29 Haziran 2010
Bu Yazıda
Doğru karar almak için eğitimli olmak şart değil midir? Hepimiz demokrasilerde, kararların halk tarafından alınması gerektiğini bilsek de çoğumuzun içinde bir şüphe vardır; bir türlü emin olamayız. “Dağdaki çobanla üniversite mezununun aynı olmadığı” gibi bir his vardır içimizde.
Anahtar Kelimeler liderlik, yönetim, demokrasi, CEO, yönetim danışmanlığı, manager, liderlik özellikleri, işletmelerin yönetimi, şirket yönetimi
Dağdaki Çobanla Doktorun Oyu Aynı mı?
Bir toplum için en iyi olana kim karar verir?
“Sokaktaki insan” karmaşık konuları kavrayabilir mi? Onun yerine uzmanlar karar alsalar herkes için daha iyi olmaz mı?
Yoksa kararları halk mı almalıdır?
Eğer kararları halk alacaksa halkın eğitimli olması gerekmez mi? Doğru karar almak için eğitimli olmak şart değil midir?
Hepimiz demokrasilerde, kararların halk tarafından alınması gerektiğini bilsek de çoğumuzun içinde bir şüphe vardır; bir türlü emin olamayız.
“Dağdaki çobanla üniversite mezununun aynı olmadığı” gibi bir his vardır içimizde.
Çünkü hepimize, en doğru kararları sadece konuyu bilen uzmanlarının alabilecekleri öğretilmiştir. Üstelik bu görüşü haklı çıkaran birçok örnek de vardır hayatımızda. Her gün birçok konuda uzmanların ne kadar bilgili olduklarına şahit oluruz. Mesela hastalandığımız zaman, ne yapmamız gerektiğini doktorumuz bizden daha iyi bilir. Doktor muayenehanelerinde ne eşitlik vardır ne demokrasi. Üstelik bu durumdan hiçbirimizin bir şikâyeti de yoktur. Doktor söyler biz yaparız.
Yalnız hekimlikte değil ehliyet alınarak yapılan bütün uzmanlıklarda durum böyledir. Mühendislerin, hukukçuların bildiklerine “ortalama insanın” aklı ermez.
Şirket yönetimlerinde de durum aynıdır. Şirketin hedef ve stratejisini lider ve yönetim takımı belirler. Çalışanlar alınacak kararlara katkı sağlasalar bile, son söz liderindir. Bunu hiç birimiz sorgulamayız. Hiç birimiz çalıştığımız şirketlerde kararların oylamayla alınmasını talep etmeyiz; çünkü şirketlerin demokratik olmaları gerekmediğini hepimiz biliriz.

Birçok alanda karar almak için yetkinlik gerekir.
Peki, toplumsal konularda nasıl yapmalıyız? Toplum için de “doğru” olanı, uzmanlar halktan daha mı iyi bilirler? Daha bilgili, daha deneyimli oldukları için toplumun çıkarını bu seçkinlere emanet etsek ve onlar geniş kitleler yerine karar alsalar hepimiz için daha iyi olur mu?
Böylece eğitimsiz yığınların yanlış kararlar almasını önlemiş olmaz mıyız?
Eski Yunan şehir-devletlerinde bütün yurttaşlar (kadınlar ve köleler hariç) oy kullanma hakkına sahiplerdi. Atina’da bütün vatandaşlar mecliste (Ekklesia) toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınırdı.
Fakat o zamanlarda da uzmanlar bu durumdan şikayet ediyorlardı. Demokrasi fikri, kendi ana yurdunda bile Sokrat, Aristo ve Eflatun gibi filozoflar tarafından "ayak takımının yönetimi” diye aşağılanıyordu. Nasıl binaları mimarlar yapıyorlarsa Sokrat’a göre toplumsal kararlar da uzmanlar tarafından alınmalıydı. Sokrat’a göre herkes devlet yönetimine karışırsa çoğunluğun aklıyla “rastgele” kararlar alınma riski vardı.
Eflatun, demokrasilerde değerlerin aşındığını, halkın duygularına kapılıp aşırılıklara kaçarak, savaş gibi çok önemli konularda bile yanlış kararlar verebildiğini söylüyordu. Devlet isimli eserinde “Bir panayırıdır demokrasi, beğen beğendiğini al. Ahlâki değerlere kimse aldırış etmez. Demokrasilerde hiçe sayılır bütün bunlar. Kendimize halkın dostu dedirtmek yeter. Saygısızlık nezaket olur; kargaşa hürriyet; israf cömertlik; yüzsüzlük de yiğitlik.” demişti.
Aristo “Demokrasi, insanların sayı çoğunluğuna dayanarak dilediğini yapmalarından başka bir şey değildir.” diyordu.
Bugün de sadece Türkiye’de değil, en demokratik toplumlarda bile “ortalama insanın” toplumsal konularda karar alma ve oy kullanma hakkı –yeri geldiğinde- sorgulanabilen bir konudur. Ayrıca birçok toplum bilimci de bu durumu sorgular ve “insanların teker teker akıllı olabileceklerini, ama kitlesel davranışlarında akıllarını yitirdiklerini” söyler. Nietzsche’ye göre “Çılgınlık birey için istisna, kitleler içinse kuraldır.”
Kitlelerin bilgisiz olduğunu ve kitlesel kararların işe yaramayacağına dair görüşleri çoğaltmak mümkün.
Ancak konunun diğer bir boyutu var: İşin uzmanlarına gerçekten güvenebilir miyiz?

Öncelikle uzmanların iyi niyeti davranacaklarını ve kendi çıkarlarını değil, toplumun çıkarını koruyacaklarını varsayalım ve bundan yüzde yüz emin olalım ki konunun özünden sapma olmasın. Fakat uzmanlar ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, kararı uzmanlara aldırmanın önemli bazı sakıncaları var:
• Uzmanlar, eğitimleri gereği kendi alanlarında "derin" bir görüşe sahip olup diğer alanlara karşı “ilgisizlik” içinde olabiliyorlar ve bu nedenle çok boyutlu konularda karar alırken büyük yanılgılar içine düşebiliyorlar.
• Uzmanların en belirgin özelliği kendi haklılıklarını abartmalarıdır. Çoğu zaman da neyi bilmediklerini bilmek konusunda pek yetenekli değillerdir.
• Üstelik uzmanlar bir araya geldiklerinde kaçınılmaz olarak birbirlerini etkileyerek bir ‘grup düşüncesi’ oluştururlar ve bu düşünceye dayanan karar genellikle ‘isabetli’ olmaz.
Toplumu ilgilendiren konularda karar vericilerin sayısını ne kadar azalırsa hatalı karar verme ihtimalini o kadar artar.
Öte yandan çoğunluğu oluşturan “ortalama insan”, gündüz çalışır, akşamları ise TV izler. Dünyaya magazin penceresinden bakar ve hemen her konuda bilgisi sınırlıdır. İyi bildiğini zannettiği konulara bile bilgisi yüzeyseldir. Algıları, yaklaşımları, refleksleri, ait olduğu sosyal grubun özelliklerini yansıtır. Kendisine yöneltilen propagandayı çoğu zaman sorgulamadan benimser. Kronik bir unutkanlığı vardır, konuları analiz edemez ve karar almakta zorlanır.
Fakat bu kadar yüzeysel olan, bu kadar bilgisiz olan ve uzmanlara kıyasla hiçbir derinliği olmayan bu insanlar bir araya geldiklerinde fevkalade isabetli kararlar alabiliyorlar.
“Belirli koşullar" sağlanırsa sıradan insanlar, uzmanlardan daha iyi performans gösterebiliyorlar. Bu şartlar sağlandığında, “ortalama bir zeka ve bilgi" seviyesi “mükemmel” bir özellik olabiliyor. Bunu kanıtlayan yüzlerce örnek var.
James Surowiecki Kitlelerin Bilgeliği kitabında, çok sayıda sıradan insanın, az sayıda çok bilen uzmandan daha isabetli kararlar aldığını örnekler vererek kanıtlıyor. (The Wisdom of Crowds)
“Kolektif zekânın” mükemmel sonuçlar verdiğini ispatlıyor.
Kitlelerin Bilgeliği’nden yararlanmanın üç tane önemli şartı var:
1.Önce çeşitliliğin oluşmasını sağlamak gerekiyor. Bir grupta fikir ve bakış açılarında farklılıklar ne kadar çok olursa o grubun alacağı kararlar o kadar isabetli olur. Tam tersine eğer grup üyeleri birbirine benzer kişilerden oluşursa alınan kararlar hiç isabetli olmaz.
2.İkinci şart ise kitleyi oluşturan bireylerin hepsine eşit derecede bilgi verilmesidir. Eğer grup içinde herkes aynı düzeyde bilgi sahibi olabilirse, kolektif zekâ yükselir ve grubun alacağı kararın performansı artar. Ama bilginin temiz bilgi olması gerekir; dezenformasyon grubun zekâsını azaltır. Özünde sağlıklı bir dinamik olan “etkileme ve etkilenme” amacından saparak “zehirlemeye” doğru giderse grubun alacağı kararın performansını düşer.
3. Üçüncü şart ise kitleyi oluşturan bireylerin grup kararı değil bireysel kararlar almalarını sağlamaktır. Bireylerin kararları, sadece kendi yargılarını yansıtmalıdır. Hiç kimse bir diğerinin aldığı karardan etkilenerek karar almak zorunda bırakılmamalıdır. Bunun için, bireylerin kararlarını aynı anda ve birbirlerinin kararlarını bilmeden almalarını sağlamak gerekir. Aksi takdirde grup etkisi ortaya çıkar ve kitle “mahalle baskısına” boyun eğmek zorunda kalır. Mahalle baskısı doğal olarak kararın performansını aşağıya çeker.
James Surowiecki’ye göre, eğer yukarıdaki şartlar yerine getirilirse teknik olarak en doğru kararı her zaman büyük kalabalıklar alır.
Bu şartlar yerine getirilirse kitlenin doğru karar alması için bilgili olmasına gerek yoktur. Yeter ki bireyler, seçeneklerin neler olduğunu anlayabilsinler ve bağımsız karar alabilsinler.
Peki, böyle bir düzende uzmanların görevi ne olmalıdır? Toplum uzmanlardan nasıl yararlanmalıdır?
Uzmanlar ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar kalabalıkların karar vermedeki isabetine erişemezler. Dolayısıyla uzmanlar karar verici konumda olmak yerine topluma sunulacak seçenekleri oluşturmak görevini üstlenmelidirler.

Kalabalık bir kitlenin, kendisine sunulan seçenekler arasından doğru bir seçim yapması için bilgili olması gerekmez.
Kulağa ters geldiğini biliyorum; ama bilgisiz ve eğitimsiz kalabalıklar da doğru seçim yapabilirler.
Uygun şartlar oluştuğu takdirde, kitleler eğriyi doğruyu ayırt ederler. Kitlelerin sağduyusu vardır.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:
 |
Aristotales, Politika, Çeviren Mete Tunçay, Remzi kitapevi 2008 |
 |
Eflatun (Platon), Yasalar, Çeviren: Candan Şentuna, Saffet Babür, Kabalcı Yayınları, 1998 |
 |
Herbert Simon ve W. G Chase, The mind’s eye in chess. In W. G. Chase (Ed.), Visual information processing. New York: Academic Press. 1973 |
 |
James Surowiecki, The Wisdom of Crowds , Anchor Books, 2005 |
 |
Morten T. Hansen, Collaboration: How Leaders Avoid the Traps, Create Unity and Reap Big Results, Harvard business School, 2009 |
http://www.iew.uzh.ch/institute/people/jgoeree/research/iewwp439.pdf
2.Geir Kirkebøen, “Decision behaviour – Improving expert judgement”
http://www.concept.ntnu.no/attachments/058_Kirkebooen%20%20-%20Expert%20judgement.pdf
3.Prof Dr. İoanna KUÇURADİ “Yirmibirinci Yüzyılın Eşiğinde Demokrasi Kavramı ve Sorunları “Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakiiltesi Dergisi, Cumhuriyetimizin 75. Yılı Özel Sayısı
http://www.edebiyatdergisi.hacettepe.edu.tr/75ozelIoannaKucuradi.pdf 
4.James Surowiecki, The Wisdom of Crowds , Ancor Publications 2005
http://www.nytimes.com/2010/06/07/technology/07brain.html?scp=4&sq=Matt%20Richtell%20%20&st=cse
5.Jeff Howe, Look Who’s Crowdsourcing, Wired magazine , June 2006
http://www.wired.com/wired/archive/14.06/look.html
6.K. Anders Ericsson, Superior Memory of Experts and Long-Term Working Memory
http://www.psy.fsu.edu/faculty/ericsson/ericsson.mem.exp.html
7.MIT Center for collective intelligence
http://cci.mit.edu/
8.Rosebeth Moss canter, Tweeting for Social Good in Davos, Harvard Business Review Blog, 2010
http://blogs.hbr.org/kanter/2010/02/twittering-for-social-good-in.html
