7 Şubat 2012

Şirketlerin Pusulası Var Mıdır? 

Bir zamanlar Ford ve Chrysler’de CEO’luk yapmış olan Lee Iacocca, bir liderin her şeyden önce “karakter sahibi” olması gerektiğini söyler. Karakter sahibi olmak “doğruyla yanlışın farkını bilmek” ama daha da önemlisi “doğruları yapma cesaretini göstermek” demektir.

Sadece Iacocca değil, hem Peter Drucker hem  Stephen Covey'de liderliğin karakter sahibi olmayı gerektirdiğini söylerler. Covey’e göre “Kişilik gelişimi, farklı beceriler kazanmak ve bir tarz sahibi olmakla ilgiliyken karakter gelişimi, alışkanlıkları değiştirmek, erdemli olmak, sözlerini tutmak ve başkalarının duygu ve düşüncelerine karşı duyarlı olmakla ilgilidir.” 

Covey, “ilke ve değer merkezli” yönetilen şirketlerin dürüstlük, adalet, dayanışma, güven gibi evrensel prensipleri işlerinin her aşamasına yansıttıklarını söyler. Aslında Covey’in sözünü ettiği bu değerler hemen hemen bütün şirketlerin duvarlarında misyon cümleleri olarak asılır; ama gerçekten değerlerle yönetilen bir şirket yaratmak duvara yazı yazmaktan daha fazlasını gerektirir. 

Gerçekten değerlerle yönetilen şirketlerde yöneticiler, etik (ahlaki) ilkelere göre davranırlar. Onlar için bu davranış biçimi doğal bir reflekstir. 

Yönettiği şirkette böyle bir kültürün oluşması için kararlılıkla davranan bir lider, kendi davranışlarıyla da herkese örnek olur. Şirketin kültürü bu davranışlar doğrultusunda oluşur. Bu kültür sadece çalışan değil, müşteri sadakatini de artırır. 

Ben bir CEO’nun en önemli görevinin "değerler ve ilkelerle yönetim"  konusunda rol modellik yapmak olduğuna inanıyorum. Bir şirkette “doğru tarafın neresi” ve “kimin haklı” olduğunu sadece ve sadece değerler belirlemelidir.   

Peter Drucker liderliğin sorumluluk almak anlamına geldiğini çok sık tekrarlar. Ben günümüz liderlerinin alacağı en önemli sorumluluğun organizasyonlarını daha fazla değer ve ilke odaklı kılmak olduğu düşüncesindeyim. Sanayi sonrası toplumunda insanları etkilemek için korku üzerine kurulu otoriteden çok, değer ve ilkeler temelli bir liderlik biçimine ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.  

İlkelerle yönetim söz konusu olduğunda kişiye ya da duruma göre bir uygulama yapılamaz. Çalışanların karar veren yöneticiye yakınlıkları ya da kimin tarafında yer aldıkları da nihai kararı etkilemez.   Doğru - yanlış, iyi - kötü, haklı - haksız, adaletli - adaletsiz gibi ayrımlar ilkeler ve değerlerle yapılır. 

Etik çok yakın zamanlara kadar ilahiyatçıların ve felsefecilerin ilgi alanı olarak görülürdü. Bugün ise etik, liderliğin ve yönetimin birincil öncelikleri arasına girdi.

1990'lı yıllarda biz iş etiği dendiği zaman ağırlıklı olarak “üretim sürecini” kapsayan bazı kurallara uyulmasını anlıyorduk. Bu nedenle markalar üretim süreçlerinde etik davrandıklarını belgeleyerek tüketicilerin güvenini sağlamaya çalışıyordu. Örneğin Nike ürünlerinin Uzak Doğu’daki çocuk işçiler tarafından üretilmesi etik anlayışlara aykırı bulunuyordu. Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’da etik dışı davranan markaların boykot edilmesi sonucu bugün markaların bu yollara başvurması ender rastlanan bir konuma geriledi.

2000'li yıllarla işletmelerin ekonomik olduğu kadar sosyal birimler de olduğu gerçeği kabul görmeye başladı. Bugün işletmelerin çevreleriyle etkileşim içindeki birer oluşum olarak ele alınması, etik anlayışını da değiştirdi. Bugün artık iş yeri güvenliğinden, çalışma koşullarının iyileştirilmesine, adil ücretlendirmeden müşterilerle ve tedarikçilerle ilişkilere hatta topluma katkıya kadar birçok konu etik bir sorgulama alanı içine girdi.    

Günümüzde rekabet avantajını koruyabilmek için şirketler bütün faaliyetlerini bu yeni etik anlayışına uygun olarak gerçekleştirmek zorundalar. Barbara Lamberton bir yöneticinin belirli bir konuda karar verirken şu altı soruya da cevap aramasının etik standartlar açısından gerekli olduğunu savunur:

1. Bu doğru mu?

2. Bu adil mi ? 

3. Bu karardan birileri zarar görecek mi? Bunlar kim?

4. Eğer bu karar gazetelerin birinci sayfasında yer alsa kendinizi rahat hisseder misiniz?

5. Ailenize, çocuklarınıza bu kararı söyleyebilir misiniz? 

6. Bu kararı seneler sonra nasıl değerlendireceksiniz?

Bir şirket eğer başarıya ulaşmak istiyorsa temel değerlerini ve ilkelerini belirleyip bunları kendine pusula edinmesi gerekiyor. Bir şirket için temel öncelik hiç şüphesiz sadece kısa vadeli sonuçlar ya da sadece kendi çıkarları olmamalıdır.

Doğanın temel yasaları aslında bize toplum ve iş hayatımız için de ilham verir. Nasıl ki doğada “acil ve gelip geçici” tedbirlerle ürün yetiştirilemezse, nasıl ki tohum ekmeden, çapalama, gübreleme, sulama yapmadan hasat alınamazsa insan ilişkilerinde de aynı doğal “yasalar” geçerlidir. İnsan ilişkilerinde ve şirket yönetiminde “şip-şak” sonuçlar veren “kısa yollar” yoktur.

Etik (ahlak), öğrenilen ve yaşatılan bir olgudur. Ben etik ve ilkeli liderliğin de tıpkı doğa yasalarına uymak gibi emek ve sabırla gerçekleştirileceğine inanıyorum. Eğer bir şirket değerler ve ilkelere göre yönetilirse o şirkette çalışanların alacakları bütün kararlar bu değerlere göre alınabilir. Değerler gerçek bir pusula işlevi görür. Şirket çalışanları bu ilkeleri bir kere öğrenip içselleştirdikten sonra artık kimsenin onlara ne yapmaları gerektiğini söylemesine gerek yoktur. Değerleri benimsemiş olan şirket bir bütün olarak ahenkli ve bir şekilde davranabilme yeteneğine kavuşur.

Böyle bir şirkette çalışmak da bu şirketin müşterisi olmak da insana keyif verir. Bu şekilde yönetilen ve çalışan bir şirket tüm değer ortaklarının haklı olarak sadece sadakatini değil, koşulsuz güvenini de kazanır. 

Souhtwest Airlines böyle bir şirkettir. Şirketin bütün kararlarını belirleyen iki değeri vardır: "Ucuzluk ve eğlence". Bütün kararlar bu iki ilkeye göre alınır. Souhtwest Airlines şirketinde çalışanların getirecekleri bütün öneriler bu iki ilkeye uymak zorundadır. Eğer herhangi bir konu hem ucuz hem de eğlenceliyse kimseye danışmaya gerek kalmadan bütün çalışanlar bu doğrultuda karar alabilir.

Değerlerin ve ilkelerin pusula olduğu bir şirkette çalışmak da, böyle bir şirketin müşterisi olmak da zevktir. 

Bana göre bugünün liderleri değerlerin ve ilkelerin hakim olduğu şirketler yaratabildikleri ölçüde başarılı olacaklar; ama liderliği bir kariyer olarak değil de bir misyon olarak görmeleri koşuluyla. 

KONUYLA İLGİLİ MAKALE VE LİNKLER

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Cahide Tüzün

7 Şub 2012

Kelimelerin kavramları anlamak ve içselleştirmek konusunda önemi belki de tahmin ettiğimizden daha fazla. Türkçe'de gündelik hayatta "ahlak - ahlaksız" kelimelerini kullanırken iş hayatında "etik - etik değil" ifadelerini kullanıyoruz. Birisine "ahlaksız" dediğiniz zaman kesinlikle hakaret olarak algılıyor, ancak bir yöneticiye aldığı kararın "ahlaksız" olduğunu değil "etik olmadığını" söylüyorsunuz. İki kelimeye yüklenen anlamların farklı olması yarattığı duygusal etkiyi farklılaştırıyor. Ahlaksız derseniz konu kişiselleşecek ve maksadını aşacak. Halbuki "Etik değil" dediğiniz zaman o sanki kişisel olarak yönetici ile ilgili değil, o duvarda yazılı "Değerler" gibi olması gereken ve duruma göre olabilen/olamayan, o kurum içinde aslında o kadar da önemli olmayan, mutlaka arkasında mantıklı bir açıklaması olan şeyler gibi algılanabiliyor. Ancak sizin de bu yazıda ifade etmeye çalıştığınız aslında tam burada konunun/kararın kişiselleşmesi ve içselleşmesi gerekliliği değil mi?
Belki de iş terminolojisini bu bakış açısı ile gözden geçirmemiz gerekmez mi?

oltutaşı

9 Şub 2012

güzel bir makale tşk ederim kolay gelsin

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative