21 Kasım 2010
Bu Yazıda
İş yerlerinin de kendilerine has enerjileri vardır. Aynen her evin farklı enerjisini hissettiğmiz gibi, bir şirketten içeri girince bu enerjiyi hemen hissedersiniz. Bir iş yerinin enerjisi düşükse o iş yerinde verim de azdır mutluluk da.
Enerjisi yüksek bir şirketi yönetmek ne kadar kolay ve zevkliyse, enerjisi düşük bir şirketi yönetmek de o kadar zor ve kahırlıdır. Bu yüzden liderler yönettikleri şirketin enerjisini yüksek tutmaya son derce duyarlıdırlar, şirkette enerji düşerse çok zorlanacaklarını çok iyi bilirler.
Anahtar Kelimeler kariyer hedefleri, çalışma ortamı, yönetim danışmanlığı, CEO, manager, kariyer, kurum kültürü, liderlik, yönetim, kurumsal kimlik
Sizin Şirketin Enerjisi Ne Kadar Yüksek?
Doğu felsefesine göre, hayatımızı ve ilişkilerimizi bir enerji sistemi yönetir. Bizim beden, zihin ve ruhumuzun uyum içinde olabilmesi için, hayat enerjimizin de uyumlu ve dengeli olması gerekir. İnsanların birbirleriyle ilişkileri de bir enerji ilişkisidir. Her ilişkinin, her topluluğun kendine özgü bir enerjisi vardır. Ailemizdeki enerjiyle arkadaş grubumuzun enerjisi farklıdır.
İşyerlerinin de kendilerine has enerjileri vardır. Aynen her evin farklı enerjisini hissettiğimiz gibi, bir şirketten içeri girince bu enerjiyi hemen hissedersiniz. Bir iş yerinin enerjisi düşükse o iş yerinde verim de azdır mutluluk da.
Enerjisi yüksek bir şirketi yönetmek ne kadar kolay ve zevkliyse, enerjisi düşük bir şirketi yönetmek de o kadar zor ve kahırlıdır. Bu yüzden liderler yönettikleri şirketin enerjisini yüksek tutmaya son derce duyarlıdırlar, şirkette enerji düşerse çok zorlanacaklarını çok iyi bilirler.
Endüstri devriminin yarattığı işyerleri, insanı makine gibi gören yerlerdi. Bu dönemde iş hayatıyla özel hayat birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştı. İş hayatı sistemler ve kurallar üzerine kurulu, asık suratlı bir hayattı. Burada gülmeye yer yoktu ve çalışandan beklenen, “ciddi durması” ve bir makine gibi davranmasıydı.
Sanayi sonrası dönemde ise iş hayatı ve özel hayat ayırımı ortadan kalktı. Bugün hiçbirimizin hayatı ikiye bölünmüş değil, özel hayatımız ve iş hayatımız birbirinin içine geçmiş durumda.
Son yıllarda anladık ki, ciddi görünmekle ciddi işler yapmak aynı şeyler değilmiş. Rahat kıyafetlerin giyildiği, sıcak insani ilişkilerin kurulduğu Apple, Google, Virgin Atlantik, Facebook gibi şirketler, bu farkın ne demek olduğunu bütün dünyaya gösterdiler. Yeni ekonomide, kılık-kıyafetleriyle, davranış biçimleriyle, çalışma ortamlarıyla, kurumsal kültürleriyle pek ciddiymiş gibi görünmeyen ama eskiye kıyasla çok daha ciddi işler yapan şirketler yükseliyor. (Bugünün Şirketleri Çalışandan Ne Bekliyor?)
Yeni nesil şirketler, eski anlayışlarla yönetilen şirketlerin tam tersi yerler oldu.
Eski ekonomide bir çalışanın yapacağı işi tarif etmek ve bunu nasıl, ne kadar sürede yapacağını saptamak mümkündü. Zaten bu nedenle eskiden çalışanlardan çok fazla düşünmemeleri ve sadece kendilerine verilen görevi yapmaları istenirdi. Oysa bugünün şirketlerinde iş tanımlarını kesin hatlarıyla yapmak giderek zorlaşıyor. Yeni nesil şirketlerde, bir çalışanın şirkete hangi katkıyı yapacağını, kendisinin tarif etmesi isteniyor. Çünkü bugünün şirketlerinde yaratıcı iş yapanlar, kendi katkılarının ne olacağını yöneticilerinden daha iyi biliyorlar. Eskiden standart iş tanımları ve standart süreçlerle dolu olan iş hayatı, bugün daha esnek ve insana odaklı bir dünyaya dönüştü.

Başarılı olmabilmeleri için, bugünün iş ortamlarının enerjisinin yüksek olması gerekiyor. Çünkü bugünün dünyasında çalışanların gönülden katkı yapmadıkları bir iş yerinde ne verim almak mümkün ne başarıya ulaşmak. Bugünün liderliği, sadece verimliliği ve etkinliği artırmak değil, aynı zamanda daha enerjik ve daha mutlu çalışma ortamları yaratmayı da gerekli kılıyor.
Kendisini ”Chief Hapiness officer”(CHO- mutluluk yöneticisi) olarak tanımlayan Alexander Kjerulf, iş yeri mutluluğu konusunda IBM, Lego, DaimlerChrysler, Pfizer, Price Waterhouse Coopers, Hilton gibi dev şirketlere daha mutlu işyerleri yaratabilmeleri için danışmanlık yapıyor.
Alex Kjerulf, İskandinav geleneğinde iş yeri mutluluğunun çok önemli bir yeri olduğunu, Ikea, Volvo, Carlsberg, Lego gibi dünyaca ünlü birçok İskandinav şirketinin “iş yeri mutluluğuna” odaklandığına dikkat çekerek İskandinavya’daki çalışanların diğer milletlere kıyasla çok daha yaratıcı olduklarını öne sürüyor.
Yeni nesil şirketlerin çalışanları, hayatlarının büyük bir kısmını geçirdikleri iş ortamının nasıl bir yer olduğuna, para ve statüden bile daha fazla önem veriyorlar. Daniel Pink’in Drive isimli kitabında da ortaya koyduğu gibi içsel motivasyonlar çoğu zaman dış motivasyonlardan daha güçlü olabiliyor. (En Etkin Performans Yönetim Sistemi Hangisidir?, Nasıl bir işyerinde çalışmak istersiniz?)
İş yaşamı ve özel yaşamın iç içe geçtiği günümüz çalışma ortamlarında, mesai saatinde çıkıp dolaşmak, ofiste biraz müzik dinleyerek kafayı dağıtmak hiç de yadırganacak durumlar değil. Aksine bu uygulamalar, Google gibi şirketler tarafından her çalışanın mutlaka yapması gereken davranışlar arasında yer alıyor. Geleneksel bakış açısına göre disiplini bozacağı düşünülen bu tarz yaklaşımlar, tam tersine kurumsal sadakati ve motivasyonu yükseltiyor.

Bugünün koşullarında başarılı sonuçlar almak için eğlenceli bir iş ortamı yaratma konusunu artık ciddiye almamız gerekiyor. Çünkü bugünün zor ve rekabetçi ortamı, insanların işlerini canı gönülden yapmalarını, yaptıkları işi geliştirmelerini, bilgiyi paylaşmalarını, takım çalışması yapmalarını gerektiriyor. Bunların hiç biri zorla olacak işler değil. Bunlar ancak çalışanların gönüllü olarak yapacakları işlerdir. (Eğlenceli Bir İş Ortamı Yaratmak Ciddi Bir İştir!)
Japonların Kaisha ya da Kyosei olarak adlandırdıkları “ortak yaşama” felsefesinden hareketle, bir çalışma ortamında mekân ve insanların kurdukları ortak yaşam, işin kalitesi üzerinde belirleyici bir rol oynar. Küçük ayrıntılar büyük farklar yaratabilir.
Daha estetik bir ofis, daha konforlu çalışma alanları kişilerin motivasyonunu yükseltir. Şirket partileri, sade bir dinlenme odası, rahatlatıcı müzik yayını, gün içinde herkesin ulaşabileceği atıştırmalıklar gibi ayrıntılar, çalışma ortamını daha zevkli, eğlenceli ve enerjik kılabilir. Tom Peters’ın da vurguladığı gibi, küçük ama önemli şeyler mükemmele ulaşmanın yolu haline gelebilir.
Elbette tüm bu ayrıntılar, insana değer veren şirketlerde işe yarayacak ayrıntılardır. Aksi takdirde negatif enerji yayan, insana değer vermeyen yöneticilerin yönettiği iş ortamlarını "güzelleştirmek" hiç bir işe yaramaz.
Dalai Lama’nın sözcüsü Matthieu Ricard’ın da dediği gibi, ‘‘Mutluluk sosyal bir ortamın içinde oluşur. Mutluluk kendiliğinden gelmez, şansın bize sunduğu ve şansızlığın elimizden çekip aldığı bir lütuf değildir; mutluluk bir yapı kurmaktır, bu da çaba ve zaman ister.”
Gerçekten de bu yapıyı kurmak için hem liderlerin hem de çalışanların ortak sorumluluklar almaları gerekiyor. Özel hayatımızda da iş hayatımızda da mutluluğu elde etmek için bilinçli bir çaba harcamamız gerektiği açık.
-
What Happy Companies Know: How the New Science of Happiness Can Change Your Company for the BetterCollins Hemingway, Dan Baker, and Cathy Greenberg
-
The Seven-Day Weekend: Changing the Way Work Works byRicardo Semler
-
Gündelik Yaşamda Mutluluk Dalai Lama
-
İş Hayatında Mutluluk SanatıDalai Lama, Dr Howard C. Cutler
-
The Art of Happiness at Work Dalai Lama, Dr Howard C. Cutler
-
DriveDaniel H. Pink
-
Küçük ama önemli şeyler Tom Peters
-
The little big thingsTom Peters