6 Ekim 2009

Eğlenceli Bir İş Ortamı Yaratmak Ciddi Bir İştir! 

Çok değil, yirmi beş sene önce Türkiye‘de, istediğimiz renkte araba bile satın alamıyorduk. Ne renk istersek isteyelim, aylarca sıra bekledikten sonra araba beyaz renkte geliyordu. Duruma içerlesek bile, araba sahibi olmaktan , zoraki ,  bir memnuniyet duyuyorduk.  Seçeneğimiz yoktu. Arabamızı yenileyeceğimiz zaman, gönülden istemesek de aynı markaya gidip sıraya giriyorduk.

Biliyorum, bugünün bolluk ortamında, böyle bir "hikaye" anlamsız geliyor, ama bizler bunu yaşadık. Bugün sahip olduğumuz seçenekler o kadar çok ki, bugünden geriye bakınca,  "satıcının istediğini zorla kabul ettirmesi" sanki hiç yaşanmamış bir masal gibi geliyor kulağa.

Bugün artık böyle bir durumla karşılaşmamız söz konusu değil. Diretme ve dayatma dönemi bitti.

Diretme ve dayatma anlayışı önce alış verişte bitti. Şimdi sıra çalışma hayatında.

Bugün bir bilgi işçisinin çalıştığı şirkete değer katması için çalıştığı ortamdan memnuniyet duyması gerekir .

Bilgi çalışanına, bilgi profesyoneline ve yaratıcı sınıfa zorla iş yaptırmak işin doğasına aykırıdır.

Sanayi dönemi işçisine Henry Ford, "İş iştir. İşten zevk almanız gerekmez." diyebilmişti. Haklıydı da, çünkü o dönemin şartları Henry Ford‘un tarif ettiği gibi bir iş ortamını gerektiriyordu: Çok sayıda niteliksiz insanı, bir disiplin altında çalıştırmak ve onlardan bu şartlarda verim almak gereken bir dönemdi.

Sanayi sonrası toplumunda ise yaratıcı bir fikir geliştiren ve bir diz üstü bilgisayarı olan genç bir girişimci, Facebook gibi bir ağ ekonomisi yaratabiliyor. Bu ağ ekonomisinin temelinde milyonlarca insanın gönüllü katılımı yatıyor.  Kimsenin zorlamadığı, herkesin gönülden katkı verdiği bir sistem her geçen gün büyüyor.

İçinde yaşadığımız üretim ilişkilerinde gönüllülük kavramı, bir çok alanda çoktandır hayatımızda ve her geçen gün önemi artıyor. Mesela bir reklam ajansında çalışan bir metin yazarından zorla verim almak mümkün değildir. Aslında sadece yaratıcı sınıfa değil, devlet memuruna bile  zorla iş yaptırmak mümkün değildir. (Yeni Nesil Şirketler Nasıl Olacak?)

Sahip oldukları bilgiyle ve yaratıcılıkla değer üreten insanların ruhlarını kimse satın almaz.  Ancak onlar isterlerse, rıza gösterirlerse yani gönüllü olurlarsa gerçek anlamda kendilerini işe verirler ve değer üretirler.

Sanayi toplumunda çalışanların iş tariflerini yapmak, onları bu tarife göre kontrol etmek, işe başlama ve bitiş saatlerini saptamak çok kolaydı. Oysa bugün şirketlerde ne iş tariflerini eskisi gibi yapmak mümkündür ne de çalışanın yaptığı işi kontrol etmek. (Yöneticiniz Sizin Ne Yaptığınızı Biliyor Mu?)

Bir iş yerinde yöneticilerin ve çalışanların görevleri, hedeflenen sonuçları elde etmektir. Bunu yaparken hesap verebilecekleri ve sürdürülebilirlik ilkelerine uyacakları bir sorumluluk almaları gerekir.

Fakat sorumluluk almak asık suratlı bir ciddiyetle çalışmak anlamına gelmez. Bugünün iş yerleri insanların aynı zamanda eğlenebileceği yerler olmaya doğru gidiyor. "Eğlenceli" derken sakın sonuçların ve hedeflerin ikinci planda kalacağı bir iş yerinden söz ettiğimi anlamayın lütfen. Aksine sonuç üretilmeyen bir iş yerine kimsenin gitmesine gerek yoktur zaten. Söylemek istediğim, bugünün koşullarında başarılı sonuçlar almak için eğlenceli bir iş ortamı yaratma konusunu artık ciddiye almamız gerektiğidir. (Alan Webber)

Bugünün zor ve rekabetçi ortamında, insanları hevesle çalıştırabilen şirketlerin başarılı olacaklarını; insanlara zorla iş yaptıran şirketlerin ise her geçen gün zayıflayacağını düşünüyorum.

Bugünün şirketlerinde çalışanların yaptıkları işi geliştirmeleri, bilgiyi paylaşmaları, takım çalışması yapmaları gerekiyor. Bu işlerin hiç biri zorla olacak işler değil. Bunlar ancak çalışanların istemesi halinde yani gönüllü olarak yapacakları işlerdir.

İnsanların gönülden çalışacakları şirketler ise onların ihtiyaçlarını anlayan, onlara değer veren ve onlara eğlenceli bir ortam sunan şirketler olacaktır. Çalışanlar ancak hevesle yaptıkları işlerde inisiyatif alırlar ve yaptıklarının hesabını vermeye razı olurlar. 

Başarılı insanlar, işlerine tutkuyla sarılan insanlardır. (Onlar Nasıl Para Kazandılar?) Coşkuları etraflarındakileri harekete geçirir. Etrafındakiler onların yarattığı pozitif enerjinin parçası olmak isterler.

Herkesin işini hevesle ve tutkuyla yaptığı bir şirket hayal edin. Sonuçlar ne muazzam olurdu kim bilir?

Mutluluk üzerine en çok araştırma yapan düşünürlerden birsi olan Mihaly Csikszentmihalyi, kardeşini gözlerken çok önemli bir saptamada bulundu: Profesör Csikszentmihalyi’nin kardeşi mineraller üzerine çalışıyordu. Bir gün kahvaltıdan hemen sonra eline bir kristal aldı ve mikroskobun başına geçerek incelemeye başladı. Bir süre sonra, çalıştığı odadaki gün ışığı azaldı,  kristalin içini görmekte zorlandığını fark etti ve "Her halde bir bulut güneşi kapattı." diye düşünüp gökyüzüne baktığında  güneşin batmış olduğunu fark etti: Göz açıp kapayıncaya kadar akşam olmuştu!

Csikszentmihalyi bu durumu, "insanın kendini akışa bırakması" olarak tanımlıyor. (Flow)

Csikszentmihalyi, insanların kendilerini bir işe ,zamanı unutacak kadar-,vermeleri için, bu  işin:

• Yeni bir şey tasarlamaya, keşfetmeye ve öğrenmeye fırsat tanıması,
• Kendi kişisel hedeflerinden daha büyük bir anlam içermesi,
• Kişiye hâkim olma/otonomi duygusu vermesi
• Kişinin kendisini değerli hissedeceği ve becerisini göstermesine imkan sağlaması

gerektiğini söylüyor.

Kendilerini yaptıkları işin akışına kaptıran insanların, bu işin her saniyesinden zevk aldıkları ya da her aşamasında çok eğlendikleri gibi bir çıkarım yapmak doğru olmaz. Aksine bu işlerin yapılması çok zor olabilir, ama yine de bu insanlar yaptıkları işten yoğun bir tatmin alırlar, çünkü her zorluğu aşmak onları hedefe bir adım daha yaklaştırır.

Csikszentmihalyi‘ye göre Akış, ruh ve bedenin bir bütün oluşturduğu, zaman ve mekan algısının bulanıklaştığı, çok özel bir şeyler yaratıldığı duygusunun hakim olduğu, müthiş bir içsel tatmin duyulan anlardır.

Daniel Pink, insanların “ işin kontrolünü ellerinde tutukları, yaptıkları işte ustalık kazandıkları ve çalıştıkları ortamda anlam buldukları” takdirde yaptıkları işe bağlandıklarını söylüyor.

Maalesef birçok işletme, çalışanlarda bu olumlu duyguları yaratamıyor. “Pazartesi sendromu” denen ruh durumu, negatif enerji yüklü bir ortama girme korkusundan başka bir şey değildir.

İnsanlar işe giderken patronlarına nasıl para kazandıracaklarını düşünmezler. “Daha iyi bir yaşam sürecek imkânlara kavuşmak, kendilerini geliştirmek, yeni insanlar tanımak, yeni deneyimler yaşamak, keyifli zaman geçirmek, kendilerini değerli ve başarılı hissetmek, hayatlarına bir anlam katmak ve yaptıklarıyla daha büyük bir anlamın parçası olmak” gibi nedenlerle giderler.

İnsanlar iş ortamda kişisel ilişkilerini geliştirmek ve sosyalleşmek isterler. Bir iş yerinde insanların sohbet etmeleri, eğlenmeleri “işi asmak” değildir. Aksine bugün birçok inovatif şirket,  çalışma mekânlarını bu tarz şirket içi buluşmaları teşvik edecek şekilde yeniden düzenliyor. Bir çok yeni nesil şirket geniş merdivenler, kafeler ve dinlenme alanları yaratıyor. Richard Branson (Virgin) “Bir binada çalışanların birbirlerini tanımaması ve o binada resmi bir havanın oluşması durumunda o şirketi daha küçük parçalara ayırma zamanı gelmiştir.” diyor.



Bugün çalışanların hemen tamamı - çalıştıkları pozisyonun piyasa ücreti kendilerine ödenmesi koşuluyla - yaptıkları işten bir anlam bulmayı, büyük bir anlamın parçası olmayı maddi ödüllerden çok daha değerli buluyor.

Bu nedenle her şirket yaptığı işi ,sadece ekonomik bir faaliyet olarak değil, insanlara yaptığı katkı olarak tarif edebilmeli ve böylelikle hem müşterilerinin hem çalışanlarının anlam arayışına cevap vermeye gayret etmelidir. Bir işi değerler kültürü üzerine inşa etmek samimiyet ve çaba gerektiriyor. Bütün denklemleri parasal değerler üzerine kurmak ise çok kolay ama sürdürülebilir bir yol değil.

Bir iş yerini, insanların her gün hevesle çalışacakları bir yer yapmak ve bu ortama yetenekli insanları çekmek, her liderin en önemli görevidir.

Fakat yöneticilerin çoğu sorumluluk alacak, sonuç üretecek yetenekli insanları bulamamaktan şikayet ederler.

“Yetenekli insanların” az olduğunu, bunları bulmanın zor olduğunu kabul ediyorum fakat yine de bir liderin görevi hem doğru insanları bulmak hem de  insanların içindeki “doğru” özellikleri de ortaya çıkarmaktır.  Bunlar birbirini destekleyen ve şirketin geleceğini belirleyen en konulardır.

Bill Gates‘e göre, "Bir şirketin değerinin neredeyse tamamını, o şirketin sahip olduğu yetenekli insanlar oluşturur."

İçinde yaşadığımız dönemde şirketlerin, eski usul yönetim tarzı yerine insan ve değer odaklı bir yönetim anlayışını benimsemeleri gerekir: İnsanların işe severek gelecekleri,  hevesle çalışacakları bir şirkette hedeflere ulaşmak ve rekabet üstünlüğü yaratmak daha kolaydır. Bence bugün, bunun aksini yapmak yani insanları zorla, baskıyla çalıştırarak verim ve karlılık elde etmeye çalışmak daha zordur.

İçinde yaşadığımız şartlar esnek, zorlamanın olmadığı, neşeli,  pozitif bir havanın hüküm sürdüğü iş ortamları yaratmamızı gerektiriyor.  Çünkü bilgi çalışanlarının ve yaratıcı sınıfın gönüllü katkılarını alabilmek ancak bu koşulları sağlamakla mümkün olacak.

 

Bugün "iş yeri" denince çalışanların ciddi kıyafetler giydikleri, ciddi konuşmalar yaptıkları, çok ciddi davrandıkları, asık suratlı, kurallara uymayanı cezalandıran, buyurgan kuruluşlar geliyor gözümüzün önüne. İşin aslı, bu tür şirketler halen çoğunlukta. Oysa bugün başarılı bir şirkette bunların hiç birinin olması gerekli değildir. Hatta bunlar olmazsa daha iyi olur. Bunların hepsi biçimsel unsurlardır ve maalesef artık yapılan işin niteliğine zarar verecek kadar bu çağın dışında kalmış adetlerdir. Ama bunların hepsi kısa zamanda değişecek. Göreceksiniz.

Bence içinde yaşadığımız zamanda, şirketimizi başarılı kılmak gibi son derece ciddi bir hedefi gerçekleştirmek için hiç olmadığı kadar esnek, rahat, neşeli ve eğlenceli bir çalışma ortamı yaratmaya ve bu ortamda gönüllülük anlayışını hakim kılmaya ihtiyacımız var.  Zorla güzellik devri çoktan tarih oldu.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Dennis W. Bakke, Joy At Work: A Revolutionary Approach To Fun On The Job, PVG, 2005
Howard Gardner, Mihaly Csikszentmihalyi, William Damon, Good Business: Leadership, Flow, and the Making of Meaning, Basic Books, 2002
Mihaly Csikszentmihalyi, Beyond Boredom and Anxiety: Experiencing Flow in Work and Play, San Francisco: Jossey-Bass, 1975
Mihaly Csikszentmihalyi, Flow: The Psychology of Optimal Experience, New York: Harper and Row, 1990
Mihaly Csikszentmihalyi, Creativity: Flow and the Psychology of Discovery and Invention, New York: Harper Perennial, 1996
Mihaly Csikszentmihalyi, Finding Flow: The Psychology of Engagement With Everyday Life, Basic Books, 1998
Jonas Ridderstrale, Kjelle A., Funky Business: Talent Makes Capital Dance, Nordstrom: Boks, 2000
Chrles Handy, The Future of Work, Blackwell Publishers, 1985
Chrles Handy, Understanding Voluntary Organisations, Penguin Books Ltd; New edition edition, 1990
Chrles Handy, The Hungry Spirit, Broadway, 1999
John Brockman, The Next Fifty Years: Science in the First Half of the Twenty-first Century, Vintage Books, 2002
Allan M. Webber, Rules of Thumb: 52 Truths for Winning at Business Without Losing Your Self, HarperBusiness, 2009

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Daniel Pink, Contests carrots and sticks, Ted Lectures :

http://blog.ted.com/2009/07/twitter_snapsho_54.php

2. Laurence Prusak, Donald J. Cohen, How to Invest in Social Capital :

http://harvardbusiness.org/product/how-to-invest-in-social-capital/an/R0106E-PDF-ENG

3. Richard Florida, James Goodnight, Managing for Creativity :

http://harvardbusiness.org/product/managing-for-creativity/an/R0507L-PDF-ENG

4. Nitin Nohria, William Joyce, Bruce Roberson, What Really Works :

http://harvardbusiness.org/product/what-really-works/an/R0307C-PDF-ENG

5. Teresa M. Amabile and Steven J. Kramer, “Inner Work Life: Understanding the Subtext of Business Performance” :

http://harvardbusiness.org/product/inner-work-life-understanding-the-subtext-of-business-
performance/an/R0705D-PDF-ENG

6. Mihaly Csikszentmihalyi on flow, TED Lectures :

http://www.ted.com/talks/mihaly_csikszentmihalyi_on_flow.html

7. Jonas Ridderstrale, Kjelle A. Funky Business Forever :

http://www.funkybusinessforever.com/

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Güniz Acar

6 Eki 2009

Bu yazıyı okumadan France Telecom şirketindeki çalışan intiharları hakkında bir yazı okudum. Sonrasında da bu yazıyı okumak oldukça ilginç bir ironi oldu.

Duygu Torun

6 Eki 2009

Temel bey,

Yine içten içe sürekli haykırdığım şeyleri, noktasına virgülüne kadar yazmışsınız.
Yazınızı samimiyetle tebrik ediyorum.

Saygılar,

onur pala

6 Eki 2009

Temel bey ellerinize sağlık.

Patron ve işverenlerin davranış şekilleri açısından bakıldığında tamam kendilerini çok fazla değiştirmeleri gerekiyor. En azından ülkemizde şimdilik durum böyle. Uluslararası şirketler ve birkaç Türk şirketi hariç son yazılarınızda bahsettiklerinizden haberdar olan, bunların farkına varmış bilmiyorum kaç şirket vardır.

sizden rica etsem, firmaların bu davranış şekillerini benimseyip uygulamaya koymaları için biz çalışanlara ne gibi sorumluluklar düşüyor, biraz da bunlardan bahsedebilirmisiniz. bizlere öğütler verebilir misiniz.? ne yapmalı nasıl davranmalı, değişimi, bir değişim gerektiğini onlara nasıl ve hangi kanallarla iletmeliyiz ?

sevgiler,

burak eroğlu

7 Eki 2009

Merhaba Temel Bey

  Yazdıklarınız ekonomisinin temelini hizmet sektöründen alan ülkeler için geçerli.Biz dünyaya proje,bilgi ve teknik satan bi ülke değiliz,işin fason kısmını yapan bi ekonomiyiz.O yüzden yazdıklarınızı bugün ciddiye alıcak çok az kurum olduğunu düşünüyorum.

Saygılarımla

sahin toprak

9 Eki 2009

Cok degerli bir paylasım , tesekkürler

Onur

9 Eki 2009

Yine güzel bir yazı okuduk. Çok teşekkürler.

fatih

11 Eki 2009

merhaba temel bey ;

çok doğru bir tespit, çalıştığım yerde söz hakkım olsaydı evet ancak hayata geçirilmesi eğer çalışansanız ütopya malesef...

Günnur

12 Eki 2009

Yazınız, birçok kişinin evet öyle, ah evet işte böyle olmalı dediği duyulur ve çok hissedilir bir akışta yine. Bu etki aynı zamanda yorumlardanda belli, belkide biz büyükler olarak, genç nesillerimize maalesef Türk Kültürünü güzel bir şekilde aşılayamıyor ve onlara değerlerimizi anlatamıyoruz. Halbulki duygu yönetiminin ve duygulu liderlerin en güzel örneğine sahip bir milletiz, defalarca dünyaya mal olan bir yönetimi sunuyor, örnekliyor ve ispatlıyoruz ama sonra başkalarına olan özentilerimiz yüzünden kendi kültürünüze yabancılaşıyor, sonra da bunu ilk defa duymuş gibi özenerek benimsemeye ve hatta akımlar halinde uygulamaya başlıyoruz, emin olmalıyız ki, böyle bir unsur insan bedeni için gerekli olmasaydı zaten hiç yer almazdı.

Saygı ve sevgilerimle
Günnur

Seda

12 Eki 2009

Bu degisikligin olmasi gerektigini farketmek ve duymak beni cok memnun etti.
Tabii bu konudada, herseyde oldugu gibi once zihinlerde degisikligin olmasi gerekiyor.Ben bu degisikligin ancak egolarimizdan vazgecebilmeyi ogrenebilirsek olabilecegine inaniyorum. Turkiye`de kaliplasmis ve siklikla karsilastigimiz yonetici zihniyeti  malesef yaratici olanlara ve kendisinden farkli dusunenlere firsata vermek istemiyor, salt kendi pozisyonunu korumak adina ki burdada goruntunun tam tersine kendilerine olan guvensizliklerinden ve baskalarinin basarilarini alkislayabilme cesareti gostermediklerinden hirslar ve hep ben ben diyebilme istegi one cikiyor. Ve isler yapilan isin dogrulugundan ziyade hiyerarsi uzerine kuruluyor ve insanlardan gercek verim alinamiyor.Korku yerine guven toplumu olabildigimizde sadece is hayatinda degil her alanda mutlu bireyler olabilecegimize inaniyorum. Sanirim yoneticelere de, sirketlerine yatirim yaparken sadece bilgi ve teknolojik alanlarada degil once insani degerlere  yatirim yapmalari gerektigini anlatilmali.

Ellerinize saglik , verdiginiz kaynaklar icinde tesekkurler sizi takip edecegim. Saygilar , Sevgiler.

Seda

kenan büyük

11 Ağu 2011

çok teşekkür ediyorum.
bu ortamın oluşabilmesi için çalışanların iyi iletişim becerileri olması gerektiğini düşündürttünüz.oryantasyon eğitiminin drama şeklinde verildiği bir örnek var mı?yoksa psikologlara duyurulur;"oynayarak işe başlıyoruz" lazım.biraz bencilce oldu.çünkü iletişim kuramıyorum.
çok faydalı oluyorsunuz.

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative