27 Temmuz 2010

İnternet Bizi Daha mı Akıllı Yapıyor? 

Facebook üyeleri arasında birinci sırada Amerikalılar geliyor.

Peki Türkiye’nin kaçıncı sırada olduğunu biliyor musunuz?

Ben Türkiye’nin Facebook’ta dördüncü sırada olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Sadece Facebook’ta değil, neredeyse bütün küresel sanal topluluklarda Türkiye en ön sıralarda yer alıyor.

Türkiye, kurulmakta olan yeni dünya düzeni içinde kendine yer edinmek için olağanüstü bir çaba gösteriyor.  İnternet sayesinde dünyayla bütünleşiyor.

Her gün kullandığımız internet, kolektif bir aklın oluşmasını sağlıyor:  Google’da her birimizin bireysel tercihi, en beğenilen sitelerin yukarıdan aşağıya sıralanmasını sağlıyor.  Tek başına hiç birimizin yapamayacağı bir sıralamayı, hep birlikte yapabiliyoruz, üstelik son derece tarafsız ve yansız bir şekilde.

21. yüzyılda yaşadıklarımız, bundan öncesine hiç benzemiyor.

Hayatımızda birden bire bu kadar çok pencerenin açılması, “en tutucu” olanlarımızın, internete ayak direyenlerimizin bile hayatını kökünden değiştirdi. Örneğin dünyanın belki de en tutucu insanlarından birisi olan- paparazzileri kraliyet ailesinin fotoğraflarını çekmemeleri için tehdit eden- seksen dört yaşındaki Kraliçe II. Elizabeth,  kendi isteğiyle aile fotoğraflarını Flickr’dan paylaşıyor (Flickr-BritishMonarchy), takipçi sayısı kırk bini aşan Twitter hesabından da düzenli mesaj atıyor.(Twitter-BritishMonarchy)

İnternet sadece gençlerin değil, geniş toplum kesimlerinin vazgeçilmez iletişim aracı oldu. Bugün Facebook’ta, kırk yaşının üzerindeki kadınlar, en hızlı büyüyen grubu oluşturuyorlar.

İnternet, insanlık tarihinin gördüğü, belki de en güçlü toplumsal devrimi yarattı.

20. yüzyıl “büyük ideolojilerin” dönemiydi. İnsanlar ya bir kampa ya diğerine aitlerdi. Bugün  bu ideolojilerin hiç biri, hızla değişen dünyayı anlamlandırmaya yetmiyor. Artık başka bir dünyada yaşıyoruz.  Kimse kendisine dayatılan kalıba girmek istemiyor.

İnsanlar, dini, dili, milliyeti çok farklı olan dünyanın öbür ucundaki insanlarla, kapı komşularından daha iyi anlaşabiliyorlar. Bu insanlar, ulus devlete dayalı, içe dönük bir anlayışın dışına taşarak, “küresel bir mozaik” oluşturuyorlar. (global mosaic- Richard Webber)

Aslında hepimiz, bir anlamda bu mozaiğin bir parçası değil miyiz?

İnternet, bu mozaiğin hızla genişlemesini sağladı. Bugün 500 milyon kullanıcısıyla Facebook, Çin ve Hindistan’ın ardından, dünyanın üçüncü kalabalık ülkesi oldu.

Bugün geldiğimiz seviyeyi, elbette bilgisayar ve internet teknolojilerine borçluyuz; ama hayatımıza giren bu yeni gerçekliği sadece teknolojik bir gelişme olarak görmek, olayın tamamını anlamamıza engel olabilir.

İnternetle birlikte, sürekli paylaşan, öğrenen, eğlenen bir insanlık türü ortaya çıktı; ancak yaşadığımız bu gerçeklik aslında teknolojik olmakla birlikte, esas olarak “insanidir”.  Sanal toplulukların gücü,  bu teknolojiyi kullanan insanlardan kaynaklanıyor. Tarihte ilk kez oluşan bu "insani sermayenin" (social capital), yaşadığımız değişimin en önemli kazanımı olduğunu düşünüyorum.

İnternetin ve sosyal paylaşım sitelerinin gücü, bu ortamı yaratan insanlardan yani bu sosyal sermayeden geliyor.

İnternet ve onun üzerinde kurulan sosyal ağlar, yeni bir ekonomi, yeni iş modelleri, farklı bir marka yönetim anlayışını da beraberinde getirdi.

1990\’lı yılların ikinci yarısında en çok konuşulan konu, İnternet üzerinde iş yapan Ebay, Priceline gibi e-ticaret firmaların parlak geleceğiydi. O zamanlarda, bu tür şirketler hakkında birçok ”efsane” yaratılmıştı; fazla bir sermaye ve yatırım gerektirmeyen bu işlerin, herkes tarafından yapılabilecek kolay işler olduğu hissi yaratılmıştı. İnternet’e “dükkân açan” milyonlarca web girişimcisinin hemen başarılı olacakları gibi bir hava vardı.

Ancak işler, hiç de öyle gelişmedi. Başarılı olan ve bu başarısını sürdüren şirket sayısı pek az oldu ve çoğunluğu, çok büyük yenilgiye uğradı. Başarısız olan bu firmalar, hayatımıza giren teknolojinin arkasındaki insanı anlayamadığı için başarısız olmuştu. Bu firmalar, tüketicinin hayatını makine başında geçireceğini zannetmişlerdi. Onlara göre herkes, her işini bilgisayarla yapacaktı. Bu şirketler, insanların birbirlerine “dokunmak” ve gerçek deneyimler yaşamak gibi vazgeçemeyecekleri ihtiyaçları olduğunu gözden kaçırmışlardı.

Oysa tüketiciler, aynı anda hem on-line hem de off-line bir dünyada yaşamayı tercih edeceklerdi. Sanaldan gerçeğe çok hızlı geçişler yapacaklardı.

Bugünün tüketicisi, satın alacağı markayla ilgili bilgi almak, kıyaslama yapmak için hem sanal kanalları hem de gerçek kanalları birlikte kullanıyor.

Bugün hemen her gelir ve eğitim seviyesindeki insanlar, bir yandan e-ticaretin gücünü keşfederken diğer yandan da geleneksel yöntemle alışveriş yapan, bunların her ikisini de bir arada kullanan yeni bir tüketici modeli oluşturuyorlar.

Bugünün tüketicileri, satın alma ve kararını vermeden önce, internette bilgi topluyor, tüm seçenekleri internet üzerinde kıyaslıyor, ürünü mağazada görüyor, dokunuyor, hissediyor ve satın almasını internette ya da mağazada yapabiliyor. (convergence)

Bu sebeple markaların, tüketicilerle buluştukları tüm noktaları, ihtiyacın ortaya çıkma anından başlayarak, çok iyi yönetmeleri gerekiyor.

Bunun için de,

  • Yeni nesil teknolojilere, sadece “teknik” olarak değil yeni düşünce biçimleri ve yeni hayat tarzları olarak bakabilmeliyiz. Teknolojik alandaki değişimlerin insan hayatını sadece fiziksel değil, düşünsel, duygusal ve deneyimsel olarak nasıl etkilediğini anlamaya çalışmalıyız.

  • Tüketicilerin geleneksellikle-çağdaşlığı aynı potada erittiğini, dolayısıyla tüketim davranışının iç içe geçen, çoklu kanallarla oluştuğunu unutmamalıyız. Marka ve pazarlama stratejilerimize daha “bütüncül” bakabilmeliyiz.

  • Sosyal ağların arkasındaki insan faktörünün (sosyal sermaye) , teknolojik altyapıdan daha da önemli olduğunu her gün yeniden hatırlamalıyız.

İnternet sayesinde her türlü bilgiye, inanılmaz bir süratle erişebiliyoruz. Tarihte hiç olmadığı kadar şeffaf bir çağda yaşıyoruz.

Ağ ekonomisi hepimizi daha akıllı kılıyor.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

G. Pascal Zachary, The Global Me – New Cosmopolitans and the Competitive Edge: Picking Globalism’s Winners and Losers, PublicAffairs, 2000
Jerry Wind, Vijay Mahajan, Convergence Marketing: Strategies for Reaching the New Hybrid Consumer, FT Press, 2001
Michael J. Weiss, The Clustered World – How We Live, What We Buy, and What it all Means About Who We Are, Little, Brown and Company, 2000
Robert K. Merton, Social Theory and Social Structure, Enlarged Edition, The Free Press, 1968
Thomas A. Stewart, Intellectual Capital, Doubleday Business, 997
Thomas A.Stewart, Entelektüel Sermaye, Mess, 1997
Ulf Hannerz, Transnational Connections: Culture, People, Places (Comedia) Routledge, 1996

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1.G. Pascal Zachary, Dueling multiculturalisms:The urgent need to reconceive cosmopolitanism, 2009
http://www.transcomm.ox.ac.uk/working%20papers/zachary.pdf

2.James P. Carse
http://www.jamescarse.com/jc/Welcome.html

3.Michael J. Weiss, From Melting Pot to Salad Bar: Excerpted from The Clustered World: How We Live, What We Buy, and What It All Means About Who We Are, 2000
http://www.enotalone.com/article/9462.html

4.Michael J. Weiss, Global Mosaic & Micro Marketing
http://www.weissmicro.com/bios.html

5.Professor Richard Webber, homepage
http://www.statslab.cam.ac.uk/~rrw1/

6.Professor Richard Webber, Global Mosaic
http://en.wikipedia.org/wiki/Mosaic_(geodemography)

7.Robert J. Shiller, “The New Cosmopolitans”Project syndicate 2006
http://www.project-syndicate.org/commentary/shiller44/English

8.Sidney Tarrow, Rooted Cosmopolitans and Transnational Activistism, 2005
http://government.arts.cornell.edu/assets/faculty/docs/tarrow/rooted_cosmopolitans.pdf

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Eyüp Tunahan

27 Tem 2010

" Bu başarılı yazı için teşekkürlerimizi sunarız."

Gelecek internet ile gelecek!
Şen ve bilgili paylaşımlarda payda olmak temennisi ile...
Psk.Eyüp Tunahan

M.Korhan Fersoy

27 Tem 2010

Internet bizleri daha akilli yapiyor mu yapmiyor mu bu konuda varilan net bir nokta yok henuz..
Fakat internetin bizi bilgi bombardimanina tuttugu ve bu yogunluk arasindan dogru bilgiyi cekip cikarmanin zor oldugu daha once bu blogda da konusuldu..

Isin ekonomi tarafina bakarsak, internet yeni bir dunya yaratmistir..
Bugun artik dukkaninizin aksam kapali olmasi hic bir sey ifade etmiyor cunku musterileriniz aksam sizin sitenizi ziyaret edip dukkaninizda geziyor..Kisacasi internet 7/24 uyanik olmayi gerektiriyor..

Turkiye’nin Facebook’ta 4.sirada olmasi beni de cok sasirtti..Merak ettigim konu su biz Turkler internette neyi ariyoruz, veya internette ne yaparak zaman geciriyoruz, bence onemli sorulardan biri de bu..

Ben yurtdisinda yasiyorum, burda yabancilarla Turkiye’den bahsederken bazen bazi urunlerle ilgili internetten bir seyler aramam gerekiyor..Arkadaslarim benden ulkemize ozgu bazi urunler ile ilgili tavsiyeler istiyorlar..
Internette ilgili urun hakkinda veya urunu ureten sirket hakkinda arama yaparken bir cok urun hakkinda cok az bilgi oldugunu, olan bilgilerin de sadece Turkce yayinlandigini gormek beni hem cok sasirtiyor hem de cok uzuyor..
Burda internet sitesi olmayan sirket hemen hemen hic yok..
Insanlar sirket kurmadan once kendilerini net’e aciyorlar ve is planlarini yaparken internet stratejilerini de kurguluyorlar..

Turkiye’nin hem devlet olarak hem de sirketler bazinda boyle bir yonlendirmeye ihtiyaci var..

Sevgiler

MKF

Mücella Sezen

28 Tem 2010

İnternet ya da sözünü ettiğiniz paylaşım siteleri ya da son zamanlarda özellikle bilgi edinmek için kullanılan sözlükler için ben de şu soruyu sormuştum kendime. Benzer bir soruydu, tüm bu sözlüklerde, paylaşım sitelerinde gördüklerimiz ya da okuduklarımız ne ölçüde bir kişisel birikim oluşturuyor. Bir kitabı, şiiri ya da filmi internette okuyan ya da izleyen kişi bir birikim oluşturabiliyor mu? Kişinin kitap kültürü ya da sinema kültürüne katkısı ne ölçüde. Şuna kesinlikle katılıyorum, sinemada izlediğim filmi ya da okuduğum bir kitabı okuyan binlerce insanın yorumları farklı bir bakış açısını kazandırdığı kesin. Göremediğimiz ayrıntıları gösterebiliyor, ama bu karşılıklı iki kişinin film ya da kitap üzerine konuşmasına benzer bir durum, hem de birkaç kişi değil çok daha fazla kişiyle bunu yapabiliyorsunuz. Ancak sizinde sözünü ettiğiniz gibi sanalın dışında gerçek yaşamında da ilgili olduğu olduğu alanlarda birikim oluşturabiliyor. İnsanların yıllar önce okuduğu bir kitabın satırlarını aklında tutması ama bazen internetten okuduğu onlarca yazının aklından uçup gitmesi gibi. Tüketici davranışları açısından da biraz belki böyle bakmak gerekiyor. Sanal ortam merak uyandırmalı ama gerçekle de buluşturabilmenin yolları bulunmalı. Bununla ilgili bir yayınevinin yaptığı bir pazarlama stretijisi okumuştum. yayınevi bir kitabını pdf olarak sitesinde yayınlıyor, ilk başta herkes için anlamsız gelen bu hareket kitabın satışlarının artmasından sonra anlaşılıyor. Kitap için merak uyandırılmıştır.
Ve son olarak yazınız için teşekkürler...

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative