Zevkler Tartışılır mı?

Her yıl milyonlarca turist, Paris’te Louvre Müzesi’ne girip Mona Lisa tablosunu görmek için saatlerce kuyrukta bekler. Tablonun boyutları görenleri şaşırtacak kadar küçüktür; ama dünyanın bu en meşhur tablosuna “çılgınca” bir merak vardır. Tablo 1911’de çalındığı zaman bile insanlar akın akın Louvre’a Mona Lisa’nın geride bıraktığı “boşluğu” görebilmek için gitmeye devam etmişlerdir.

Sizce zevk nasıl oluşur? Sahip olduğumuz güzellik, estetik zevkinin ne kadarı başkalarından etkilenerek oluşmuş ne kadarı  kendimize aittir? Biz bir sanat eserine sadece estetik olduğu için mi değer veririz yoksa başkaları ona değer verdiği için mi ?

Daha açık sormak gerekirse sahip olduğumuz “zevk” bizim midir yoksa başkalarından ödünç aldığımız bir zevk mi?

Yale Üniversitesi psikoloji profesörlerinden Paul BloomBir şeyden aldığımız zevk ona bizim atfettiğimiz anlamdan gelir.” der. En ilkelinden en karmaşık olanına kadar bütün zevklerimiz, zevk aldığımız şeyin kendisinden çok kimler tarafından itibar gördüğünden, geçmişinden, yapım öyküsünden, ait olduğu yerden etkilenir.

Nörologların dikkatimize getirdiği üzere zevklerimiz bizim zihnimizin icadıdır.

Bizim nesnelere verdiğimiz değer onların doğalarından değil, onlar hakkında ne düşündüğümüze ve  inançlarımıza göre şekillenir.

Samimi olmak gerekirse hiçbirimizin estetik algı ve beğenileri, sadece kişisel tercih ve deneyimlerimiz sonucu oluşmaz. Aslında birçok tabiat bilimcisinin de hemfikir olduğu gibi, doğada kendiliğinden ortaya çıkan “güzel-çirkin” gibi bir durum da yoktur; bu yargıları insan düşüncesi yaratır.

İslam düşünce tarihinin en büyük alimlerinden olan İbn-i SinaRuhsal bir hayal gücü mevcuttur. Bunun emirlerine vücut her zaman uymak zorundadır. Bu güç bir hastayı iyileştirebildiği gibi sağlıklı birini de hasta edebilir.” der.

Gözlerini kaybettikten sonra “Kayıp Cennet” şiirini yazan John Milton,  “aklın kendi başına cenneti cehennem, cehennemi de cennet” yapabileceğini söylemişti.

Farklı iki zaman, coğrafya ve kültürden gelen bu iki âlim de aynı noktada buluşur: Gerçekten de güzelliği ve hazzı yaratırken subjektif düşünce ve duygularımıza dayanan değerlendirmeler yaparız.

Bu sebepledir ki hemen her konuda ve her alanda bir şeyin hikâyesi, onun objektif değerinden daha fazla değer oluşturma gücüne sahiptir. Rolf Jensen’e göre hemen her alanda “satan” ya da “takdir gören” aslında bu hikâyelerdir. Bizim bazı şeyleri sevmemizin bazılarını ise itici bulmamızın; basit şeyden olağanüstü bir haz alırken en “ince” eserlerden sıkılmamızın arkasında da bu olgu yatar.

Bir şeyin kimin tarafından yapıldığı, kimler tarafından beğenildiği ya da önerildiği, o şeye ne kadar değer vereceğimizi doğrudan etkiler. Bir resmi beğenirken o resmin “ne” olduğundan çok,  “onu kimin çizdiğine”;  bir müzikten hoşlanırken o müziğin “kendisinden” öte, onu “kimlerin beğendiğinden” etkilenerek karar veririz.

Günümüzün en önemli klasik müzisyenlerinden birisi olan, konser biletleri 500 dolara satılan Joshua Bell’in milyon dolarlık kemanını alarak bir metro istasyonunda çaldığında, 45 dakikada ancak 32 dolar toplayabilmesi aynı zihinsel sürecin sonucudur. İnsanların Joshua Bell’i, onu dinlediklerini bilmeden dinlediklerinde, ne derece takdir edebildikleri hakikaten şaşırtıcıdır.

Çoğu tablonun orijinaliyle iyi bir taklidini ayırt edebilen insan sayısı pek az olmasına rağmen orijinali her zaman kopyasına göre kıyaslanmayacak kadar daha değerlidir. Daha değerli olması orijinalin daha “iyi” olmasından değil “yegane” yani “kıt” olmasından kaynaklanır.

Benzer şekilde, bir şeyle kurduğumuz “zihinsel yakınlık”, o şeyin fiziksel doğasına ilişkin yargılarımızı bile değiştirme gücüne sahiptir. Bir şeyin değerli olduğunu düşünüyorsak, ona “hak ettiğinden” çok daha fazla paye veririz.

Bunun aksi de doğrudur. Kötü-çirkin olduğunu düşündüğümüz her şey, gerçekten de bize kötü bir deneyim yaşatır. Çiğ istiridye yemek böyle bir deneyimdir. Eğer tatmadan önce yiyeceğiniz şeyin “lezzetli” olacağını düşünürseniz istiridyeyi çok beğenirsiniz; aksi takdirde mideniz bulanır. Bazı yiyecekleri –hiç tatmamış olsak bile- kategorik olarak reddetmemiz de aslında onların fiziksel lezzetinden değil, onlar hakkındaki fikirlerimizden kaynaklanır. Kimilerimizin bazı sebze yemeklerini ya da uzak doğu mutfağını “kötü bulması” tamamen bu zihinsel durumla ilgilidir.

Kendi zevklerimiz ve  görgümüzle çok övünmemize karşın pek azımızın gelişmiş zevkleri vardır. Değerli olduğunu düşündüğümüz hemen her şeye değer verme eğilimimiz buradan gelir. Birçok fMRI testi, eğer pahalı bir içki içtiklerine inanıyorlarsa insanların onun tadını da iyi bulduklarını “bilimsel olarak” kanıtlamıştır. Herkesin aynı içkiyi içtiği bir deneyde, bir kısım katılımcıya içtikleri içkinin pahalı ve değerli olduğu söylendiğinde, bu grup içkiyi diğerlerinden çok daha fazla beğenmiştir.

Bir şeyle kurduğumuz duygusal yakınlık o şeye verdiğimiz değeri belirler. “Kargaya yavrusu kuzgun görünür.” deyişi boş bir laf değildir. Sevdiğimiz şeyler bize güzel görünür. Hazzın psikolojisiyle ilgili çalışmalar, sevdiğimiz insanları olduklarından daha güzel bulduğumuzu ortaya koyar.

Bir şeyin “tarihinin ne olduğu”, “geçmişte nasıl bir maksatla kullanıldığı” da onu değerli bulmamıza yol açar. Gündelik nesneden aldığımız haz, en sıradan eşyalara verdiğimiz değer o eşyaların fiziksel özelliklerinden öte, tarihleri ve kullanıldıkların yerlerle ilgili inançlarımızdan kaynaklanır.

Marilyn Monroe’nun özel bir eşyası ya da Prenses Diana’nın gelinliğinin kumaş parçaları fiziksel değerlerinden çok daha ötesinde ilgi çeker. Yolda görseler yüzüne bakmayacakları bu eşyalara insanların astronomik para vermesi bu nedenledir.

Bir şeyin manevi değeri  onun fiziksel değerini ve ondan aldığımız hazzı kat be kat yükseltir. Sevgiliniz ya da eşinizle ilk yemeğe gittiğiniz yer dünyanın en kötü lokantası bile olsa sizin için değeri çok yüksektir.

Zevkler tartışılır mı?

Bütün bu eşyaların, ya da deneyimlerin objektif değerlerinden çok daha üzerinde bir değere sahip olmaları onlara yüklediğimiz anlamdan gelir. Bu şeyler temsil ettikleri geçmiş, anılar ve taşıdıkları özel hikayeler nedeniyle fiziksel olarak daha üstün olabilecek “benzerlerinden” kıyas kabul etmeyecek bir değerde görünür gözümüze. Bu görünmez değer onları çoğu zaman “paha biçilmez” yapar.

Hazlarımız ve zevklerimizi içinde yaşadığımız ve ait olduğumuz toplum şekillendirir. Müzik zevki, eğlence anlayışı, yemek ve ağırlama zevki, moda ve giyim beğenisi o toplumun ya da zamanın kültürü tarafından belirlenir.

Mutlak bir güzellik anlayışından yani evrensel ve değişmez bir güzellikten bahsetmek mümkün değildir. Bir toplumda ya da çağda hâkim olan estetik anlayışın o toplum ve dönem hakkında önemli ipuçları taşıması da bundandır.  (Güzeli tarif edebilir misiniz?)

Baudrillardhayatımızdaki ürünleri sırf kendilerine özgü özellikleri nedeniyle tüketmediğimizi” söyler. Baudrillard’a göre aslında tükettiğimiz, “Nesnelere bizim yüklediğimiz anlamlardır.” Kullandığımız ürünlerin bizim kimliğimizi yansıtması bu nedenledir.

Kendi hayat öykümüze ait kişisel eşyalara verdiğimiz değeri ve onlardan aldığımız zevki bir kenara bırakırsak genel olarak sahip olduğumuz beğenilerin neredeyse tamamı kendimizin değil başkalarının belirlediği zevklerdir. Dinlediğimiz müzik, giydiğimiz giysiler, beğendiğimiz sanatçıların hepsi içinde yaşadığımız topluluğun zevkleridir.

Bizim dilimizde “Zevkler ve renkler tartışılmaz.” deyişi vardır. Bu galiba pek doğru değil çünkü zevklerimiz bize ait gibi görünseler de biz onları başkalarından öğrenir, başkalarından ödünç alırız.

1 YORUM

  1. Ben yazdığınız yazıyı öncelikle çok beğendim dediğiniz bir çok şeye katılmakla birlikte son cümlenize takılmış bulunmaktayım. Zevkler ve renkler tartışılmaz sözüne katılmıyorsanız ve bunun sebebininde zevklerin bize ait olmadığı ve bizim onları başkalarından aldığımızı söylüyorsunuz peki bu zevkleri ödünç aldığımız kişi bu zevkleri nasıl oluşturdu ? O da bir başkasından aldı diyecek olursanız bu ilk insana kadar gider yani biz ilk insanın zevklerini hala kullanıyoruz gibi bir durum çıkıyor bu sözünüzden. Halbuki bizim her sene zevk anlayışlarımız değişirken ve zevklerimiz yüzünden insanlarla tartışmaya girmişken buna anlam veremedim .


KONUYLA İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

KONUYLA İLGİLİ MAKALE ve LİNKLER

  1. Darian Leader, “Stealing the Mona Lisa: What Art Stops us From Seeing”
    http://www.darianleader.com/

  2. Paul Bloom, “The Origins of Pleasure”, Ted Lecture, Jul 2011
    http://www.ted.com/talks/paul_bloom_the_origins_of_pleasure.html

  3. Umberto Eco
    http://www.umbertoeco.com/en/

  4. On The History of Ugliness, Video Lecture
    http://videolectures.net/cd07_eco_thu/

  5. Dan Airley The Upside of Irrationality: The Unexpected Benefits of Defying Logic at Work and at Home
    http://danariely.com/

BENZER YAZILAR