15 Aralık 2009

Stratejide Sezgilere Yer Var mı? 

İş dünyasında, çok yakın zamana kadar “strateji” anlayışı, geleceğin rasyonel ve analitik düşünceyle şekillendirilmesi işiydi. Strateji mantıksal bir süreçti ve kimse strateji kavramıyla duygularımızı ve sezgilerimizi yan yana koymuyordu. Bugün hala,  strateji kavramı çoğumuz için beynimizin sol tarafıyla yani mantığımızla başarabileceğimiz bir uğraştır.

Peki sizce sezgilerimizle strateji kurgulamamız mümkün mü?

Stratejiyle ilgili düşüncelerin kökeni, MÖ 6000 yıllarında yaşamış, Çinli filozof Sun Tzu’ya dayanır. “Uzun bir savaştan kimsenin karlı çıkmayacağını, saldırının düşmanın zayıf karnına yapılması gerektiğini, hızlı hareketin önemini ve inisiyatif kullanmanın (hamle yapmanın) savaşın kaderini belirleyen en önemli özellik”  olduğunu ilk önce Sun-Tzu söylemiş.

Sun-Tzu’nun düşünceleri ve özellikle savaş sanatı öğretisi, bugün hala şirket stratejilerini oluşturmak için liderlere ilham veriyor.  “Hiç savaşmadan düşmanı yenmek” Sun Tzu’nun önemli öğretilerinden birisiydi. Sun-Tzu’nun bu öğretisi, günümüze kadar birçok strateji uzmanına ilham verecek, yol gösterecekti.

Bizim bugün anladığımız şekliyle strateji kavramını en sistemli şekilde inceleyen, hem şirketler hem ülkeler için strateji geliştirmenin ilkelerini geliştiren yazar  Michael Porter’dır. Porter, şirketlerin rekabet üstünlüklerinin nasıl analiz edileceğini (rekabetin beş kuvveti- five forces of competition) saptayan ve kendi yaklaşımını bütün dünyaya kabul ettirmiş olan bir yazardır. Porter’a göre rekabet avantajının iki yolu vardır: Ya maliyetleri en düşük şirket olmak ya da farklılaşmak.

Porter’ın somut, pratik, kolay anlaşılır bu yaklaşımı bugüne kadar hepimize yol gösterdi. Porter’ı okurken “nereye gitmekte olduğumuz” ve “oraya nasıl varacağımız” konusunda genel bir emniyet ve “öngörülebilirlik” hissi hakim oluyordu. Sanki içinde bulunduğumuz ortamı iyi analiz edersek belirsizlik üzerinde egemenlik kuracakmışız hissine kapılıyorduk. Porter yöntemini kullanırken değişkenleri tarif ettiğimizde, bu değişkenler sanki bizim tarif ettiğimiz gibi davranacak  ve bu şekilde gelecek "tahmin edilebilir" olacakmış hissine kapılıyorduk. Sanki gelecekle ilgili belirsizlik azalıyor gibi geliyordu bize.

1990’lı yılların başında Porter’ın çevre analizine, Gary Hamel ve C. K. Prahalad gibi şirketin temel yetkinliklerini (core competencies) anlamanın da çok önemli olduğunu vurgulayan düşünürler katıldı.

Neredeyse her değişkenin öngörülebilir olduğunu varsayan iş dünyası için,  çevresel faktörleri iyi analiz ederek şirketin temel yetkinliklerini iyi tarif etmek, başarıya ulaşmak için garantili bir yol gibiydi. Strateji “sol beyin odaklı” bir iş olarak algılanıyordu ve bu işi hakkıyla yapanlar için başarı “otomatiğe bağlamış” gibiydi.  Aslında stratejiyi bu şekilde tarif etmek, insanın hem doğaya hem de belirsiz olan her şeye karşı kendi üstünlüğünü ilan etmesi anlamına da geliyordu.  Bu yaklaşım sanayi toplumunun yücelttiği felsefeye de fevkalade uygun düşüyordu. İnsan aklının üstünlüğünü vurgulayan bir yaklaşımdı.

Oysa hepimiz çok iyi biliyor ve anlıyoruz ki gelecek hiç de öngörülebilir değil. Hiçbir zaman da öngörülebilir değildi. Sadece o dönemler, biz kendi gücümüzü abartıyorduk.

Bugün artık, iş dünyasında hepimiz çok iyi biliyoruz ki, “belirli” olduğunu varsaydığımız bir geleceğe yolculuk yapmıyoruz. Yıkılmaz görünen şirketlerin kumdan kaleler gibi çöktüğü, dünyanın en büyük bankalarının ve sigorta şirketlerinin iflas edip devletleştirildiği bir dönemde, gelecek hakkında hiçbir şey bilmediğimizden kesinlikle eminiz.

Ünlü general Carl von Clausewitz, Napolyon Bonapart’ı çok yakından tanıma imkanı bulmuştu. Onun strateji görüşü Sun-Tzu’nunkinden oldukça farklıydı. Sun-Tzu bir dizi veriden hareketle strateji geliştirilebileceğini düşünürken, Clausewitz, “savaş üzerine geliştirilebilecek teknik ya da -matematik teorilerinin yetersiz kalacağını, çünkü savaşın kendi kuralları ve yasaları olmasına rağmen savaşın esasen bir belirsizlik ortamı olduğunu” iddia ediyordu.

Ben Clausewitz adını Al Ries ve Jack Trout’un kitaplarından öğrendim. Onlar bizlere “savaş meydanı ve muhabere” mantığıyla konumlandırmayı anlattılar; öğrettiler.

Ölümünden sonra, karısının yayınladığı Clausewitz’in Savaş Üzerine isimli kitabı müthiş bir etki yarattı. Herhalde Clausewitz’in teorilerinden yararlanmamış general, devlet adamı, siyasetçi yoktur.

Clausewitz’in görüşleri aslında Napoleon Bonaparte’ı gözlemleyerek oluşturduğu görüşlerdi. Clausewitz, Napolyon’un askeri dehasının tek bir yetenekten ibaret olmadığını; aklın ve duyguların -bazen birinin diğerine ağır bastığı- ahenkli bileşiminden kaynaklandığını vurguluyordu.

Belirsizlik ortamında nasıl davranmamız gerektiği konusu, strateji ile ilgilenen bütün yazarların ilgisini çekmiş bir konudur. Henry Mintzberg, “Uzun vadeli stratejinin ayakta kalamayacağını” ifade ederken stratejinin,”bir hedef belirleyerek o hedefe doğru gitmekten çok, gelişen olayları izleyerek bunlara göre hareket etmek” olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Napoleon Bonaparte’ın savaş dehası (stratejik yaklaşımı) işte tam bu noktada, bugünün şartlarında rekabet eden yöneticiler için ilham kaynağı oluyor.

Clausewitz‘e göre, “ Savaş hiç bir istihbarata yüzde yüz güvenemediğimiz, hiç bir zaman sağlam bir zemine basamadığımız, sürekli olarak tesadüflerin ve şansın belirsizliği artırıcı etkisinde olduğumuz kaygan bir zemindir. Bir savaşta strateji belirlemesi gereken komutan, kendisini durmadan umduğundan farklı gerçeklerin karşısında bulur. İster istemez planları altüst olur, kararları çok sık kullanılamaz hale gelir. Yeni bir karar almak için ise o anda gerekli veri ve bilgiler elinin altında değildir. Genellikle harekât sırasında ani kararlar almak zorunluluğu vardır. Ne yeni bir durum değerlendirmesine ne de uzun boylu düşünmeye vakit vardır. Cephede oluşan gerçekler anlaşıldıkça, kararsızlık azalacağı yerde artar."

Clausewitz‘in söylediği bu sözleri ben söylemiş olmak isterdim! Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, bir konuyu çok bilmek, çok iyi hazırlanmış olmak, çok deneyimli olmak bile bir şirketin karşı karşıya kaldığı bir soruna en doğru cevabı bulmaya yetmeyebiliyor.

Clausewitz, Napoleon’un kazandığı hiç bir savaşta önceden strateji belirlemediğini söyleyerek Napoleon‘un savaş dehasını “zamanı, mekanı, olayları  çok hızlı kavrayarak belirsizlikleri bir bakışla, ustaca yönetmesine" bağlar. Napoleon zihnini sürekli olarak “şimdiki zamana odaklı” bir şekilde tutar. Savaş alanına hızlıca bakar ve askerlerine ne yapacaklarını emrederdi.  Kendine özgü "duygu-akıl dengesi" ona bir bakışta kavrama yeteneği” (coup d‘oeil)  verirdi.

Napolyon’un bir bakışta kavrayan “gözünün” (coup d‘oeil)  sadece duyu organı gözü değil aynı zamanda akıl gözü olduğuna şüphe yok. Clausewitz’in stratejik savaş dehası dediği bu özellikler aslında, hiçbir donanım ya da birikim olmadan, öylesine gaipten gelerek bir anda ortaya çıkan özellikler değildir. Napoleon ile ilgili yapılan biyografik çalışmalara (ve kendi yazdığı savaş üzerine düşünceler kitabına) baktığımızda Napoleon’un bu kadar hızlıca “görmesinin ve karar almasının” arkasında yatan dört temel özellik dikkat çeker.

1. Napoleon bir savaş sanatı ustasıdır. “Kitaba inanır.” Kendisinden önce başarılı olmuş komutanların nasıl savaştıklarını, güçlerini ve zaaflarını çok iyi bilir.

2. Napoleon, tahmin edilemeyecek çıkışlar yapmayı çok iyi becerirdi. Kendisinden önceki öğretileri, bir bilgelik ve yaratıcılıkla yoğurarak, yeniden birleştirmede, kimsenin tahmin edemeyeceği yeni hamlelere çevirmede üstüne yoktu.

3. Aynı zen ustaları gibi, hep “şimdiki zamana (an‘a) odaklı” bir düşünce yapısına sahipti. İçinde yaşadığı zamanı, mekânı ve durumu görür, inanılmaz bir hızla tarihin akışını değiştirecek kararlar alırdı.

4. Müthiş bir manevi güce sahipti. Büyük sorumlulukları üstlenme kararlılığına ve cesaretine sahipti. Hassas ve kritik durumlarda mantığından çok duyguları ile hareket ederdi.

Jurassic Park filminin kitabını yazan Michael Crichton “Gerçek hayat bir kolyede dizili taneler gibi birbirini takip eden, birbirine bağlı olaylar dizisi değildir. Hayat hiç öngörülemeyen hatta çoğu zaman yıkıcı bir şekilde bir olayın diğerini değiştirdiği tesadüfler dizisidir.” der. Bugün içinde yaşadığımız dünya böyle değil mi?

Bugün başarılı olmak için “belirsizliği kucaklayan" bir düşünce yapısına sahip olmalıyız. Geleceği öngöremeyeceğimiz kesin, değişim bazen çok sert olabilir ve hesaba katmamız gereken o kadar fazla sayıda değişken var ki sadece mantığımızla bu işin üstesinden gelmemiz mümkün görünmüyor.

Ben sezgilerimizi dinleme cesaretini göstererek akıl gözümüzden yararlanabileceğimize ve bunu elbette bilgi ve deneyimlerimizle birleştirerek daha hızlı, esnek ve yaratıcı olabileceğimize inanıyorum. Strateji  oluştururken sezgilerimizden de yararlanmamız gerektiğine inanıyorum.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki kitapları öneririm:

Napoleon Bonaparte (Author), Yann Cloarec (Editor), Keith Sanborn (Translator), How to Make War, Ediciones La Calavera, 1998
W. Duggan, Napoleon’s Glance: The Secret of Strategy, Nation Books, 2002
Napoleon Bonaparte, Savaş ve Strateji İle İlgili Görüşlerim, Q Matris Yayınları, 2003
Gerald A. Michaelson, Sun Tzu Strategies for Winning the Marketing War, McGraw-Hill, 2003
Carl von Clausewitz, On War, Princeton University Pres, 1989
Alvin Toffler, Third Wave, Bantam, 1984
Alvin Toffler, Üçüncü Dalga, Koridor Yayıncılık, 2008
Alvin Toffler Heidi Toffler, War and Anti-War: Making Sense of Today’s Global Chaos, Grand Central Publishing, 1995
Michael Porter, Competitive Advantage, Free Press, 1985
Cynthia A. Montgomery, Michael Porter, Strategy: Seeking and Securing Competitive Advantage, Harvard Business Press, 1991
David Myers, Intuition: Its powers and perils, Yale University Pres, 2002
Stephan j. Hoch, Howard c. Kunreuther, Wharton on Making Decisions, Wiley, 2001
D. Dranova, S.Marciano, Kellogg on Strategy, Wiley, 2005
Nassim Nicholas Talep, The Black Swan, Penguen, 2009
Nassim Nicholas Talep, Siyah Kuğu, Varlık Yayınları, 2009, Çeviren: Nazan Arıbaş, Osman Ç. Deniztekin
Al Ries, Jack Trout, Marketing Warfare: 20th Anniversary Edition: Authors’ Annotated Edition, McGraw-Hill 2005
Al Ries, Jack Trout, Pazarlama Savaşı, Optimist Yayım Dağıtım, 2007

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Eric D. Beinhocker, On the origin of strategies :

https://www.mckinseyquarterly.com/Strategy/Strategic_Thinking/On_the_origin_of_strategies_1060

2. Eric D. Beinhocker, Strategy articles :

http://www.mckinsey.com/ideas/books/originofwealth/biography.asp

3. Kevin P. Coyne And Somu Subramaniam, Bringing Discipline To Strategy, 2000 :

https://www.mckinseyquarterly.com/ghost.aspx?ID=/Bringing_discipline_to_strategy_1054

4. Sun Tzu, The art of war :

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Art_of_War

5. Harvard Manage Mentor-Strategic thinking, Mini online course :

http://ww3.harvardbusiness.org/corporate/demos/hmm10/strategic_thinking/what_is_strategic_thinking.html

6. Henry Mintzberg, The Fall and Rise of Strategic Planning, Free Press, 1994 :

http://harvardbusiness.org/product/the-fall-and-rise-of-strategic-planning/an/94107-PDF-ENG

7. Carl von Clausewitz, homepage :

http://www.clausewitz.com/

8. “Adhocracy” kavramı :

http://en.wikipedia.org/wiki/Adhocracy

9. Phil Rozensweig, The Halo Effect, CBS, 2007 :

http://www.the-halo-effect.com/
http://en.wikipedia.org/wiki/Halo_effect

10. David Myers‘in kişisel sayfası :

http://www.davidmyers.org/Brix?pageID=1

11. James Dale Davidson, The Great Reckoning, Fireside, 1994 :

http://en.wikipedia.org/wiki/James_Dale_Davidson

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Emre Erdogan

15 Ara 2009

Sayin Aksoy,

Yine cok onemli bir noktaya dikkat cektiginiz icin tesekkurler.

Rasyonel strateji kavrami iki varsayima dayaniyor. Birincisi herhangi bir noktaya varmak icin izlenebilecek yollarin tanimli oldugu ve daha onemlisi herhangi bir noktadan geriye giderek baslangic noktasina varilabilecegi. "Backward induction" denilen bu yontemin gecersiz oldugu defalarca gosterildi. Ayni baslangic noktasindan yola cikarak cok farkli son noktalara varilabildigi gibi; herhangi bir son nokta icin neredeyse sonsuz sayida baslangic noktasi olabilecegi acikca goruldu.

Eger bu denli kaotik bir karar verme agaci varsa, karar verme stratejisinin optimizasyonu neredeyse olanaksiz. Dolayisiyla is hedefine ulasabilecek tek ve mutlak stratejiyi ongoremedigimiz icin, buna odaklanamayiz.

Ikincisi karar vericiler rasyonel mi? Yani oyun teorisinin ongordugu sekilde onune gelen opsiyonlar arasinda verili vadelerde cikarini maksimize edecek bir rasyonel aktor var mi? Eger rasyonel aktor yok ise, karar vericinin bir stratejiye tamamen sadik kalmasi da olanaksiz hale gelir dogal olarak.

Rasyonel aktor yoktur, cunku hic bir zaman oyuncular bilginin tamamina sahip olamazlar, buna asimetrik enformasyon deriz. Yine oyuncular kararlarinin diger karar vericilerin kararlariyla etkilesimini ongoremezler, cunku hic bir oyun tek seferlik olmaz; oyunlar tekrarlanir ve oyuncular stratejilerini daha onceki oyunlardan elde ettikleri deneyimle revize ederler. Karar vericilerin herkes tarafindan bilinen objektif deger fonksiyonlari olmadigi icin; her karar vericinin deger fonksiyonu ve oyunun "payoff"lari degisir ve ongorulemez.

En onemlisi, sizin daha once Kahnemann ve Tversky’ye referansla belirttiginiz uzere karar vericiler irrasyonel olmaya egilimlidirler. Ozellikle soz konusu kayiplar oldugunda gereginden fazla muhafazakar, kazanclar soz konusu oldugunda ise gereginden fazla cesurdurlar.

Ve yine yeni bilgiler bireylerin karar verme sureclerinin kayda deger kisminin bilinclerinin disinda oldugunu gosteriyor.

Butun bunlarin isiginda, eger izlenebilecek stratejik dogru yollar yoksa; ve aktorler rasyonel karar veremiyorsa; takip edilecek stratejilerde icguduye -ya da devlerin ayakkabilarina- yer vermek mantikli olabilir.


Sevgili Emre,

Ne güzel ifade etmişsin! Söylediklerinin tamamına katılıyorum. Bu konularla ilgili olarak daha çok yazmak istiyorum.

Yorum için teşekkürler.

Temel.

Azmi Yarımkaya

16 Ara 2009

Merhaba Temel Bey,

Sizin ve Emre beyin yazısında yer alan strateji konusundaki değerli görüşlerinizi için   teşekkür ederim..  

Öncelikle sizin yazınızda sonuç olarak  yer alan  "Ben sezgilerimizi dinleme cesaretini göstererek akıl gözümüzden yararlanabileceğimize ve bunu elbette bilgi ve deneyimlerimizle birleştirerek daha hızlı, esnek ve yaratıcı olabileceğimize inanıyorum. Strateji  oluşturuken sezgilerimizden de yararlanmamız gerektiğine inanıyorum" ifadesine ve kavramsal  açıklamalara katılmakla birlikte bazı katılmadığım noktalarıda çok kısaca  paylaşmak istiyorum.

Emre beyin, "Eger bu denli kaotik bir karar verme agaci varsa, karar verme stratejisinin optimizasyonu neredeyse olanaksiz" ifadesinde olduğu gibi
Strateji "oyunu" nu  belirisizliklere ve bunun yarattığı kaotik ortama dayandırarak ifade eder  ve buradan da çözümsüzlüğe bağlarsak, bugüne kadar stratejik yönetim yaklaşımı ile  süreçlerinde  başarılı olanlara haksızlık etmiş oluruz.

Oysa veriye dayalı bilgi yönetimi ile  hızlı karar verme yetkinliği birleşince  belirsizlikleri ve bunun yarattığı kaosu yönetmek mümkün olabiliyor. Yukarda verilen  başarılı örneklerin bir çoğunda bunu görebiliyoruz.

Kısaca stateji oyununda başarı, geçmiş verilerin kullanılarak geleceğe yönelik birden fazla seçenek üretilmesine ve bu seçeneklerden hangisinin kullanılacağı konusunda ise kurumsal /bireysel aklın  kullanılma hızına/becerisine bağlıdır. (....aklın kullanılma becerisini sezgi olarak kabul edebiliriz)  

Saygılarımla

Azmi Yarımkaya



Sevgili Azmi,

Geçmiş verilere bakarak geleceği tahmin etme yöntemlerine güvenim giderek azalıyor. Mesela 2008 Ağustos ayında seninle birlikte, Amerikan finans kuruluşlarının geçmiş 10 yıllık performanslarına bakarak, bu kuruluşların geleceklerini tahmin etseydik, Lehman Brothers, AIG, CITI Group hakkında çok yanılırdık.  Maalesef geçmiş performans gelecek için ölçü olmuyor.

Tıpkı futbolcuların geçmiş performanslarının gelecekteki başarıları için garanti oluşturmaması gibi bir şey.

Hayatını bilgi üreterek kazanmış birisi olarak katiyen "Bilgi önemsizdir." gibi bir düşünce ifade etmiyorum. Sadece lineer (doğrusal) bir tahmin yönteminin geçerli olmayacağını, daha da ileri giderek, geleceğin hiç tahmin edilemeyeceğini düşünüyorum. Bu nedenle belirsizliği kucaklayalım ve geleceğin bize ne getireceğini merakla bekleyelim diyorum.

Ayrıca bu konuları fevkalade zevkli buluyorum ve daha çok yazmak istiyorum.

Bana düşüncelerini ilettiğin için çok teşekkür ediyorum.

Sevgiler.

Temel

Yasin KAYA

17 Ara 2009

Temel Bey, çalışmalarınız ve çalışmalarınızı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.
  
   Belirsizlik olarak ifade ettiğimiz her durum kendi içinde, kendisine has, küçük de olsa farklı özellikler bulundurabiliyor. Dolayısıyla tüm belirsizlikler için genel bir strateji oluşturmak mümkün olmuyor. Karşılaşılan belirsizlik için oluşturulmuş bir strateji, kendisinden sonra gelen belirsizlikler için ancak ilham kaynağı olabilir. Bire bir uygulamak, istenen sonucu elde etmeye yetmeyebilir. İlham kaynağı stratejide bazen küçük bazen büyük farklılıklarla oluşturulabilecek yeni strateji mevcut belirsizliğin istenen sonuçla noktalanmasını sağlayabilir.

   Sonuç olarak; önceki uygulamalar, mevcut durumun kendisine özel verileri ve tüm bunlardan sezgilerle harmanlanarak oluşturulan yeni strateji belirsizliğin çözümü olabilir.

Saygılarımla

Eren KAPLAN

1 Nis 2010

Herakleitos,değişmeyen tek şey değişimin kendisidir demişti,bence bu büyük bir yanlış.Değişimin de kendi içinde değiştiği apaçık ortada,değişimin değişimininde . . . sabit olan tek şey belirsizlik, bu durumda hayatta kalmak için gözlemlerimizden ve sezglerimizden başka güvenecek hiç ama hiçbirşeyimiz yok.

Belirsizlikle baş etmek için kendimce geliştirdiğim bir strateji;"algıları açık tut,kendini ve başkalarını anlamaya çalış".

Konuyla ne derece ilgili bilemiyorum,yorumunuzu bekliyorum.  
Saygılarımla.

Eren,

Çok derin bir konuya girmişsin. Soylediklerin konuyla elbette ilgili ama ben kendimi felsefe konularında yorum yapmaya mezun hissetmiyorum.

Sevgiler.

Temel

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative