5 Ocak 2010

Başarının Reçetesi Var mı? 

Bir arabanın kapısı kapanırken "tok" bir ses çıkıyorsa araba kalitelidir(!)  Bir lokantanın tuvaletleri temizse lokanta iyidir(!)

Hayatın karmaşıklığını sadeleştirmek için, kendimize özgü "kısa yollar" icat ediyoruz. Sonra bu kısa yollar yardımıyla yargıda bulunuyoruz.  Birçok kararımızı buna benzer yöntemlerle alarak hayatımızı kolaylaştırıyoruz. Bu kısa yolları kullanmazsak hayatın her anında düşünmek zorunda kalacağımızı ve çok yorulacağımızı bildiğimizden bu kısa yollara çok bağımlıyız. Psikologlar, kullandığımız bu kısa yollara “höristik” (heuristic) adını veriyorlar.

Siz ne kadar çok kısa yol kullandığınızı düşündünüz mü? İnsanları yargılarken marka seçerken hangi kısa yolları kullanıyorsunuz?

Psikoloji kitapları, bir insanla tanıştığımızda, o insan hakkında bir ömür boyu biriktireceğimiz bütün yargıların tamamına yakınını ilk yirmi saniyede oluşturduğumuzu anlatır. Ne kadar tehlikeli,değil mi? Düşünsenize, iyi uyumamış, iyi giyinmemiş ya da canınız sıkkınken tanıştığınız bir kişi, sizin hakkınızda hiç de hak etmediğiniz bir yargıya varabiliyor. Sizi yirmi saniyede yargılayıp etiketleyip sınıflandırıyor. Oldum olası böyle bir yanlışlığa “kurban” gitmekten korkmuşumdur. Ama maalesef gerçek böyle. Yeni tanıştığımız insanların bizim hakkımızdaki ilk yargıları aynı zamanda son yargıları oluyor. İlk izlenimler birkaç saniye içinde oluşuyor ama etkileri hayat boyu sürüyor.

İnsanları tam anlamıyla tanımadan onların tek bir özelliğinden hareketle, onlar hakkında yargıya varıyoruz. Onları etiketleyip sınıflandırıyoruz. Sadece insanları değil, aslında her şeyi benzer yöntemler kullanarak nitelendiriyoruz. Ürün seçimlerimizi de,ürünün tek bir özelliğine bakarak yapıyoruz. Eğer bir markanın bir özelliği iyiyse o markanın bütün özelliklerinin iyi olacağını düşünüyoruz. Bir özellikten hareket edip, bütün hakkında bir değerlendirme yapmaya psikologlar, “Halo etkisi” diyorlar.

Davranış bilimci Edward Thorndike, Amerikan ordusunda iyi görünümlü (yakışıklı) askerlerin sözlü sınavlarda, diğer askerlere göre daha iyi not aldıklarını saptayan ilk araştırmacılardan biri olmuştur. (1920) İzleyen yıllarda özellikle Amerika Birleşik Devletleri‘nde, uzun boyluların ve güzel (yakışıklı) olanların daha fazla ücret aldıklarını ispatlayan araştırmalar yapıldı.

Bu tür kısa yollar kullanarak güzellerin daha zeki daha başarılı olduğu yargısına varıyoruz. Tasarımını beğendiğimiz bir arabanın iyi performans göstereceği konusunda kolayca ikna oluyoruz. Bizim önem verdiğimiz bir özelliğiyle kalbimizi kazanan bir markaya daha fazla ödemeye hemen razı oluyoruz.
(Güzeller Zekidir!) ve (Güzeli Tarif Edebilir misiniz?)

Kısa yollar kullanarak karar almak da halo etkisiyle seçim yapmak da; sezgilerimizin bize  hem doğruları yaptırdığını hem yanılttığını anlatan olgulardır. Sezgilerimiz bize müthiş zaman kazandırır, kolay ve güvenli karar almamızı sağlar ama sezgilerimiz aynı zamanda bizi fena halde yanıltır.

İşin tuhafı “Halo etkisiyle” değerlendirme yapmak sadece sokaktaki insana özgü değil. Size şaşırtıcı gelecek ama yapılan birçok araştırmada da halo etkisi gözleniyor. Mesela başarılı şirketleri inceleyip onların başarılarını diğer şirketlere örnek olarak gösteren, başarı reçeteleri sunan araştırmalar aslında bariz bir şekilde halo etkisi barındıran araştırmalardır.

Amerika Birleşik Devletleri‘nde  çok ünlü araştırmacılar, borsadaki şirketleri inceliyorlar ve üst üste 0n yıl istikrarlı olarak diğer şirketlerden daha fazla büyümüş, daha fazla kar etmiş şirketleri seçip onların üst düzey yöneticileriyle görüşmeler yapıyorlar. Amaçları, başarılı şirketlerin ortak yönlerini bulmak ve iş alemine "başarının reçetesini" sunmak.

Bu araştırmaların vardığı sonucu özetlemek gerekirse başarılı şirketler,

-Doğru bir alana yatırım yapıyor.

-Kendi işlerine odaklanıyor.

-Çalışanlara değer veriyor ve olumlu bir kurumsal iklim yaratıyor.

-Müşteri memnuniyetini bir numaralı öncelik olarak görüyor.

Phil Rozensweig’e göre, bir şirket başarılı bir performans gösterdiği zaman, bunun parlak bir strateji, vizyoner bir CEO, kendilerini işlerine adayan çalışanlar, başka şirketlerde az rastlanan bir kurum kültüründen kaynaklandığına dair genel bir yargının oluştuğunu açıklıyor. Rozensweig, Halo Effect kitabında, başarı  reçetesi yazan araştırmacıların nasıl yanıldıklarını anlatıyor. Rozensweig, dünyanın en çok satan iş kitaplarından biri olan Jim Collins’in “Good to Great” gibi kitaplarda anlatılan  başarı örneklerin aslında Halo etkisiyle değerlendirilen örnekler olduğunu anlatır.

Rozensweig’e göre, başarılı şirketlerin başarıları hakkında yapılan genellemelerin neredeyse tamamı yanıltıcıdır. Jim Collins’in meşhur kitabında incelediği şirketlerin hiç biri daha sonra aynı başarıyı gösterememiştir. Jim Collins gibi bir yazar da halo etkisiyle yargıda bulunmuş ve söz konusu şirketlerin başarısını aslında var olmayan nedenlere bağlamıştır. Bu çalışmada Collins, Abbott, Circuit City, Fannie Mae, Gillette, Warner Lambert, Kimberly Clark, R.J Reynolds, Bank of America, Chrysler, Harris, Hasbro isimli şirketleri incelemiştir ve bu şirketlerin çoğu daha sonra sıkıntılı yıllar yaşamıştır.  Benzer şekilde "Built to Last" (Jim Collins) ve "In Search of Excellence" (Tom Peters) kitaplarında anlatılan başarı öyküleri de halo etkisiyle anlatılan örneklerdir ve başarı reçetesi oluşturmaktan uzaktır.

Aslına bakarsanız başarının tek bir reçetesi vardır: Başarılı olmak için bir şirketin; 1)Doğru bir stratejisi ve 2)İyi bir uygulama kalitesine ihtiyacı vardır. Bu ikisi mutlaka gereklidir ama maalesef yeterli değildir, çünkü daha önce de anlatmaya çalıştığım gibi her doğru stratejiyi çok iyi uygulayan şirket başarılı olmuyor. Koşulların, çevrenin, zamanın ve mekanın da söz konusu şirkete yardım etmesi gerekir. Eğer belirsiz olan gelecek, söz konusu şirkete hoyrat davranırsa çok doğru bir stratejiyi çok kaliteli bir şekilde uygulamak da yeterli olmaz.

Tolstoy‘un Anna Karenina romanında söylediği gibi, "Dünyanın bütün mutlu ailelerinin mutluluğu birbirine benzer, ama her mutsuz ailenin dramı kendine özgüdür." Benzer şekilde bütün başarılı şirketler birbirine benzer, ama bu başarılı şirketlerin hiç biri bize nasıl başarılı olacağımızın reçetesini vermez.

Bir ülkede uzun yıllar arka arkaya başarılı olmuş şirketlere gidip, "Nasıl başarılı oldunuz?" diye sorunca, kimse "Vallaha biz de anlamadık, nasıl oldu da arka arkaya bu kadar başarılı yıllar geçirdik? Bilemiyoruz." demiyor. Bu tür sorulara genellikle verilen cevaplar; CEO‘muz çok fevkaladeydi, işimize odaklanmıştık, çalışana ve müşteriye çok değer veriyorduk gibi beylik cevaplar oluyor. Başka ne cevap beklenir ki?

Ben de Phil Rozensweig gibi düşünüyorum. Bu cevapların ve bunlardan hareketle yazılan kitapların, yaşanan gerçekliğin sonradan kurgulanması olduğuna inanıyorum. Sonradan kurgulanan her gerçeklikte olduğu gibi, yaşananları istediğiniz -makul olacak- her türlü nedene bağlayabilirsiniz. Bu kitaplar çok meşhur olsalar da bilimsel yöntemlerin taşıması gereken özellikleri taşımıyor ve bize başarı için herhangi bir yol göstermiyor.

Aslında başarının iki maddelik sade bir reçetesi var: 1) Doğru bir stratejiyi 2)İyi uygulamak. Eğer talih yardım ederse bu reçeteyi uygulayan şirketin anlatacağı çok güzel bir öyküsü olur. Şansı yardım etmezse zaten kimse ne olduğunu sormaz.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Steven Pinker, The Language Instinct: How the Mind Creates Language, Harper Perennial Modern Classics, 2007
Steven Pinker, The Blank Slate: The Modern Denial of Human Nature, Viking, 2002
Dr. Hendrie Weisinger, The Genius of Instinct, FT Press, 2009
Malcom Gladwell, Blink: Power of Thinking without Thinking, Little, Brown and Company, 2005
Malcom Gladwell, Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü, Salyangoz Yayınları, 2007 (Çeviri: Burcu Sipahioğlu)
Phil Rosenzweig, The Halo Effect … and the Eight Other Business Delusions that Deceive Managers, Free Press, 2007
Michael Raynor, The Strategy Paradox: Why committing to success leads to failure (and what to do about it), Broadway Business, 2007

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Phil Rosenzweig, The Halo Effect … and the Eight Other Business Delusions that Deceive Managers, Free Press, 2007 :

http://www.the-halo-effect.com/

2. The Halo Effect :

http://www.economist.com/businessfinance/management/displaystory.cfm?story_id=14299211

3. The Halo Effect :

http://wapedia.mobi/en/Halo_effect

4. Why We do Dumb or Irrational Things: 10 Brilliant Social Psychology Studies :

http://www.spring.org.uk/2007/11/10-piercing-insights-into-human-nature.php

5. Creating The Brand Halo Effect-Apple story :

http://www.brandingstrategyinsider.com/2009/09/building-a-brand-halo-effect.html

6. Adam Needles, The ‘Halo Effect’ of a Marketing Accountability Mindset :

http://propellingbrands.wordpress.com/2009/07/16/the-halo-effect-of-a-marketing-accountability
-mindset-%e2%80%93-amplifying-your-marketing-effectiveness/

7. Susan M. Heathfield, “Why “Blink” Matters: The Power of First Impressions” :

http://humanresources.about.com/od/workrelationships/a/blink_effect.htm

8. Malcom Gladwell, Blink :

http://www.gladwell.com/blink/index.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Blink_(book)

 

 

 

 

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

ömer kayalıoglu

5 Oca 2010

Sevgili Aksoy,
Beyninize sağlık.Kısa ama çok kapsamlı bir yazı olmuş.
Doğru blog’ların da Halo etkisi yarattığını ve beyinleri zenginleştirdiğini anlamış olanların sayısı umarım tahminimden çoktur.
Teşekkürler.

Ömer

Salih MADRA

5 Oca 2010

TEMELCİM,
YENİ YILDA ALLAH HEPİMİZE DOĞRUYU İYİ UYGULAYABİLMEYİ NASİP ETSİN.
HEM KAHVALTIDA HEM YEMEKTE GÖREMEDİM SENİ,ÖZLEDİM.
MAALESEF OCAK 2.YARIDA GÖRÜŞECEĞİZ ANCAK ARADA YOKUM.
ELİNE SAĞLIK,SEVGİLER.
SALİH

Serkan Ceran

6 Oca 2010

Merhaba Temel Bey,

Bende kullandığımız kısa yollardan biri olan küçük sayılar yasasından hatırladığım kadarıyla bir örnek vermek istiyorum. (kaynak Ayyaş Yürüyüşü adlı kitap)

Fortune 500 şirketlerinin CEO’larını düşünün. Varsayalım ki her CEO’nun bilgi ve yeteneğine bağlı olarak, her yıl belli bir başarılı olma olasılığı var. Ve varsayalım ki bu başarı olanı %60 olsun. Bu herhangi bir beş yıllık dönemde bir CEO’nun üç başarılı yıl geçirmesini beklediğimiz anlamına mı gelmektedir?

Hayır. CEO’ların %60’lık bir başarı oranı olsa da, herhangi bir beş yıllık dönem içerisinde belli bir CEO’nun bu oranı yansıtma olasılığı %33’tür. (Hesaplamanın teknik detayına burada girmiyorum. Bernoulli serisi ie hesaplanıyor) Bu da eğer Fortune 500 için düşünecek olursak, son beş yıl içerisinde CEO’ların yaklaşık 333 tanesinin gerçek yeteneklerini yansıtmayan bir performans sergilemiş oldukları anlamına gelir. Üstelik sadece şansa bağlı olarak bu CEO’ların her 10 tanesinden birinde arka arkaya beş başarılı ya da başarısız yıl geçirmelerini bekleyebiliriz. Aslında insanları puan tablosuna göre değil yeteneklerine göre değerlendirmek daha güvenilir bir yöntemdir. Kahneman ve Tversky bu duruma (küçük bir örneğin tüm grubun olasılığını hassas olarak yansıttığı) küçük sayılar yasası diye bir isimde koymuşlardır.

Küçük sayılar yasasına karşı çıkmak çok da kolay değildir. Kendinizi haklı göstermek için sonuca işaret etmek kolaydır ama kişinin gerçek bilgisini ve yeteneğini değerlendirmek kendine güven, düşünceli olmai iyi yargılayabilme ve cesaret gerektirir. Bir toplantıda ayağa fırlayıp "onu kovmayın o sadece bir bernoulli serisinin kötü tarafında bulunma şansızlığını yakaladı" diyemezsiniz. Ya da şirketin tarihinde en çok satışı yapmış olan satıcı için "bu sadece rasgele bir dalgalanmaydı" demek çok fazla dost kazandırmaz.

Sevgiler,

Serkan


Sevgili Serkan,

Tam da benim anlatmak istediğim kavramları, sen kendi mesleğinden örnekler vererek anlatmışsın.

Benim söylemek istediğim "Bütün başarı öyküleri şans eseridir." gibi bir önerme değil elbette, ama şansın sonuç üzerinde çok etkili olduğunu anlatmak istiyorum.

Başarılı olmak için hem doğru bir strateji hem doğru uygulama hem  de şans gerekir. Ama başarısız olmak için sadece şanssız olmak yeter.

Katkın için çok teşekkür ediyorum.

Sevgiler.

Temel

Emre Erdoğan

7 Oca 2010

Sayın Aksoy,

Dikkatimizi yine kritik bir konuya çektiğiniz için teşekkürler. Gündelik yaşamın harala gürelesi arasında sorgulamadan kabullendiğimiz bazı gerçeklere eleştirel yaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyorsunuz.

"Heuristics"-"kısa yol" diyeceğim ama sanirim yeterli bir tercüme olmayacak- yaşamımızı sürdürebilmemizi sağlayan mekanizmalar. Milyonlarca yıllık evrimin bize miras olarak getirdiği, ancak hata yapmamızı da kolaylaştıran araçlar olarak görmemiz gerekiyor. Bu mekanizmalar sayesinde yaşayabildiğimiz kadar, bu mekanizmalar yüzünden de bazen onarılmaz hatalar yapabiliyoruz.

Yazınızın farklı okumaları çok sayıda zihinsel açılım getirebilir bize. Bunlardan birincisi karar verici olarak ne kadar rasyonel olduğumuz -ki geçen yazılarınızdan birinde değinmiştiniz-. Belki de Taylor’ın bize armağan ettiği Weber’den esinlenme rasyonel yönetici asla var olmadi. Iyi yoneticileri "iyi" kılan objektif olarak en dogru karari vermelerinden çok; verili şartlar altında en az zarara yol açabilecek kararı verebilecek ve hatalarından en iyi şekilde ders alabilecek kişiler olmaları. Evrimci bir bakış açısıyla adaptif -uyumcu- kapasiteleri en yüksek yöneticiler başarılı yöneticiler olabiliyor.

Yine yazınız bana müteveffa Karl Popper’ı yeniden hatırlamamız gerektiğini hatırlattı. Popper’ın kuramlardan çıkarılan hipotezleri yanlışlamaya dayalı bilgi arayışı; yöneticilerimizin de kendi öngörülerini doğrulayacak değil, yanlışlayacak örneklere/kişilere daha fazla yer vermeleri gerektiğini düşündürtüyor. O zaman yukarıda bahsetmiş olduğunuz kitaplarda "ne yaptılar da başarılı oldular" sorusundan çok "aynı şeyleri yapıp başarısız olanlar kim" sorusuna yönelinmesi gerekirdi... Çünkü Serkan beyin de altını çizdiği üzere, eğer başarı bir ayyaş yürüyüşü sonucunda geliyorsa; başarının replikasyonu imkansızken; başarısızlık çok daha kolay başa gelebilir.

Bu konularda sizin verdiğiniz referanslara ek olarak -son bölümleri biraz hayal kırıklığı uyandırsa da- Stuart Sutherland-İrrasyonel adlı kitaba bakılmasını önerebilirim.

Son olarak da tüketicilerin de "heuristics" marifetiyle karar verdiğini kabullenmenin hangi pazarlama karmalarını ayyaş yürüyüşüne kurban ettiği de ayrı bir eğlence konusu olurdu...

Tekrar teşekkürlerimle;

Emre Erdoğan

Beyhan Nart

18 Eki 2010

Merhaba
Yazdığınız konuya kesinlikle katılıyorum isin özü su aslında doğru zamanda doğru yerde olmak Bu da aslında çok istemekle ve çalışmakla oluyor.
Sevgiler......

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative