19 Ocak 2010

Yaratıcı Bir İş Ortamı Nasıl Olur? 

Hepimiz, dâhilikle “delilik” arasında bir paralellik kurarız.  Yaratıcı olanlar "normal" insanlardan farklıdır. Onlar farklı düşünürler, farklı davranırlar, farklı giyinirler. Sanki bizlerden farklı olmaya hakları vardır. Üstelik bu hakkı kimse vermemiştir onlara, kendileri almışlardır.

Platon, yaratıcıları “tanrılar tarafından kutsal bir çılgınlık verilen kişiler" olarak tanımlıyordu. Yaratıcılık tanrı vergisi bir yetenektir ve gerçekten de “deha ile delilik” birbirinden uzak kavramlar değildir.

Freud, sanatçıların da tıpkı oyun oynayan çocuklar gibi davrandıklarını; önce kendilerine bir hayal dünyası yarattıklarını sonra bu dünyayı fazlaca ciddiye aldıklarını söyler. Beethoven’in defteri, bestelerin takıntılı (obsesif) bir biçimde yazılıp silindiğinin göstergesidir. Van Gogh çıldırmış ve kulağını kesmişti. Gauguin şizofreni sınırında dolaşan fazlasıyla içine kapalı bir tipti. Edgar Allan Poe alkolikti. Virginia Woolf ise  hayatını intiharla sonlandıracak kadar çöküntü içindeydi. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Yaratıcılar bizden farklıdırlarPicasso, Salvador Dali kesinlikle bizler gibi  değillerdi.

Peki, şirketlerin dünyasındaki yaratıcılar nasıl insanlardır? Onların yaratıcılıkları ressamlardan ya da müzisyenlerden farklıdır, ama onlar da yoktan var ederler. Onlar, her gün karşılaştığımız sorunlara sıradışı, orijinal yaklaşımlar getirirler. Bizlerle aynı yere bakarlar ama farklı şeyler görürler.

Bugünün dünyasında yeni servet yaratma biçimlerini onlar keşfediyorlar. Bu nedenle, bugün iş dünyasında en çok aranan insanlar, yaratıcı insanlar.

Her ülke ekonomisinin içinde tarım ve sanayinin payı düşerken hizmet sektörünün payı artıyor. Bugün hizmet sektörünün ağırlığı, gelişmiş ekonomilerde yüzde 50‘nin üzerinde. Tarımda ve sanayide, eskiden kol gücüyle yapılan işler artık makineler tarafından yapılıyor ve her geçen gün çalışan nüfus içinde, düşünen ve yaratan insanların sayısı artıyor. Bu artışa uyumlu olarak da iş ortamları evrim geçiriyor: Üniformalar, birbirine benzeyen giysiler, gergin çalışma mekanları tarihe karışıyor; çünkü bilgi işçilerini dar kalıplar altında çalıştırmak artık mümkün olmuyor.

Yaratıcı insanların en çok çalışmak istedikleri şirketler ise ,doğal olarak , yaratıcılığa prim veren ve yaratıcılara kendilerini geliştirecekleri ortamlar sunan şirketler.

Aslında her koşulda ve her ortamda yaratıcılıklarını  gösterenler olduğu kadar, koşullar uygun olduğu takdirde içindeki yaratıcılığı ortaya çıkaran sessiz bir kesim de var. Bugünün şirketleri bu sessiz çoğunluğun içindeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak için örgütleniyor.

Bugünün liderlerinin cevaplaması gereken en önemli soru, insanların içindeki yaratıcılığı ortaya çıkartacak bir kurumsal iklimi nasıl inşa edecekleridir. İnsanların yaratıcılığını engelleyen faktörler, doğal olarak, organizasyonların yenilikçiliğini baltalıyor.

Çoğu çalışan, yoğun iş temposunda kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamaz.  Halbuki birçok şirket aslında daha yaratıcı ve karlı işler için hem yeterli insan gücüne hem de yeterli zamana sahiptir. Fakat bu şirketlerin yaratıcı olmasını engelleyen, o şirketleri yöneten liderlerin sadece bugüne odaklanmış, “yangın söndürme” anlayışıdır. Oysa bir kere bile farklı bakıp, kendi insanlarından sadece "günü kurtarmalarını" değil, yarını inşa etmek adına yaratıcı bir yaklaşım talep etseler, ne kadar zengin bir kaynağa sahip olduklarını göreceklerdir. Muhtemelen de bu liderler, gördüklerine inanamayacaklardır.

Şirketlerin yaratıcı olmak için daha çok zamana, kaynağa, ya da daha iyi pazar koşullarına ihtiyaç duymasını anlamıyorum. Bu görüşün, hem yaratıcılığın doğasıyla hem de tarihiyle çeliştiğini düşünüyorum.  Hepimiz biliyoruz ki tarihin en görkemli buluşları, en müthiş yenilikleri; yoklukların, zorlukların ve çelişkilerin en ağır olduğu dönemde gerçekleşmiştir.

"Yeni" olanın eskiyi kovması "yenilenmek" demektir. Schumpeter’in de ortaya koyduğu gibi toplumsal yenilikler; yeni firmaların eski firmaları, yeni ürünlerin eski ürünleri, yeni teknolojilerin eski teknolojileri piyasadan kovmasıyla şekillenir. Schumpeter’e göre bu süreç “yaratıcı yıkım” sürecidir. Yaratıcı yıkım süreci  "normal" zamanlardan çok ekonominin daraldığı dönemlerde hızlanır.

Bir şirketin değişime uyum göstermesi ve kendini yenilemesi için, bu amaca uygun bir ortam yaratması gerekir. Yaratıcılık bir pırıltıdan ibaret ve kendini sadece bir sefer gösteren bir iş değildir. Bir organizasyonda yaratıcı enerjiyi canlı ve üretken tutmak, "pozitif disiplin” ister. (İş Yerinde Disiplin Nasıl Sağlanır?)

Bir alanda yaratıcı olmak hem derinlemesine bilmek hem de bildiğini unutup başlangıç zihnine dönmekle mümkün olur ya da insanın kendi uzmanlık alanının dışında hiç bilmediği bir alanda çalışmasıyla mümkün olur. Farklı alanlara ilgi göstermek sadece toplam bilgimizi çoğaltmakla kalmaz, yepyeni yollar bulmamıza da yol açar.

Fakat “derinlemesine bilmek”, “yeni bilgi alanları yaratmak” ve “bildiklerini unutabilmek”, iyi niyetten öte sistematik bir çalışma ve disiplin işidir. Bu nedenle "ortam" yani "iş ortamı", yaratıcılığı doğrudan belirleyen en önemli unsurların başında gelir.

Farklı fikirlerin çarpışması, akla hayale gelmeyecek çözüm yolları üretir. Bu sebeple farklı ilgi alanlarına sahip, başka geçmişlerden gelen insanlarla aynı ortamı paylaşmak yaratıcılığı arttırır. Yeni ekonomiye ait şirketlerin; farklı özellikte ve yetkinlikteki insanları bir araya getirme çabası bu nedenledir.

Nasıl ki bazı kentler bir çok alt kültürü ve dinamik toplulukları içlerinde barındırarak yaratıcı sınıfları çekiyorsa, şirketler de benzer çekim gücüne sahiptir. (En yaratıcı şehir hangisi?)  Eğer bir iş ortamında herkesin giyim- kuşamı, yaklaşımı, kendini ifade etme biçimi, hayat tarzı birbirine benziyorsa o iş yerinde yaratıcı fikirlerin ortaya çıkma ihtimali yok denecek kadar azdır.

Çok sesli, çok renkli, adrenalini yüksek, endişesi düşük ortamlar yaratmak yaratıcı potansiyeli teşvik eder. İnsanların kalıpların dışına çıkmalarını, statükoları yıkmalarını teşvik etmek yaratıcı düşünce sürecini hızlandırır.


  • Yaratıcı düşünceyi takdir etmek olmazsa olmaz bir şarttır. Alkış, yaratıcı düşüncenin ekmeğidir, suyudur. Bu nedenle yaratıcılar ancak takdir edildikleri yerde yaşarlar.

  • Yaratıcılığı teşvik etmek kadar yaratıcılığı engelleyen faktörleri de ortadan kaldırmak gerekir. Sürekli eleştirilmek yaratıcılığı öldürür.


Çalışanlara sürekli bir kuşkuyla yaklaşmak insanların enerjisini düşürür. Eğer insanlardan yaratıcı olmalarını bekliyorsak onların kendilerini çekinmeden ortaya koyacakları psikolojik ortamı da yaratmalıyız.

Bence iş dünyası kendini fazla ciddiye alıyor. Pekala neşeli ve rahat ortamlarda da çok değerli, çok önemli, çok verimli işler yapmak mümkün. İyi işler yapmak ve başarılı olmak için çatık kaşlı ve asık suratlı olmamız gerekmez. Hatta bu  özellikler, bugünün üretim ilişkilerine uymayan hatta  sırıtan ve geçmiş döneme ait, köhnemiş özellikler gibi geliyor bana.

Yeni dönem, yeni bir iş anlayışı gerektiriyor. Bu dönem, düşünce gücü ve yaratıcılıklarıyla katma değer yaratan insanların dönemidir.

Bu insanlara hak ettikleri çalışma ortamı sağlamak, bugünün liderlerinin en önemli görevidir.

Bu konuyla ilgili asagidaki kitaplari öneririm:

Peter Drucker, “The Discipline of Innovation”. Harvard Business Review, 2002
Thomas McCraw. Prophet of Innovation: Joseph Schumpeter and Creative Destruction, Belknap Press, 2007
Mihaly Csikszentmihalyi, Creativity: Flow and the Psychology of Discovery and Invention, Harper Perennial, 1997
R. Keith Sawyer, Explaining Creativity: The Science of Human Innovation, Oxford University Press, 2006
Elena Grigorenko, Creativity: From Potential to Realization, American Psychological Association, 1996
Richard Ogle, Smart World: Breakthrough Creativity And the New Science of Ideas, HBR, 2007
Robert J. Sternberg, Handbook of Creativity, Cambridge University Press, 1998
Keith Sawyer, Group Genius: The Creative Power of Collaboration, Basic Books 2007

Bu yazıyla ilgili olarak aşağıdaki makaleleri ve linkleri öneririm :

1. Creativity :

http://en.wikipedia.org/wiki/Creativity

2. Salvador Dali :

http://en.wikipedia.org/wiki/Salvador_Dal%C3%AD

© Copyright 2008-2012 Temel Aksoy - Bu sitede yayınlanan tüm içerik hakları Temel Aksoy'a aittir. Alıntı yapıldığı takdirde lütfen "Kaynak: Temel Aksoy - www.temelaksoy.com" ibaresini kullanınız. Blog içerisinde kullanılan fotoğraflar istockphoto’dan temin edilmektedir.
YORUMLAR

Emel Deveci Badur

19 Oca 2010

Yaratıcı insanların yanısıra bir de tam tersi bir sıfata sahip olan insanlar vardır ki onlar, yapılan veya yapılmasına çalışılan her türlü yeniliğe direnç gösterirler. " Nerden çıktı bu yeni yöntem, eski köye yeni adet " düşüncesidir hareket noktaları... Ve bence yaratıcılığı teşvik eden çalışma ortamlarından kesinlikle uzaklaştırılmaları gerekir bu tarza sahip insanlar. Yaratıcılık eğitimle edinilecek bir kavram olmadığı için, bu tarz insanlar yeniliklere adeta çelik bir kapı gibi kapalıdırlar. Ve üstelik yapılmaya çalışılan her yeniliğe üstün bir mukavemet gösterdikleri için çalışma ortamında gerginliğede sebep olurlar. Temel Bey bu konu sizcede ayrı bir yazının konusu olamaz mı ? çok merak ediyorum yaratıcılık karşıtı insanlar hakkında düşüncelerinizi...

Sarp

20 Oca 2010

Ben ne zaman bir yerlerde farklı hatta çılgınlık derecesine yakın bir şekilde giyinen ya da davranan birilerini görsem yanımdakiler gibi deli demek yerine onların içinde yaşadıkları toplumdan hep farklı olduklarını,hayata farklı baktıklarını düşünmüşümdür ki böyle bazı kişiler de tanıdım.

İş yerlerinde yaratıcılık konusuna gelince bana göre Türkiye’de pek fazla bu şekilde düşünen yönetici yok hep basma kalıp iş yerleri ve yöneticiler var. Kendilerini ve iş yerlerini belirli kriterlere bağlamış bunlardan hiç vazgeçmeyen,hep aynı tarzda eleman arayan ve hepsinede aynı şekilde davranan kişiler ve bütün bunların bir şirket kültürü oduğuna kendisini inandırmış fakat kültürün yaşayan ve gelişen bir varlık olduğundan habersiz kişiler "yöneticiler".

Mehmet ALP

23 Oca 2010

Ellerinize sağlık tek solukta okudum.

Serkan BALCI

26 Oca 2010

Kaleminize sağlık

Ergin MURAT

28 Oca 2010

Merhaba

İçinde bulunduğum ortam ve yaşadıklarımdan hareketle sorgulaya sorgulaya okudum. Ülkemizde köklü kurumlar da var çok gençleri de var. Ben kendi çalıştığım firma ve arkadaşlarımın çalıştıkları firmalardan bir derleme yaptığımda yaratıcı zekayı teşvik edenlerin çoğunlukla genç ya da Türkiye pazarına sonradan girmiş ço kuluslu şirketler olduğunu farkediyorum.

Ülkemizdeki birçok köklü firma dış çevreye yansıttığı reklamlarında mükemmel bir profil çizse de çoğunun içinde "...Çok sesli, çok renkli, adrenalini yüksek, endişesi <> ortamlar..." mevcut. Beyanları bu olmasa da çoğunlukla yanan bianın içinde sağa sola koşuşturuyorlar. Kilitli odanın kapısını kırıp yangın söndürücüye ulaşmak yerine battaniye ile vurup dönemsel olarak yangının seviyesini düşürüyorlar, sonra kendiliğinden tekrar alevleniyor sanki.

YORUM EKLE








Loading



KATEGORİLER

 

ARŞİV

ETİKETLER

LİNKLER

Google Analytics Alternative