışkan ve esnektir.  Aynı giysi dünkü taşıdığı anlamı bugün taşımayabilir. Tıpkı uzak doğu dillerinde olduğu gibi, küçük bir ayrıntının farklılaşması bütünün anlamını değiştirebilir.

İyi giyinmek, kesin kuralları olmayan, esnek ve belirsiz bir dili ustaca kullanmak demektir. Kendi kimliğimizi, olmak istediğimiz kişiliğe uygun bir şekilde yaratmak demektir. Ustalık, yüklemek istediğimiz anlamı, karşı tarafın hiç anlam kaybına uğramadan anlamasını sağlamaktır.

Kadınlar kendilerini giyim diliyle anlatmak konusunda daha şanslılar. Erkekler, farklılaşmayan tek bir kişiliği oluşturma çabası içindeyken kadınlar, farklı alt-kişilikleri ifade edebilmenin hakkını ve özgürlüğünü daha rahat kullanıyorlar. Toplum onlara bu özgürlüğü daha fazla tanıyor. Erkek giyimi ise daha tek düze ve daha renksiz çünkü toplum erkeklerin farklı ruh hallerini giyimlerine yansıtmalarına izin vermiyor. Erkekler için tek kişilikli olmak ve değişken olmamak kabul görüyor.

Giyim dilini konuşmanın zorluğu güncel olmak için sürekli çaba göstermek zorunda olmaktır. Milyarlarca kadının uğraşı da işte tam budur! Onlar bu dili erkeklerden daha iyi konuşmaya mecburlar. Her gün aynı tarz giyinen ve bunu hiç değiştirmeyen bir kadın getirin gözünüzün önüne. Bunu "normal" karşılar mısınız?  (Yoksa siz kadınların giyim alışverişini “zevk” için mi yaptıklarını düşünüyordunuz?)

Psikolojik araştırmalar, insanların giyimlerini değiştirerek duygularını da değiştirdiklerini iddia ediyor. Çoğunluk gülüp geçti ama Victoria Beckham‘ın “yüksek topuklu giydiğimde kendimi daha akıllı hissediyorum.” sözleri, aslında bu araştırmaları kanıtlayan sözlerdi.

Moda, herkesi içine alacak kadar güçlü ve hafife alınamayacak kadar önemli bir olgu.  Farkında olmasak da moda, bizim varlık nedenimize yani kimlik projemize, doğrudan katkı yapan bir sektör. Moda,  Bruno Remaury‘nin dediği gibi, "Arzu üreten bir fabrika" aslında.

İnsanın maddi imkanları çok sınırlı değilse moda ile ilgilenmemesinin iki nedeni olabilir: Ya kendine göre haklı sebeplerle güncel hayattan  istifa etmiştir ("check-out" )  ya da bu dili öğrenemediği için konuşmaktan vazgeçmiştir.  Aksi takdirde herkes modayla ilgilidir. Bazısı biraz geriden takip eder, bazısı geçmişle yeniyi birleştirir, bazısı kısmen uygular, bazısı çoğunluğun yaptığını yapmamak adına kendi modasını yaratır ama herkes modayla ilgilidir. Büyük çoğunluğumuz ne tıpatıp başkalarına benzemek istiyoruz ne de tamamen farklı olmayı göze alabiliyoruz.

Vogue eski editörlerinden Linda Watson’un dediği gibi: "Modanın ifade ettiği şey, etek boyundan, siluetlerden ve renklerden çok daha derindir. Moda, yemekten sanata; müzikten sekse kadar her şeydeki ruhsal değişiklik ve toplumsal alışkanlıklarla yarışır. Moda, zamanın en şaşmaz göstergesidir.

Eskiden üst sınıflardan sokağa doğru yayılan, “haute couture”ün dayattığı bir moda anlayışı hâkimdi. Bugün işin içine farklı kesimlerin, kimliklerin, alt kültürlerin ve bizzat sokağın girmesiyle daha dağınık ama bir o kadar da renkli ve demokratik bir moda sahnesi oluştu. (Armani bu duruma ”Eğer herkes kendi modasını yaratıyorsa, moda öldü.” diye tepki gösteriyor.)

90’lı yıllarda, sokak giyiminin yükselmesi ve kadınların kariyerlerini ve rahatlıklarını daha çok önemsedikleri bir dönem başladı. “Serbest Cuma” giderek haftanın diğer günlerine yayıldı. Tüm giysilerde rahatlık ve sade-şıklık öne çıkmaya başladı. Bırakın kullanıcıları, modanın taşıyıcısı mankenler bile “femme fatale” hallerinden sıyrılıp daha sıradan ve normal görünmeye başladılar.

Birkaç büyük markanın egemen olduğu ve bu markalara ait ürünlere sahip olmanın prestij sayıldığı günler artık geride kalıyor. Artık kısa zamanda "tüketilip" yenisinin satın alınacağı bir giyim anlayışı hakim.

Bugün Zara, Koton gibi markaların başlattığı “Hızlı giyim” (fast fashion) dönemini yaşıyoruz. Artık en son moda ürünler, uygun fiyatlarla, alışveriş özgürlüğü ve heyecanı yaratan şık mağazalarda milyonlarca müşteriyle buluşuyor. Moda demokratikleşerek kitlelerle buluşuyor.

Müşterinin nabzını her an elinde tutan, doğru ürünü, doğru zamanda, doğru fiyatla sunan hızlı moda üreticisi firmalar, daha çok sayıda modeli, daha kısa sürede üreterek moda dünyasındaki rekabeti her geçen gün daha da hızlandırıyorlar. 

Modayı yaratanlar toplumun nabzını tutma, toplumu anlama konusunda şaşılacak bir beceriye sahipler. Onlar toplum psikolojisini usta bir sosyolog gibi anlayıp yorumlayabiliyorlar. Toplumun iyimserliğini ve karamsarlığını; bireylerin kendilerini nasıl ifade etmek istediklerini onlardan daha iyi biliyorlar. Ekonomik krizlerin ruh hallerimize nasıl yansıdığını ve bu ruh hallerine uygun giyim tarzını -2009’da eşofmanın sokağa çıkması gibi- biz daha fark etmeden bize sunabiliyorlar.

Moda tasarımcıları insanı analiz eden birer etnograf gibi gözlem yapma yeteneğine ve bizim tercihlerimizi belirleme gücüne sahipler: 1930’ları veya 1960’ları geri getirebiliyorlar. Toplumda her kesimin her bireyin, kendini ifade etmesine imkan yaratıyorlar.

Biz onların sundukları seçenekler arasından kendi kimliklerimizi ifade etme biçimlerini seçiyoruz.

Aslında her modacı bize şu soruyu soruyor:  “Bugün kim olmak istiyorsun?

  • A Cultural History of Fashion in the Twentieth Century: From the Catwalk to the SidewalkBonnie English
  • Fashion, Culture, and IdentityFred Davis
  • Consumer Behavior in FashionMichael R. Solomon, Nancy J. Rabolt
  • Icons of FashionGerda Buxbaum
  • Fashion and Its Social Agendas: Class, Gender, and Identity in ClothingDiana Crane
  • The Complete History of Costume & Fashion: From Ancient Egypt to the Present DayBronwyn Cosgrave
  • Fashion as CommunicationMalcolm Barnard
  • Fashion Brands: Branding Style from Armani to ZaraMark Tungate
  • The Language of FashionRoland Barthes
  • Vogue: 20th Century Fashion: 100 Years of Style by Decade and DesignerLinda Watson
  • Fashion MarketingDotty Oelkers
  • Fashion Marketing: Contemporary IssuesTony Hines, Margaret Bruce

KONUYLA İLGİLİ MAKALE VE LİNKLER

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

R. Deniz ÖNER

24 Tem 2009

Her yazının sonunda, bir sonrakine geçmek için büyük heyecan duyuyorum...
Güzel paylaşımlarınız için teşekkürler.

Gönül soydanbay

27 Tem 2009

Gazi üniversitesi mesleki eğitim fak; moda ve giyim tasarımı(sanatsal ve hazır giyim tasarımı,üretimi. )bölümünden emekliyim.Bu alanla ilgili giyim ve moda psikolojisi ve tarihi,analiz ,drapaj,çağdaş moda akımları,kalıp sistemleri ve üretimleri,dikim teknikleri,giyim oluşturma ve bütünlemede kullanılan araç gereç ve materyal tanımları ve analizleri,giyim aksesuarları tasarım ve üretimi,mesleki giyim özellikleri tasarımı ve üretimi,tiyatral giyim dahil olmak üzere hala doyamadığım eğitimle,meslek ve teknik liselerin ilgili alanlarına öğretmen yetiştirerek bu alana sonsuz ve sınırsız hizmet ettiğime inanıyorum.Yakın ve,veya benzer alanlarda basılan yorumlarım olmuştur.yazınızda kendimi ve düşüncelerimi bulmak beni gerçek anlamda heyecanlandırdı.Teşekkürler bu alanda yaptığınız ve yapacağınız çalışmalar için.


Gönül Hanım,

Sizin gibi deneyimli bir uzmanın beğenisini kazandığıma çok sevindim. Beni yüreklendirdiniz.

Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

Sevgiler.

Temel

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative