21 Şubat 2011

Aşikar Olanı Görmek Çok Mu Zor? 

Meşhur soba borusu fıkrasını bilir misiniz?

Fizikçi, matematikçi, kimyacı ve jeologdan oluşan bir ekip bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Bilim adamları hemen yakındaki bir eve sığınırlar. Ev sahibi misafirlere bir şeyler ikram etmek için mutfağa gider. Bu arada hepsinin dikkati ortada duran sobaya toplanır; çünkü soba yerden bir metre kadar yukarda, üst üste dizili taşların üzerinde durmaktadır. Üstatlar sobanın neden taşların üzerinde durduğu hakkında tartışmaya başlarlar.

Kimyacı, "Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış olmalı.” der. Fizikçi, "Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiştir.” diye iddia eder. Jeolog, "Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış olması daha muhtemeldir.” diye bir açıklama getirir. Matematikçi, "Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış, bunu anlamayacak ne var.” diye herkese küçümseyerek bakar.

Bu sırada ev sahibi, elinde çaylarla içeri girer. Bilim adamları ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam hiç düşünmeden cevap verir: “Hava birden soğudu, tam sobayı kuracaktık boru yetmedi, kasabaya varamadık, oğul getir taşları bu sene de böyle oluversin dedik.” der.

Çoğu zaman olayların nedenleri bu kadar basittir. Hatta o kadar basittir ki, aşikâr olan gerçeği öğrendiğimiz zaman şaşırırız.

Kendi hayatlarımızda karşılaştığımız pek çok sorun da böyledir; ama bizim zihnimiz bize oyun oynar, genellikle işleri biz zorlaştırırız.

Entelektüel seviyemiz, bilgi ve eğitimimiz yükseldikçe apaçık ortada duran, aşikâr olan gerçekleri görmezden geliyoruz. Bir problemin çözümünün basit olabileceğini kabul etmek istemiyoruz. Bunun yerine işleri daha çetrefil hale getiren karmaşık yollara sapmayı tercih ediyoruz. Hayatı zorlaştırıyoruz.

Yalın ve bariz çözümlerden insanlar pek etkilenmiyorlar. “Bunda ne var, bunu herkes bilir.” psikolojisine giriyorlar.  Çözümün apaçık olması insanlara ters geliyor. İnsanlar aşikâr çözümler yerine “aşırı mühendislik” sevdasına kapılıyorlar.

Çözümlerin karmaşık olması gerektiği yanılgısı, bence çağımızın bir hastalığı. İster küçük ister büyük olsun, günümüzün şirketlerinde bu hastalığa çok sık rastlıyoruz. Küçük şirketler kendilerine olan güvensizliklerinden dolayı aşikâr çözümlere itibar etmiyor. Büyük şirketlerde ise durum farklı. Sorumlulukların birçok departmana bölünmüş olması, her bölümün kendisine “iş çıkarma” hevesi ve parasal imkanların bol olmasından dolayı son derece aşikâr çözümleri hemen hayata geçirmek yerine bu şirketlerde inanılmaz zaman, emek ve para harcanarak karmaşık çözümler üretiliyor. Üstelik bu “aşırı mühendislik” marifetiyle bulunan çözümler çoğu zaman yanlış çözüm oluyor.

En basit konular, “etkileyici olmak” ya da “göz boyamak” adına gereksiz yere karmaşık bir hale getiriliyor. (Bence bu göz boyamanın en yaygın kullanılan yöntemi de powerpoint’lerle yapılan sunumlar.)

İnsanlar en yalın konuları anlatmak için bile birçok teknik terim (jargon) kullanmayı, işi dolambaçlı hale getirmeyi daha “havalı” buluyorlar.  Az kişinin anlayacağı bir dille konuşup herkesin hemen kavrayamayacağı çözümler getirmenin daha etkileyici olacağını düşünüyorlar. 

En sıradan konuları bile karmaşık hale getirmeyi kendisine iş edinmiş birçok insan var. Bazıları entelektüel görünmek hevesiyle incir çekirdeğini doldurmayacak konuları “hayatın sırlarından” söz ediyormuş edasıyla anlatırken bazıları da en basit teknik bir konuyu bile “atom mühendisi” havasıyla dile getiriyor.

Bu eğilim iş dünyasında her günkü toplantılarda da karşımıza çıkıyor. Çözümün gayet aşikâr olduğu birçok durumda, yöneticinin biri kendi egosunu tatmin etmek için tartışılan konuyu içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Şirketin kolayca karar alıp uygulamaya geçeceği bir konuda boşuna emek, zaman ve para harcanıyor. Çalışanların morali, motivasyonu bozuluyor.

Şunu bilmeliyiz ki herkes basit olanı karmaşık hale getirebilir. Bunu bilinçli olarak kafaları bulandırmak için yapabileceği gibi konuya tam hâkim olmadığı için acemilikle de yapabilir; ama marifet, karmaşık olanı yalınlaştırmaktır.

Basitleştirmek, yalınlaşmak ve sade düşünmek hem bireysel hem de kurumsal anlamda başarıya giden gerçek bir formüldür; ama konuları basitleştirip, sadeleştirmek ve bir çocuğun bile anlayabileceği hale getirmek emek isteyen bir süreçtir. Karmaşık bir konuyu bir ev kadınının anlayabileceği basitliğe indirgemek göründüğünden daha zahmetli bir iştir.

Bir konuyu sadeleştirebilmek için düşünmek ve üzerinde yoğunlaşmaya zaman ayırmak gerekir. Bu sebeple gözümüzün önünde duran, ayan beyan görünen çözümleri bulabilmek için sakinleşmek, yavaşlamak ve içinde yaşadığımız ana odaklanmak zorundayız. 

Oysa içinde yaşadığımız çağdaki bilgi patlaması, hepimizi “düşünce temelli” değil “reaksiyon temelli” bir davranışa itiyor. Sorunları sakince düşünerek düz yolları seçmek yerine daha fazla bilgi kullanarak tepkisel davranıp karmaşık çözümler arıyoruz.

Çoğu durumda önemli kararlar alırken topladığımız bilgilerin pek azından yararlanırız; ama biz hep daha faza bilgi toplamak ister ve sonunda bu sürecin esiri oluruz. Bilgi toplamaktan soruna odaklanmaz ve çözüme ulaşamaz oluruz. Karar almayı ve harekete geçmeyi erteler ve kendimizi bilgi toplama, tartışma, beyin fırtınası gibi entelektüel bir süreçte tutmayı yeğleriz.

Ben bunun şifa bulmamız gereken bir hastalık olduğunu düşünüyorum. Dikkatimizi dağıtan ayrıntılardan ve ihtiyacımız olmayan bilgilerden arınmak için mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 

Bilmek, “bilgi hamallığı” değildir. Bilgelik, hangi bilgilere ihtiyacımız olmadığını fark etmekten geçer. Bilgeliğe giden yol, “aşırı mühendislik” yapmak yerine sorunları ve çözümleri basitleştirmektir. Bu yolda karmaşık olan arındıkça zihnimiz berraklaşır ve bize düşünmek ve karar almak için daha fazla zaman kalır. Dikkatimiz ve zihnimiz berraklaşır. Barry Schwartz, The Paradox of Choice

Aşikâr olanı görmenin yolu sağduyuyla düşünmektir. Sağduyu bizim farkında olmadığımız bilgidir (tacit knowledge). Bu bilgi hiç eğitim görmemiş insanlarda da vardır. Hepimizde vardır. Sağduyulu olmak eğitimli olmaktan çok insanın gerçekleri görmesi için gözünü açması ve gördüğünü kendine güvenle ifade edebilmesidir. 

Sağduyu, yaşadıklarımızı anlamaya gösterdiğimiz çabayla ulaşılan bir akıl seviyesidir. Sağduyu, kişisel deneyimlerimizle oluşturduğumuz bir birikimdir. Aslında hepimizin doğuştan sahip olduğu bu yetkinlik maalesef eğitimle köreltiliyor. Çocukken kralın çıplak olduğunu gören insanlar, büyüyünce körleşiyorlar. 

Bu körlük iş hayatında da peşimizi bırakmıyor.

Çoğu zaman bir markanın konumlandırma yolu apaçık ortadadır. Bir şirketin itibarını yönetmenin özü anne-babamızın bize öğrettiği “ahlak değerleridir”. “Kurumsal yönetişim” gibi teknik bir terimle anlatılmak istenen ise “şeffaflık”, “dürüstlük”, “hesap vermek” gibi son derece yalın ve herkesçe bilinen öğretilerdir.

Bence bunları bilmek için hiç birimizin “aşırı mühendislik” yapmasına ihtiyacı yok. Bu konular bir kere duyduğumuzda hepimizin hemen bileceği konulardır. Bunları hayata geçirmek ise son derece yalın tercihlerden ibarettir. Yeter ki bu tercihleri yapacak cesaretimiz ve özgüvenimiz olsun.

Sağduyumuzu geliştirmek için farkında olmadan bildiklerimize (tacit knowledge) güvenmeliyiz. Aşikâr olanı görüp bunu ifade etmekten ve yalın çözümler getirmekten korkmamalıyız.

Hayattaki en zarif çözümlerin en aşikar çözümler olduğunu hep aklımızda tutmalıyız. 

  • In search of the obviousJack Trout
  • Pazarlamanın Aşikâr Olan SırlarıJack Trout
  • Living in the information age: A media readerEric P. Bucy
  • The Laws of Simplicity -Simplicity: Design, Technology, Business, LifeJohn Maeda
  • The Joy of Less, A Minimalist Living Guide: How to Declutter, Organize, and Simplify Your LifeFrancine Jay

KONUYLA İLGİLİ MAKALE VE LİNKLER

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Gülsün Mersin

22 Şub 2011

Her zamanki gibi çok doğru yazmışsınız. Üzülerek söylemeliyim ki basit çözümler yerine işi karmaşık hale getirip sizin deyiminiz ile "atom mühendisi" edası ile konulara yaklaşan insanlar şirketlerde prim yapmakta...

Salih Madra

22 Şub 2011

Temelcim,
eline sağlık.
Sevgiler
Salih

M. Görkem GÜLCAN

22 Şub 2011

Kısa bir hikayede ben anlatmak isterim, Emmy ödüllü John Cleese, eğitim videosunda hastane yatağında yatan son derece üzüntülü ve gergin hastasına şöyle diyor: Size sunacağım bir ameliyat var. Sadece üç kesik, bir anderson yarığı, önemsiz bir rideway kesiği ve standart bir çizik. Neşterle yalnızca beş dakikalık işim olacak ve 30 dikiş atacağım. İç organlarınızdan sadece beş poundluk kısmını dışarı çıkaracağım, hastane yatağında 75 dakika yatıracağız. Bunların onunu da gün içerisinde yapabiliriz. Sizi üçü için yatırayım mı?

Videonun devamında doğru olanı, hastasına karışık bir ameliyat geçireceğini 10 günde iyileşmeler olacağını 4 hafta sonra ise işinin başına dönebileceğini belirtiyordu.

Sizinde belirttiğiniz gibi karmaşık çözümler bize sanki daha doğru geliyor. Herkesin gördüğü şeyin doğru olacağına inanmak yerine karmaşık şeyler söylenmesi sanki daha büyüleyici geliyor. M. Simmons'un dediği gibi, "Ne söylediğimden emin değilim ama seni aptal gibi hissetirecek bazı cool kelimeler biliyorum."

Keyifle okuduğum bir yazı oldu. Zor durumlarda kalınca tekrar tekrar okunası bir yazı olmuş.

Ekin ÇİFTÇİ

25 Şub 2011

Temel Bey;

Özellikle aşağıdaki paragraf benim şu an yaşadıklarımı çok iyi özetliyor.

"...Bu eğilim iş dünyasında her günkü toplantılarda da karşımıza çıkıyor. Çözümün gayet aşikâr olduğu birçok durumda, yöneticinin biri kendi egosunu tatmin etmek için tartışılan konuyu içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Şirketin kolayca karar alıp uygulamaya geçeceği bir konuda boşuna emek, zaman ve para harcanıyor. Çalışanların morali, motivasyonu bozuluyor..."

Birlikte çalışmak, birlikte üretmek ve birlikte kazanmak adına hareket etseniz bile, eğer içinde bulunduğunuz ekipten sadece bir kişi bile buna karşı çıksa sonuç ya gecikiyor ya da hiç gerçekleşmiyor. Yöneticilerdeki en iyi fikir benden çıkmalı, en güzelini ben yapmış olmalıyım veya bu başarıda sadece benim imzam olmalı düşüncesinden dolayı (kısaca tatmin edilemeyen yüksek egoları) bugüne kadar sürekli önüme bir engel çıktı ve bir şekilde işimi etkiledi. Benim anlamadığım aslında yazdıklarınızı görmek yani "aşikar olanı görmek çok mu zor" gerçekten? Ben bu sebepler yüzünden bir çok kez yeniden başladım ve değişik sektörlerde çalıştım ama karşıma çıkan işveren modellerinin birbirinden çok farkı yoktu, erkek ya da bayan olmaları dışında! Sonucu size katılarak şuna bağlamak istiyorum, korkarım ki eğitim bu aanlamda ya gerçekten olanı yok ediyor ya da köreltiyor...

Bunun dışında, bende bir dönem bu kadar basit olmamalı yanılgısıyla zamanımı ve enerjimi boşa harcadığımı fark ettim, çünkü dediğiniz gibi çözüm bulma ve sağduyu yeteneklerimiz bir şekilde köreltiliyor. Kendimden örnek verecek olursam;
Bir süre İngilizce eğitimi almama rağmen bir türlü başaramıyordum. Birgün öğretmenim bana sizin de dediğiniz gibi "bu kadar kolay olmamalı diye düşündüğün sürece başaramazsın!.." dedi.
Yazınızı okurken hemen aklıma bu anım geldi. Şimdi (çok mükemmel olmamakla birlikte) bu dili konuşabiliyorum ve müşterilerimle en azından birbirimizi anlayacak kadar iletişim kurabiliyorum...

Bu arada ben AÖF İşletme Bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Toplamda 6 dersim var ve her biri farklı dersler ama hepsini pür dikkat okuduğunuzda aslında hepsinin aynı şeyi farklı teknik terimlerle anlattığını görüyorum. Belki öğrenmenin ya da akılda kalmanın yolu buradan geçiyor olabilir ama bir süre sonra sıkılıyorum ve motivasyonum bozuluyor...

Şu an iş yerimdeyim ve biraz karışık anlatmış olabilirim, çünkü tam olarak konsantre olamıyorum. Bu yüzden yanlış bir cümle kurduysam affedin.

Sonuç olarak 11 yıldır çalışan ve aynı zamanda eğitimine devam eden biri olarak anlattıklarınızın hepsine canlı tanık oluyorum. Ben önlisansımı Halkla İlişkiler ile tamaladım, lisansıma İşletme ile devam ediyorum. Bunun yanı sıra dil eğitimi alarak kendini geliştirmeye çalışan hem bir öğrenci, hem bir çalışanım. Yazılarınızı çok yeni takip etmeye başladıma ama sizinle, biraz isyankar bir çalışan ve biraz heyecanlı bir öğrenci tadında düşüncelerimi ve anılarımı paylaşmak istedim.

Emeğinize sağlık...

Murat Soysal

27 Şub 2011

Temel bey yyine çok güzel yazmışsınız.Ben iş dünyasında değilim ama anlatılanlar benim alanımda da(bu arada ilköğretim okulunda Sosyal Bilgiler öğretmeniyim) sıkça görülen bir durum.Tabi özel sektörde bu durum daha sert olabilirmiş gibi görünebilir ama kamuda da inanın sinir bozacak kadar karmaşıklık sevdası var.Size başarılar diliyorum ve bir sonraki yazınızı merakla bekliyorum.

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative