18 Ağustos 2009
Bu Yazıda
İş yerinde disiplin sağlamak, ancak disiplin anlayışımızı yeniden tarif etmekle mümkün olabilir. Pozitif disiplin anlayışında, kişiler uyulması gereken kuralları öğrenirken, aynı zamanda bu kuralların oluşmasına da aktif olarak katkıda bulunuyorlar. Bunu yaptıklarında kendilerini güvende ve değerli hissediyorlar ve kendilerini geliştirme fırsatı buluyorlar.
Anahtar Kelimeler ilişki yönetimi, çalışma ortamı, liderlik, yönetim, kariyer, CEO, manager, işletmelerin yönetimi, şirket yönetimi, liderlik özellikleri
İş Yerinde Disiplin Nasıl Sağlanır?
Çok hoşuma giden bir öykü var: Japonya‘nın en ünlü çay ustası Sen no Rikyu‘ya, bir öğrencisi çay seremonisinin inceliklerini sormuş. Büyük usta: "Ateşi yakarsın, suyu kaynatır, çayı çırparsın." deyince öğrenci, "Ama usta bu çok basit bir iş." diye yakınmış. Rikyu, "Öyle mi diyorsun? Sen bunu, her seferinde hakkını vererek aynı disiplinle yap, ben senin öğrencin olayım." demiş.
Doğayla bütünleşmeye, ruhu arındırmaya, sakinliğe, zarafete ve alçak gönüllülüğe dayanan meşhur Japon çay seremonisindeki Rikyu ustanın sözünü ettiği “disiplin” ile Japonya‘yı dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline getiren ünlü Japon disiplini arasında ciddî bir paralellik olduğunu düşünüyorum. Fortune 2009 dergisinin bu ayki sayısındaki “Japan’s Plan For Growth” özel bölümü, Japonların hala ayni disiplinle yol almaya devam ettiğini gösteriyor.
Maalesef, bizim toplumumuzda “disiplin”, hiç de bu şekilde yani yaptığın iş ne olursa olsun onu her seferinde, yüksek bir özen, özveri ve incelikle yapma kültürü olarak anlaşılmıyor. Disiplin denince elinde tahta cetveli, asık suratlı bir öğretmen geliyor aklımıza.

Bizim bildiğimiz disiplin, büyüklerimizin-ya da iktidar sahiplerinin- kendi istediklerini zor kullanarak bize yaptırmasıdır. Disiplinin olduğu yerde bir “iktidar” vardır ve bu iktidarın koyduğu kurallara herkesin zorla uyması beklenir. Uymayanlar cezalandırılır.
Bu sebeple disiplin gerektiren işler, bir gönülsüzlük, anlamsızlık ve yapılmadığında ceza görme ihtimalimiz olan işlerdir.
Bu disiplin anlayışı, mutlak doğruların hâkim olduğu, kurallara uymanın kutsal sayıldığı, sanayi toplumundan (Modernizmden) miras aldığımız bir disiplin anlayışıdır.
Bu disiplin anlayışının amacı toplumsal düzeni sağlamaktır: Gözünüze fabrika işçilerinin sabah işe kart basarak başladıkları, zil çaldığında çay molası verdikleri, herkesin üretim bandında bir makine disipliniyle çalıştığı ortamları getirin.
Modern toplumun (Sanayi Toplumunun) disiplin anlayışının temelinde böyle bir üretim biçimi ve bunun yansıması olan devlet bürokrasisi vardır.
Böyle bir düzende toplumu disiplin altına almanın en sağlam yolu da bu fabrika anlayışını eğitime yansıtmaktır. Bunun için ders saatleri zille başlar, çocuklar tek tip giyinirler, sınıflarda kendilerine gösterilen sıralara otururlar, asker adımlarıyla yürürler, öğretmen geldiğinde ayağa kalkarlar.
Bu eğitim düzeninde, hangi kariyer için hazırlanırsa hazırlansın herkesin kurallara uyması, daha önceden denenmiş yöntemleri uygulaması, bilgileri ezberlemesi gerekir. Bunların sağlanması için disiplin şarttır.
Modern toplumun fabrika disiplini bürokrasiye, eğitime, aile düzenine ve toplumun bütün kesimlerine aynı yöntemlerin kullanılmasıyla yansıtılır.
Bu disiplin anlayışının hâkim olduğu yerlerde bireysel tercihlere, yeni fikirlere, hoşgörüye yer yoktur. Böyle bir ortamda insanlar yaptıkları işi sevemezler, sorumluluk almaktan kaçarlar, bir an evvel o işi bitirmek için her türlü yolu denerler.
Böyle bir disiplin anlayışının sevilecek bir tarafı yoktur. Aksine böyle bir disiplin insanda daha çok kuralları ihlâl etmek arzusunu doğurur. Ergenlerin rüştünü ispat etmek için kurallara isyan etmesine benzer bir durumdur bu. Bu ihlal, bir anlamda da otoriteyi “cezalandırmaktır”.
Bugünün sanayi sonrası toplumunun, eski usul disiplin anlayışla yönetilmesi artık mümkün değil çünkü hayal gücü, özgünlük ve özgürlük gibi kavramlar üzerinde yükselen sanayi sonrası toplumunda artık makineler ve robotlar tek düze işleri yaparken insanlar bilgilerini, zeka ve yaratıcılıklarını kullanabilecekleri, yüksek katma değerli işleri yapıyorlar.
Bu toplumda çalışanlardan yaptıkları işlere eleştirel bir bakış açısı getirmeleri, problem çözmeleri, kendi yollarını çizebilmeleri, sürekli değişen bir çevrede yeni ilişkiler kurabilmeleri, geleceği kavrayabilmeleri hatta yeniden yaratabilmeleri bekleniyor.
Bu çağın koşullarına ayak uydurabilmek için kendine yetebilen, karar verebilen, kararlarının sonucuna katlanabilen bireyler olmayı öğrenmek durumundayız. İnanılmaz hızlı ve öngörülmez değişimle baş edebilmek için empati ve hayal gücümüzü kullanabilmekten, eleştirel ve yaratıcı düşünmekten başka çaremiz yok.
Sanayi sonrası toplumunun bireyleri etkili ve başarılı olabilmek için despot olmayan, farklılıkları hoş gören, yeniliğe açık, yaratıcı ve özgür bir çevreye ihtiyaç duyuyorlar.
İçinde yaşadığımız zaman bizden hayal gücü, yaratıcılık, özgüven, otokontrol, içsel motivasyon, öz disiplin bekliyor.
Esneklik, özerklik, yüksek uyum yeteneği, dinamizm, empati, işbirliği gibi değerler bugünün öncelikli nitelikleri. Hangi işi yaparsak yapalım hem bireyler hem kurumlar için bunlar olmazsa olmaz özellikler.

Sanayi sonrası toplumlarında insanlar ancak özgürlüğün, demokrasinin, güvenin ve sorumluluğun hâkim olduğu ortamlarda üretken olabilirler.
Bu nedenle, bugünün hiper-rekabet ortamında, yeni üretim ilişkilerini yöneten liderlerinin çalışanlara böyle bir iklimi hazırlaması gerekir. Bu sağlanmadığı takdirde, içinde yaşadığımız zamanda, bir şirketin ihtiyaç duyduğu insan kaynağının şirkete sadakat göstermesi mümkün değil. Artık eski disiplin anlayışının da bu insanları zorla şirkete bağlaması imkansız.
Sanayi sonrasının toplumu ve iş ortamı artık standart disiplin anlayışlarıyla yönetilemeyecek kadar karmaşık.
Ne var ki bu durum hiçbir şekilde isteyenin istediği gibi davranabileceği anlamına gelmiyor.
Aksine, çok paradoksal olarak, ayakta kalabilmek için eskiye göre çok daha “disiplinli” olmak zorundayız.
Bugünün liderlerinin yönettikleri şirketlerde bir disiplin kültürü oluşturmaları gerekiyor. Eğer dikkatli incelerseniz bütün fark yaratan başarılı şirketlerin ciddi bir disiplin kültürüne sahip olduğunu görürüsünüz.
İş yerinde "disiplin sağlamak", ancak disiplin anlayışımızı yeniden tarif etmekle mümkün olabilir.
Bir şirkette disiplin, bir kültüre dönüşebilir mi?
Bu ancak çalışanların ve yöneticilerin işlerini sevdikleri, işlerini ayrıntılarına inerek, azamî özenle ve “gönüllü olarak” içten gelen bir motivasyonla yaptıkları ortamlarda mümkün olabilir.
Bu alanda çalışan eğitim bilimcilerin “pozitif disiplin” diye tarif ettikleri bu olgu, kişilerin kendi hareketlerini kontrol edebilmelerine (otokontrol) ve problemlerini çözmelerine yardımcı olan bir yönetim tekniğidir. Pozitif disiplin anlayışında, kişiler uyulması gereken kuralları öğrenirken, aynı zamanda bu kuralların oluşmasına da aktif olarak katkıda bulunuyorlar. Bunu yaptıklarında kendilerini güvende ve değerli hissediyorlar ve kendilerini geliştirme fırsatı buluyorlar. (H. Stephen Glenn, Lynn Lott, Dr. Jane Nelsen)
İşyerlerinde (ya da toplumda) pozitif disiplinin uygulanması için:
1-Korku ve suçlama değil değer odaklı bir kültür ve güven ortamı yaratmalıyız. (Kendimizi güvende hissettiğimiz ortamlardaki iklimi ve işleyişi korumak için daha sorumlu davranırız.) (Korku Kültürü)
2-Kişilerin yaptıkları işin inceliklerini öğrenebilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratmamız gerekir.(Gelişebildiğimiz ortamlara ve bizi geliştirdiğini düşündüğümüz kurallara daha çok saygı duyarız.)
3-Kişilerin sadece söyleneni yapan değil kuralların koyulmasına katkıda bulunan bir konuma gelmesini sağlamalıyız.(Kendi belirlediğimiz kuralları daha disiplinle uygularız.)
4-Kişilerin kendilerini değerli hissedebilecekleri, fikirlerini özgürce ifade edebilecekleri ve bu fikirlerinin dikkate alındığı bir ortam hazırlamalıyız.(Kendimizi değerli hissettiğimiz ortamlarda, kurallarla kavga etmek ve bozguncu olmak istemeyiz, fikirlerimizi özgürce söyleyebilirsek uymanın zor olduğu kuralları geliştirmenin yollarını ararız, disiplinin bir öz denetime dönüşmesi kolaylaşır.)
5-Kişilere özgürce seçim yapabilme şansını sağlamalıyız. (Kendi seçimlerimizle ilgili, daha yüksek bir sahiplenme ve sorumluluk duyarız.)
6-Kişilerin zevkle çalışabilecekleri bir iş ortamı yaratmalıyız. (Sevdiğimiz ve anlamlı bulduğumuz her konuda doğal olarak daha disiplinli davranırız.)
Aslına bakarsanız- kulağa tuhaf gelebilir-pozitif bir disiplinin hâkim olduğu disiplin kültüründe çalışanların hiç de zorla disiplin altına alınması gerektiğini düşünmüyorum.

Çünkü bu tarz ortamlar gönüllü katılım esası, güçlü bir içsel-motivasyon ve istikrarlı bir iç disiplin üzerine kurulmuştur. Bu şirketlerde çalışanların ve yöneticilerin çok güçlü öz disiplinleri vardır. Kimsenin onlara işlerini nasıl, ne zaman, hangi yöntemle yapacaklarını söylemesi gerekmez. Herkes kendi işinin patronudur. Belirlenmesine herkesin katkı sağladığı, nedenini ve önemini paylaştığı ortak hedefe ulaşmak için sessiz bir anlaşma vardır. Herkes yapması gerekeni, şirkete nasıl katkı sağlayacağını biliyordur. (strategy allignment) (Nasıl Bir İş Yerinde Çalışmak İstersiniz?)
Sadece stratejinin değil uygulamanın da içinde olan, kendine bağlı yönetici ve çalışanları yakından tanıyan, organizasyonun güçlü yanları kadar zaaflarına da hâkim olan liderler, kendi kişilik bütünlükleriyle pozitif disiplini telkin ederler. Bu liderler pozitif disiplin anlayışının kendileri dahil herkes için geçerli olduğunun bilinciyle davranırlar, kendilerini bu anlayıştan muaf tutmazlar.
Pozitif disiplininin hakim olduğu yerlerde çalışanlar işlerini yaparken daha fazla özgürlük, ama aynı zamanda daha fazla sorumluluk üstlenirler. Kendilerine samimiyetle yaklaşılan yöneticilerine gönüllü olarak hesap vermek isterler.
Disiplin kültürünün karşısında -kulağa ters gelebilir- bürokrasi kültürü duruyor. Eğer bir yerde disiplinsizlik istiyorsanız, bürokratik işleyişi sertleştirin! Bürokratik yapılar, işleyişi kontrol edebilmek için kişilere olması gerekenden fazla müdahale eder, sayısız angaryayı ve gereksiz süreci de beraberinde getirir. Bürokratik kurallara uymak durumunda kalan, en iyi niyetli ve çalışkan insanlar bile bir süre sonra motivasyonlarını, kendi başlarına karar alma ve problem çözme yeteneklerini kaybederler. Sadece performansları olumsuz etkilenmez zaman içinde tembelleşirler.
Hiç kimse zorlanmaktan, katı kurallarla belirlenmiş bir ortamda çalışmaktan hoşlanmaz. Ne kadar çok bürokrasiye maruz kalırsak işimize o kadar yabancılaşırız.
Kulağa naif gelebilir ama ben disiplinin dogmatik kurallarla, iyi-kötü polislikle, ceza ve yaptırımlarla değil ancak sevgi ve anlam ile sağlanabileceğini düşünüyorum.
Eğer bir şeyi seviyorsak bizim için değerlidir. İşimiz de buna dâhil.
Bir şey bizim için değerliyse onunla vakit geçirmek, onu daha iyi yapmak, geliştirmek isteriz. Bu bizim için bir “görev” olmaktan çıkar aksine gönüllü olarak yapmak istediğimiz bir zevke dönüşür.
Ancak sevdiğimiz şeyler için zamanımızı feda ederiz. Bir şeyi seviyorsak ona sahip çıkar, onunla ilgili her sorumluluğunu gönüllü olarak üstleniriz. Bu yolda harcanan zaman asla bir zorunluluk değil amaçlarımızı (ve kendimizi) gerçekleştirmek için gönüllü yaptığımız bir çaba olur. Yaptığımız işten anlam buluruz. (Onlar Nasıl Para Kazandılar?)

Sevdiğimiz işler bize başka ortamlarda yapmak istemeyeceğimiz şeyleri gönüllü olarak yaptırır. Kişisel disiplinimiz elbette sorumluluk ve vicdanımızla oluşur ama en çok da yaptığımız işi sevmemizle artar.
İşimizde her zaman her şeyi yapmaktan hoşlanamayabiliriz. Ama eğer bir işi seviyorsak onun zorluklarına da bu sevgi sayesinde katlanabiliriz. Böyle zorluklarla ancak iş bize bir anlam ifade ediyorsa baş edebiliriz.
Bu nedenle liderlerin, şirket içinde ve dışındaki bütün paydaşların anlam bulacakları, kendilerini değerli hissedecekleri bir ortam yaratma görevi vardır.
İnsanların zevkle çalışacakları, sadece iş sonuçlarını değil kendilerini de gerçekleştirebildikleri bir ortam yaratabilirsek herkesin pozitif bir disiplin anlayışıyla çalışmasını ve yapılan işe gönüllü katkı vermelerini sağlayabiliriz.
Hem de hiç kimseyi kontrol etmeye gerek duymadan.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:
 |
Michael Hammer and James Champy, Re-Engineering the corporation, HarperCollins, 1993 |
 |
James C. Collins, Build to Last, HarperCollins, 1997 |
 |
Jim Collins, Good to Great, HarberCollins, 2001 |
 |
Tom Peters and Robert H. Waterman Jr., In Search of Excellence, HarberCollins, 2006 |
 |
Michael Anthony Janke, Power Living – Mastering The Art of Self-Discipline, Special Operations Publishing, 2000 |
 |
Schlechty C., Schools for the 21st Century: Leadership Imperatives for Educational Reform (Jossey-Bass Education Series) (Paperback), Jossey-Bass, 1991 |
 |
Stephen Glenn, Lynn Lott, Jane Nelsen, Positive Discipline A-Z, Prima Publishing, 1993 |
Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :
1. Good to Great Diagnostic Tool: Where are you on your journey from Good to Great? :
http://www.jimcollins.com/tools/diagnostic-tool.pdf
2. Jim Collins, culture of discipline video :
http://www.jimcollins.com/media_topics/culture.html#audio=76
3. Michael Ray (Foreword by Jim Collins) “The Highest Goal: The Secret that Sustains You in Every Moment“ :
http://www.jimcollins.com/article_topics/articles/the-highest-goal.html
4. Whole Foods Is All Teams: Fast company article (Whole foods market culture of democracy and discipline) :
http://www.fastcompany.com/magazine/02/team1.html?page=0%2C3
5. Sen No Rikyu ve Japon Çay Seramonisi :
http://en.wikipedia.org/wiki/Sen_no_Riky%C5%AB
6. TED Lectures : Joachim de Posada says, Don’t eat the marshmallow yet (self-discipline) :
http://www.ted.com/talks/lang/eng/joachim_de_posada_says_don_t_eat_the_marshmallow_yet.html
7. John O’Neil, Disiplin Toplumu: Weber’den Foucault’ya (makale), Doğu Batı Düşünce Dergisi Şiddet Sayı: 43, 2008 :
http://www.anarkotopya.com/yazi/disiplin-toplumu-weberden-foucaultya—john-oneili

