20 Ekim 2009

Bugünün Şirketleri Çalışandan Ne Bekliyor? 

Bizler çalıştığımız ortamların daha yaratıcı, daha özgür, daha pozitif olmasını ve bize daha çok yetki verilmesini istiyoruz.

Peki, çalışanlar olarak biz böyle bir ortamı hak ediyor muyuz? Bunları hak etmek için bizim hangi davranışları sergilememiz, hangi sorumlulukları üstlenmemiz gerekiyor?

Üretim ilişkilerinin değişmesi, işletmelerde ihtiyaç duyulan insan profilini de değiştiriyor. Sanayi toplumunun gereği olan yapılar ortadan kalkarken bürokratik organizasyonların talep ettiği insan tipi de her geçen gün azalıyor.

Peki, bizler birer çalışan olarak, içinde yaşadığımız zamanın şirketlerine uyum sağlayacak bir zihin yapısına sahip miyiz? Bizim davranışlarımız bu çağa uygun mu? Değiştirmemiz gereken taraflarımız var mı?

Sanayi sonrası toplumunun iş ilişkileri eskiye kıyasla çok farklı. İçinde yaşadığımız dönemin getirdiği koşullar, çalışanların şirketle olan ilişkilerini derinden etkiliyor ve değiştiriyor. İçinde yaşadığımız dönemin kendine özgü koşulları var:

• Değişim çok hızlı,
• Belirsizlik artıyor,
• Cep telefonu/internet teknolojileri sayesinde artık kimse bir mekâna bağlı kalmak zorunda değil,
• İş-özel hayat ayrımı giderek bulanıklaşıyor, hatta iç içe geçiyor,
• İş hayatı her açıdan giderek daha az formel, iletişim ise senli/benli yaşanan bir samimiyete doğru gidiyor,
• Şirketlerde en üst yönetici ile en alttaki çalışan arasındaki kademeler azalıyor,
• Şirket içinde ve dışında bilgi, inanılmaz bir süratle akıyor,
• İş ortamındaki kontrol esniyor, hatta çoğu zaman işi yapanın yaptığı işi başka kimsenin kendisinden daha iyi bilmesinden ötürü, onu kimse kontrol bile edemiyor. (Yöneticiniz Sizin Ne Yaptığınızı Biliyor mu?, Kontrol Kimde?)

Değişen koşullar, çalışanların da kendilerini bu değişime uydurmalarını gerektiriyor.

Drucker’ın dediği gibi belki de tarihte ilk defa bir şirket bir adaya şu soruyu sormak ile karşı karşıya kalıyor: “Siz bizim şirketimize ne gibi bir katkı yapabilirsiniz?” Kulağa garip geliyor ama bundan sonra hepimizin daha sık duyacağı bir sorudur bu. Tarihte ilk defa çalışanların katkısı şirket tarafından değil kendileri tarafından tanımlanır hale geldi. Her geçen gün bu denge çalışanın daha baskın olacağı bir yöne doğru gidiyor.

Bu koşullar altında, çalışanın yapması gerekenler de değişiyor. Bir çalışan olarak,

• Kendi iş tariflerinizi yazıp şirkete yapacağınız katkıyı anlatabiliyor musunuz?
• Artık hepimiz daha çok çalışmak zorundayız. Siz de buna hazır mısınız? Eskiye kıyasla daha fazla işi, daha hızlı ve daha iyi yapmaya hazır mısınız?
• Şirketin hedefini anlayıp, kendi katkınızın ve rolünüzün ne olacağını saptayıp, size kimsenin talimat vermesini beklemeden inisiyatif alabiliyor musunuz? Buna hazır mısınız? Kendinizin patronu olabilir misiniz?
• Çalıştığınız şirketteki matris yapısı nedeniyle, birden fazla kişiye bağlı çalışmak zorundasınız. Yani bir değil birçok patronunuz olacak. Bu durumu gönülden kabul etmeye, bu ilişkileri stres yapmadan bir dengede tutarak yürütmeye hazır mısınız?
• Eskiye kıyasla daha senli-benli, biçimsel olarak daha rahat, iş giysilerinin de buna göre değiştiği bir ortamda çalışacaksınız. Ancak bu rahatlık şekilsel olmayan yeni “ciddiyetler” gerektirecek. Buna uyum gösterebilir misiniz?
• Biçimsel unsurların giderek esnediği bu iş ortamında yapacağınız iş sizden eskiye kıyasla kendinizi çok daha fazla işe vermenizi gerektirecek. Her geçen gün artan rekabet, şirketlerin çalışanlardan daha fazlasını talep etmelerini gerektirecek. Daha çok çalışmaya, daha çok sorumluluk almaya hazır mısınız? Birden fazla fonksiyon üstlenmeye hazır mısınız?
• Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra şirketinizin yapısı yeniden organize olacak. Sizin başka bir bölümde, başka bir işi yapmanız gerekecek. Şirketiniz sürekli yeniden organize olarak değişime ayak uydurmaya çalışacak ve sizden de gereğini isteyecek. Buna hazır mısınız?
• Bundan böyle özel hayatınızın ve iş hayatınızın sınırları net olarak tanımlanamayacak. Bir akşam yemeğinde ya da hafta sonunda çok önemli bir konuda sizin katkınız istenebilecek. Buna gönülden zaman ayırmaya, bunu doğal karşılamaya hazır mısınız?
• İçinde yaşadığımız zamanda şirketlerin en çok pozitif tavır içinde olan çalışana ihtiyaç duyduğuna ve sizden her koşulda olumlu tavır ve davranışlar bekleneceğini ve  hiçbir zaman etrafa olumsuz bir elektrik vermemeniz gerektiğini biliyor musunuz?
• Her şeyden önemlisi, yapacağınız işlerin, üstleneceğiniz sorumlulukların hesabını vermeye hazır mısınız?

İçinde yaşadığımız dönem şirketler için zor olduğu kadar çalışanlar için de zordur. Bundan doğal ne olabilir ki?

Eskiden çok ciddi görünen ama özünde son derece gayri-ciddi işlerin yapıldığı şirketlerin yerini, artık gerek davranış biçimleri, kılık kıyafet, çalışma ortamları ve kurumsal kültürleriyle çok daha az ciddi görünen ama eskiye kıyasla çok daha ciddi işlerin yapıldığı şirketler aldı.

Bugünün şirketlerine en uygun insanlar, T harfiyle tarif edilen insanlardır.

Bu insanlar aynen T harfinin yere saplanan gövdesi gibi “kendi alanlarında derinlemesine bilgi ve uzmanlıkları olan; ama aynı zamanda da T harfinin kolları gibi geniş bir alanda “bilgi ve fikir sahibi” olan, merakları gelişkin, birden çok hobileri olan, yaşamı seven, çalışmak kadar eğlenmeyi bilen insanlardır.

Bugünün sorunlara çözüm üretebilenler, en çok T Model insanlar arasından çıkıyor.

Her birimizin kendi uzmanlık alanlarımızdaki bilgi ve becerileri geliştirmemiz kadar yeni şeyler öğrenmemizi de çok önemsiyorum.

Bu sebeple hayatı âdeta bitmez bir “öğrencilik” gibi yaşayan insanlara müthiş bir saygı duyuyorum.

T Model insanlar,  zamanlarını etkin kullanabilen insanlar. Geniş ilgi alanları sayesinde çok farklı insanlarla diyalog ve dil birliği kurabiliyorlar. Farklı alanlarda edindikleri bilgi, deneyim ve izlenimleri, kendi alanlarına aktararak sıradan bir çalışana göre çok daha yaratıcı ve yenilikçi olabiliyorlar.

Richard Florida’nın dediği gibi yaratıcı, üretken ve dinamik insanlar, çevrelerine yaydıkları pozitif enerji ile kendileri gibi yetenekli insanları da bulundukları yere çekiyorlar.

T model insanların özellikleri potansiyel olarak hepimizde mevcuttur.

Kendimizi geliştirmenin sadece iş hayatımızı değil, sosyal ve özel hayatlarımızı da zenginleştireceğini düşünüyorum.

Kendimizi geliştirme sorumluğumuz var. Bunun bilincinde olmamız lazım. Çalıştığımız ortamlardan istediğimiz özerkliği, özgürlüğü, imkânları ve konforu alabilmemiz için hem kendimizi geliştirmemiz hem de bugünün şirketlerinin bizden istediği (yukarıda anlatmaya çalıştığım) davranışları sergilememiz lazım.

Bunların hepsini, hatta fazlasını yapabiliriz. Yeter ki bakış açımızı buna göre şekillendirelim.

Not:

Bu dönemde işşizliğin arttığını ve özellikle gençler arasında yaygın olduğunu biliyorum. Buna üzülmemek mümkün değil ama şurası bir gerçek ki bugünün şirketleri bu yazıda anlattığım türden insanları çalıştırmak istiyor. Bu yazının hem yeni işe gireceklere hem de çalışanlara faydalı olmasını isterim.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Stephen R. Covey, The 7 Habits of Highly Effective People: Powerful Lessons in Personal Change, Free Press, 1990
Stephen R. Covey, The 8th Habit: From Effectiveness to Greatness, Free Press, 2005
Paul H., Ray Ph.D., Sherry Ruth Anderson, The Cultural Creatives: How 50 Million People Are Changing the World, Three Rivers Pres, 2001
Malcolm Gladwell, Outliers: The Story of Success, Little, Brown and Company, 2008
Geoff Colvin, Talent Is Overrated: What Really Separates World-Class Performers from Everybody Else, Portfolio, 2008
Studs Terkel, Working: People Talk About What They Do All Day and How They Feel About What They Do, NewPress, 1997

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Time person of the year: You :

http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1569514,00.html

2. 100 the most creative people in business, Fast Company :

http://www.fastcompany.com/100/mcp.html

3. Scott Cook, “The Contribution Revolution: Letting Volunteers Build Your Business”, HBR, 2008 :

http://harvardbusiness.org/product/the-contribution-revolution/an/R0810C-PDF-ENG

4. Stewart D. Friedman, Be a Better Leader, Have a Richer Life, HBR, 2008 :

http://harvardbusiness.org/product/be-a-better-leader-have-a-richer-life/an/R0804H-PDF-ENG

5. Tim Brown, Strategy by Design, recruiting T sahped people, fastcompany, 2007 :

http://www.fastcompany.com/magazine/95/design-strategy.html?page=0%2C1

6. The rise of service industry and the need of T-Modeld professionals in the 21st century :

http://blog.broadeep.com/2009/01/rise-of-service-industry-and-need-of-t.html

7. Dr. Detlef Reis, Turning experts into ‘T-Modeld people’ :

http://www.bangkokpost.com/business/economics/25237/turning-experts-into-t-Modeld-people

8. Teresa M. Amabile, Mukti Khaire, Rob Goffee, Gareth Jones, Richard Florida, Jim Goodnight Leading Creative People, 2nd edition (HBR Article Collection) :

http://harvardbusiness.org/product/leading-creative-people-2nd-edition-hbr-article-co/an/12164-PDF-ENG?

9. T-Model people :

http://www.coderenaissance.com/2008/06/t-Modeld-people.html

10. T-Model People vs Generalizing Specialist :

http://www.coderenaissance.com/2009/07/t-Modeld-people-vs-generalizing.html

11. Paul D. Hamerman and Zach Thomas, Trends 2009: Human Resource Management, Talent Strategies Adjust To The Business Climate :

http://docs.google.com/gview?a=v&q=cache:huG3-dxuxmMJ:ihrim.org/Pubonline/Wire/Dec08/
Trends%25202009_Human%2520Resource%2520Management.pdf+%22Trends+in+HRM%22&hl=tr&gl=tr&sig=AFQjCNGl56ISv_PY76VHeoGrhpYCZisWbQ

12. Dr. Jose Cladio Terra Can we become more creative and innovative? :

http://www.slideshare.net/jcterra/can-we-become-more-creative-and-innovative

 

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Derya

20 Eki 2009

Teşekkürler, yine çok güzel bir yazı olmuş.

Totan

20 Eki 2009

Temel Bey, aslında son derece gerçek ve bence aslında çok da sevindirici olmayan bir durumu mutlu olmamız ve heyecan duyulması gereken bir gelişme olarak kabul ediyor. Benim bu konudaki itirazım çalışanların özel hayatlarının içine gittikçe daha fazla giren iş yaşamından korunmaları gerektiği yönünde. Biz maaşla çalışanlar mesaimiz karşılığında bir ücret alıyoruz. 1800 lerin sonunda ve 1900lerin başında büyük mücadeleler verilerek alınmış bir takım haklar şimdi gelişen teknoloji ile birlikte geçmişin gereksiz lüksleri gibi düşünülmemeli. Serbest piyasa ve kuralları şüphesiz çok gerekli ama serbest piyasa ve insanlara yapmaya zorladıkları herzaman sevindirici değildir ve olmamıştır (son krizi hatırlayalım ). Bu sebeple kurallarla gözetilmesi gerekli ve doğurduğu her sonuç büyük bir gelişme gibi gösterilmeden iyice değerlendirilmelidir. Hafta sonlarımı işverenime harcamak için hiç heyecanlanmıyorum açıkcası.

ramazan

20 Eki 2009

merhaba. akıllı uslu karlı çalışan mantığı bence eski bir mantık, kendine çalışmayan insanlardan kişisel gelişim beklemek, ’eşeği türküyle çağırmak’ gibidir... sanayi toplumu düşünce tarzında, çalışırken öleceksin, şehit olacaksın vardı. şimdi istediğin kıyafeti giyebilirsin ama ruhunu adamalısın var. sonuçta çalışan yatırımcının yatırımından başka bir şey değil. ’BUSINESS’ yani. bireylerin gerçek potansyellerini ortaya çıkarmak istiyorsak, kendilerine ait bir iş olduğunu ve üretilen katma değerden, makul bir ortaklık payı alması gerektiğini düşünüyorum... en azından çalışırsam böyle çalışırım diyorum...
selamlar.

Erdal

20 Eki 2009

Sayın Temel Bey,

Yazılarınız faydalanmayı bilenler için gerçekten çok güzel.
Onbir yılık meslek hayatına sahip bir mali müşavir olarak şimdilerde iş arayışındayım. Her gün saatlerce süren iş arama sürecimde insan kaynakları sitesinde iş tanımı ve pozisyon belirterek kurumlarına personel alacak firmalar malesef bir elimizin parmaklarını geçemiyor. Görüşmelerde ilk onbeş dakinanın sonunda muhatap son ücretiniz ne kadardı? bu rakamdan ne kadar fedarkarlık yapabilirsiniz? malum kriz var diyorlar. Bu kurumlar içinde ülkemizin en büyükleri de mevcut. Kişisel gelişim konusunda son derece haklısınız iki yabancı dil, ERP sistem bilgisi,raporlama ve sunum vs... uzayıp giden güzel ülkemizde ancak ekonomik gücü yeterli ailelerin çocuklarına paralı eğitim ile sağlayabildiği bir sürü imkan ve donanım bulunuyor. Şimdi sormak lazım, kurumlar hedeflerini neden ifade etmiyor? Neden görev tanımları yok? Yönetimdeki yetkililer neden az bir para için çok daha az donanıma sahip insanları tercih ediyor? Bence koyun arıyorlar, evet koyun. Çoğu zaman bir T insanı olmanız yöneticinizi rahatsız ediyor. Risk unsuru oluyorsunuz. Dahası yakında kriz bahanesiyle işverenlerimiz İngiltere’de ki sanayi devrimi döneminde olduğu gibi ücreti bazı temel gıda maddelerine bağlayacaklar.

Saygılarımla,

Esra TUFAN KIZILELMA

21 Eki 2009

Temel bey yazınızı çok beğendim. Henüz 27 yaşındayım ve 2000 yılından bu yana çalışıyorum.Mesleğimde ise bir çok aynı meslek grubundan insana göre çok iyi bir noktadayım. Öncelikle merak ettiğim hiç işveren kendisini eleştiriyor mu acaba?
Çalıştığım tüm işe imzamı atmak isterim...İş hayatına başlarken inanılmaz hevesli ve istekli biriydim. İnanın o kadar heyecan var dı ki içimde insanlar neden çok para kazanamıyorlar diye düşünürdüm hep.Şahane bir uyum içersinde çalışılan bir firmanın başarısız olması imkansız. Kesinlikle güvenilir bir firma olursunuz bunun sayesinde de pazara tutunursunuz ve genişlersiniz. Aslında bu kadar basit olan bir şeyi neden yapamıyorlar derdim hep. Ben çalıştığım firmaya gerçekten birşeyler katabilimişimdir hep. Ama onlar bana ne kazandırdı derseniz sadece korku ve bunalım,agresiflik. Neden???
Her firma müdür, patronu v.s. böyle demiyorum ama aksi ile hiç karşılaşmadım. Mesela iş başvuru formunda doldurulması gereken bir yer var : İşinizden neden ayrıldınız? Oyun oynamaya gerek yok herkes memnuniyetsilikten ayrılır işinden, kimisi kariyer, kimisi maddi anlamda, kimisi ise uyum anlamında tatmin olmaz. Ama hiç bir zaman oraya doğruyu yazmak istemezler neden? Çünkü iş istiyor bir şanş istiyor ve daha başlamadan şansını kapatmak istemez. Çok olumsuz değerlendiriliyor bu durumFrown
Bir iş görüşmesinde aynı soruyu doğruyu söylerek yanıtladım. Karşımdaki kişi benim patronum olacaktı ki çok şaşırdı ilk defa duymuş kariyer tatminsizliği yüzünden işten ayrıldığımı ve ne gibi bir kariyer hedefiniz var dediğinde yanıtlamama da şaşırdı neden? O kadar alışmışlar durağan bir şekilde devam ettirmeyi işlerini inanamadı bir an.Sonra işe alındım ve inanın benim kendi kariyerimde çok önemli bir yeri oldu o firmanın çünkü ben orada çalışmadan önce benim yaptığım işleri denk gelen birilerine yaptırıyorlarmış ve tabii geçmişte neler olduğunu da uzun süre tutamıyormuş aklında çünkü o işi yapanlar hesap vermiyorlarmış. Ama işten ayrılmamın sebebine inanamazsınız.Patronum bana "Ya işin, ya eşin" dedi. Tabii ki o an o dakika siz bir gün geriye baktığınız da bu cümlelere çok pişman olacaksınız dedim. İş anlamında haddinden de fazla çalışıp hatta sabah 5 gece 1 çalışıyorum ve bu 2 ay aralıksız böyle oldu siz hala bana bunu mu söylüyorsunuz dedim. Evet dedi. Cevabım tabi ki eşim o zaman dedim.
Şimdi o kadar endişeliyim ki iş hayatından. Ben artık patronları mülakata almak istiyorum. Çok çalışacağım buna emin olabilirsiniz ama sizde özel hayatımı iş dışında yaşamama izin verecek misini demek istiyorum sadece.
Çok uzun oldu ama iş hayatı keşke sizin söylediğiniz kadar profesyonel olabilseydi inan ki üniversiteden yeni mezun olmuş herkes inanılmaz bir istek ve heyecanla atılıyor bu hayata, yani başarısız olmamaları gerekmez mi?

MURAT

26 Eki 2009

Sayın Aksoy,
Değişen sanayii ve yönetim koşullarında üst ast şeklinde ilerleyen klasik ve hiyerarşik brokrasiden günümüz koşullarına ayak uydurma da yatay brokrasiye geçişte, departmanlardan takım mantığına, yöneticilikten ekip liderliği mantığına geçtiğimiz şu günlerde bu geçişe ayak uydurma aşamasında, çalışanlar için çok yararlı olduğuna inandığım bir yazı olmuş.
Elinize sağlık..

Ceren

26 Eki 2009

Yazınız, çalışan olmaktan ziyade patron olma konusunda heyecan ve zorunluluk hissi yarattı açıkçası... Pekçok başlıkta "hazır mısınız" türünden sorular sormuşsunuz. Piyasa bize ne olmak ya da ne yapmak istediğimizi sormuyor... "Benim ihtiyaçlarım bunlar... Var mısın yok musun" diyor... Tercihlerinize ve hayallerinize dayanan bir işte çalışmak çoğu insan için olanaksızken, bize dayatılmış bu iş hayatında bir de güvenilir, azimli ve kendini geliştiren biri olmanın hiçbir işe yaramadığını görmüş pekçok insandan biriyim... Patronlar uyanık, iş bitiren ve "bir şekilde" işleri kotaran insanlar arıyor. Bir yandan birbirleriyle yarış atı gibi rekabet eden çalışan olmamız isteniyor. Bir yandan herşeyi doğru yapmamız, bir yandan da güvenilir olmamız. Kısacası çok şey isteniyor. Üstelik bu da yeterli olmuyor çoğu zaman. Hayallerim çalınmış ve olmak istediğim şeyi olmam konusunda bu "piyasa" bana engel oluşturmuşsa, mühendisin, iktisatçının kalkınma ve üretmeye değil pazarlamacılığa yönelmesi tavsiye edilir hale gelmişse, benden iş gücümü hem de dürüstçe teslim etmem istendiğinde, gülüp geçerim sadece. İş denen şeyin para kazanmaktan başka bir anlam taşımaması, para kazanmaktan başka bir düşünceye sahip olmayan patronlarımızın eseri değil mi biraz da? İnisiyatif alıp risk alacağıma, denileni yapar gerisi için ne kafamı ne de kolumu yorarım. Riski ben değil, kar etmeye girişen patron almalı öyle değil mi... Kendini geliştirdikçe, uğradığı haksızlıkları daha iyi kavrayan ve çalışma azmi ve heyecanı gittikçe azalan biri olarak söylüyorum: Siz de bir açıdan haklısınız... Oyunda yer almak istiyorsak, ne yapmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Ama acı gerçek şu ki, aslında oyunun kuralları böyle değil. Kendisini geliştiren değil, kurnazlık ve uyanıklık konusunda, rekabette belden aşağı vurmak konusunda uzmanlaşmış çalışanlar (tabi ki istisnalar vardır) iş yaşamında tutunuyor. Sizin söz ettiğiniz tipoloji, sadece etinden, sütünden fayda sağlanan ve bir türlü yükselme şansı olmayan bir hamal oluyor. Kendimi geliştirdikçe anlıyorum ki, çok çalışmak, azimli olmak, insanları anlamak, iyi koordine etmek ve iyi bir yönetici olmak değil, patronu bir şekilde kandırmayı başarmak hayata tutunmak için daha işe yarar bir yöntem. Diğerleri 10 yıl aynı maaşla ve gittikçe daha çok çalışarak ve kimseyi memnun edemeden kendini paralıyor ne yazık ki... Velhasıl kelam, sizin bahsettiğiniz türden bir heyecan duymak için, sanırım sermayesi ve geleceğe dair para kazandıran ilginç fikirleri olan, aynı zamanda da kendisi için canla başla, azim ve heyecanla çalışacak çalışanlara sahip olan bir patron olmak gerekiyor...

Emel Deveci Badur

9 Kas 2009

Gerçekten çok güzel bir yazı...
Ben ise çalışan, öğrenen bir elemanın başarı basamaklarından hızla çıkacağı düşüncesindeyim ( herzaman )... Eğer o eleman iş yükü altında kafasını kaldırıp etrafına bakmayı bilebiliyorsa ( aynen sizin dediğiniz gibi biraz sosyal biriyse-çalıştığı sektör içinde diğer firmalarla irtibat içerisinde olabiliyorsa ki olmalı bence "kendine çevre yaratmalı" ) çalıştığı firma onun kıymetini bilemezse başka bir firma mutlaka bilir... Üniversiteden mezun olduktan sonra girdiğim şirkette 4 sene çalıştım, o kadar ağır bir tempoda çalıştım ki asla şikayet etmeden...Yöneticimi ispiyonlamam istendi, yapmadım,ondan sonra dengeler bozuldu ve istfia ettim. Ve kendi kendime okadar söylendim ki kendi işyerinmiş gibi çalıştında ne oldu diye... Olan şuydu : İşten ayrılır ayrılmaz, piyasada o şirketten ayrıldığımı duyan nekadar firma varsa tanıdığım tanımadığım, gel bizde başla dediler...Demek istediğim, ne kadar ekmek o kadar köfte mantığıyla çalışan insanların iş yaşamında biryerlere gelemeyeceklerini düşünüyorum...Babamın bana küçüklükten beri söylediği bir söz vardır " yaptığın banaysa, öğrendiğin kendinedir" ... Herzaman bu mantıkda çalışmışımdır ve hep de kazanmışımdır...

Ebru

7 Eyl 2011

Haklısın Esra Tufan Kızılelma..

"Çok çalışacağım buna emin olabilirsiniz ama sizde özel hayatımı iş dışında yaşamama izin verecek misini demek istiyorum sadece. "  işte bu. Çalışanları sömürmeden, dinlenme fırsatı veren iş yeri var mıdır acaba??

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative