Başka Bir Dünya Mümkün

Bundan yirmi yıl sonra kaç yaşında olacaksınız? Yirmi yıl sonra, içinde yaşadığımız dönemi nasıl değerlendireceksiniz? Bir düşünün. Bu günler size ne hatırlatacak? Bence hepimiz tarihe tanıklık ediyoruz.

Milton Friedman, “Şirketler ve bireyler sadece kendi çıkarları peşinde koşarlarsa ve bu işleyişe devlet müdahale etmezse, şaşırtıcı bir şekilde herkesin bencil ve bireysel davranışı toplum için en iyi sonucu doğurur ve toplumun refahı en üst düzeye çıkar.” görüşünü savunuyordu.

Friedman’ın bu görüşü, “Görünmez El”in (Adam Smith) yirminci yüzyıl uyarlamasıydı. Bu görüş o kadar etkili oldu ki; önce Amerika Birleşik Devletleri’nde Reagan ve İngiltere’de Thatcher hükümetlerinin ekonomi politikalarını belirledi sonra bütün gelişmiş ekonomilerin standart uygulaması haline geldi: Hükümetler ekonomiden elini ayağını çekmişti.

Sovyetler Birliği’nin dağılması da serbest piyasa anlayışını rakipsiz kıldı. Artık bütün dünyada liberal anlayış hâkim olmuştu. Gittikçe küresel kabul gören bu anlayışla dünya ekonomileri hızla büyüdü ve Batı Toplumlarının refahı arttı. Ta ki Ekim 2008 tarihine kadar.

baska-bir-dunya-1

Ekim 2008’de Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan finans krizi, hızla küresel sistem içindeki bütün ekonomilere sıçradı. İzleyen aylarda bütün ülkelerde, tüketim harcamaları bugüne kadar görülmemiş bir şekilde düştü. Artık Dünya Ekonomileri küresel bir krize girmişti.

Belki 1929 krizinden daha büyük bir krizin içindeyiz. Kimse ne kadar süreceğini ve ne kadar derinleşeceğini bilmiyor. Hükümetler devasa tedbir paketleriyle ekonomiye müdahale ediyor. Gelirleri, ülke ekonomilerinden daha büyük şirketler, devletleştiriliyor. Bugüne kadar hükümetin ekonomiye müdahalesini adeta bir günah olarak kabul eden ABD gibi ülkelerde, Friedman’ın dediğinin tam tersi yapılıyor.

Daha da ötesi bu ekonomik krize, aynı zamanda sosyal çalkantılar eşlik ediyor: Atina’da geçtiğimiz haftalarda bir üniversite öğrencisinin öldürülmesiyle başlayan ve ülkenin her yanında “patlayan” kitlesel öfke… Atina’dan kısa bir süre önce Fransa‘daki banliyö ayaklanmaları… İtalya‘daki öğrenci radikalizmi…

Davos öncesi Fransa’da Sarkozy-Merkel–Blair’in ‘Yeni Bir Dünya, Yeni Bir Kapitalizm’ gündemiyle buluşması gibi gelişmeler, bu krizin sadece ekonomik bir çöküşle sınırlı olmadığını gösteriyor.

Demek ki bireylerin ve şirketlerin sadece kendi çıkarlarını gözettikleri bir düzen, sürdürülebilir değilmiş. Demek ki Görünmez El, milyonlarca ailenin işsiz, borçlu ve muhtaç duruma düşmesini engelleyemiyormuş.

Kriz sonrası dünyanın biçimlendirilmesi’ bu seneki Davos Zirvesi’nin ana teması oldu.
Son kırk yılın en önemli ekonomik zirvesi olarak nitelendirilen bu seneki zirveye ilk kez rekor düzeyde devlet ve hükümet başkanı katıldı.

Çin ve Rusya liderleri, küresel ekonomik krizden Batılı şirketlerin açgözlülüğünü sorumlu tutuyorlar. Çin devlet başkanı, Wen Jiabao, “Körlemesine bir kâr arayışının seksen yıl önceki Büyük Buhran‘dan bu yana meydana gelen en büyük krizi yarattığını’ söylüyor.

Putin, finans sistemlerinin yeterince denetlenmediğini ve “İş dünyası liderlerinin; sürü psikolojisine kapılarak görmek istemedikleri gerçeklere sırt çevirdiklerini ve uyarıları göz ardı ederek hata yaptıklarını” dile getiriyor. (BBC)

Dünya siyasetinin ve ekonomisinin liderleri Davos‘ta bir araya gelirken, on binlerce aktivist, bu zirveyle eşzamanlı olarak, alternatif bir gündemle Dünya Sosyal Forumu (DSF) için Amazon nehrinin denize ulaştığı noktada Brezilya’nın Belem kentinde buluştular.

İlki 1999’da yapılan DSF toplantısında; on binlerce aktivist, topraksız köylüler, sendikacılar, Güney Amerikalı liderler, öğrenciler, çevreciler ve Adil Ticaret’çiler (Fair Trade) önemli birçok insani konunun çözümü için beyin fırtınaları gerçekleştirdiler.

DSF katılımcıları; bu krizin mali krizden ve enerji darboğazından ibaret olmadığını, yüz yıllık finansal sistemin çürüdüğünü ve çöktüğünü, mevcut sistemin küllerinden sosyal adaleti sağlayacak yeni bir düzenin doğabileceğini ifade ettiler.

Ana teması ‘Başka bir dünya mümkün’ olan Dünya Sosyal Forumu’na kulak vermemek, değişen ve yeniden şekillenen dünyaya gözlerimizi kapamak olur.

Artık başka bir şeyler yapmak lazım: Yeni bakış açıları ve taze bir zihinle, sadece kendi çıkarımızı gözeten değil farklı çıkar gruplarının uzlaşmasını sağlayacak, çok sesli ve çok renkli bir dünya için birlikte bir şeyler yapmamız gerekiyor. Dünkü çözümlerinin bugünün sorunlarını yarattığını kabul edip (Einstein), bugünün sorunları için başka çözüm yolları bulmalıyız.

baska-bir-dunya-2

Serbest piyasa ekonomisi veya liberal ekonomi, planlı ekonomilere kıyasla birçok artısı olan ve ekonomik kalkınmayı sağlayan bir sistem olarak gelişti ama aynı zamanda içinde pek çok yanlışı da barındırdı. Bugün artık daha iyi anlıyoruz ki sadece kişisel çıkarı korumak için kurgulanmış bir sistemin devam etmesi mümkün değil. Bundan yıllar sonra bugüne baktığımızda yaşadığımız bu kriz dönemini, Yeni Dünya Düzeni’nin miladı olarak anıcağız.

Yeni ekonomik düzende, liberal sistemin içerdiği bu çarpıklıklar düzeltilecek ve sistem kendini yenileyecek.

• Tek başarı ölçüsü, karlılık olan şirket anlayışı ortadan kalkacak. Şirket performansları sadece kısa döneme kilitlenen Borsalarda ölçülmeyecek. CEO’ların başarısı da ödüllendirilmeleri de karlılığın yanı sıra daha uzun dönemli ve toplumsal çıkarı yansıtan farklı ölçütlere göre belirlenecek.

• Şirketler, toplumun güven arayışına cevap vermek zorunda kalacaklar. Sorumlulukları, sadece “kanuni” olanı yapmak veya “kabul gören ahlak” sınırları içinde kalmaktan öte toplum çıkarına hizmet edecek şekilde yeniden tarif edilecek.

• Şeffaflık, sürdürülebilirlik, hesap verebilirlik kavramları bugünkü anlamlarından daha derin anlamlar kazanacak, evrim geçirecek.

• Şirketlerin iş modelleri değişecek. Sadece kar değil aynı zamanda şirketin faaliyet içinde olduğu bütün ekosistemin refahını sağlayacak bir iş modeli anlayışı hâkim olacak. Sadece kendine faydası olan şirketlerin yaşama şansı azalacak, her şirket yarattığı ekosistemin bütününden sorumlu olacak.

• “Sosyal Sorumluluk”, şirket imajını cilalamak adına usulen yapılan PR kampanyaları olmayacak. Şirketler, karlılıklarını gözetmenin yanı sıra toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek için aktif görev alacaklar. Uzun dönemli projeler geliştirecekler ve bunları, içinde bulundukları tüm ekosistemin yaşamını iyileştirecek şekilde, sosyal dönüşüm sağlayan projeler olarak hayata geçirecekler.

• Şirketlerin organizasyonları bu yeni anlayışa uygun olarak yapılanacak. Şirketler ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) çok yakın çalışacaklar. Şirketlerin organizasyonlarının içinde, CEO’ya sadece bu konuda yardım edecek üst düzey yöneticiler görev yapacaklar.

• Şirketler; çok sesli, çok renkli organizasyonlara dönüşecek ve tüm iş paydaşlarının, şirketin yarattığı ekosistemin bir parçası olmaktan mutlu olacakları, yapılar haline gelecek. Adil ticaret (Fair Trade) anlayışı standart bir uygulama olacak.

• Girişim özgürlüğü, serbest rekabet ve kişisel çıkar kavramları, toplum çıkarını da gözeten yeni bir anlam kazanacak ve hükümetlerin bu düzeni sağlamak için ekonomideki düzenleyici görevleri daha da artacak.

• Devletlerin işbirlikleriyle küresel ekonomik kurallar yeniden yazılacak. Hükümetlerin “düzenleyici” etkileri daha da artacak ve liberal ekonomiler daha fazla devlet gözetiminde bir işleyişe sahip olacak.

• İş dünyası olarak sıkı sıkıya sarıldığımız girişimcilik ve inovasyon anlayışı, toplumsal sorunların çözümünde de etkili olacak.

Hem şirketin hem de toplumun kazanacağı ve daha üstün bir ahlak anlayışının hâkim olacağı yeni bir düzene doğru gidiyoruz. Bu düzende şirketler, hem kendi çıkarlarının peşinde koşacak hem de ilave toplumsal sorumluluklar üstlenecek. Yankelovich bunun adına “Aydınlanmış Kişisel Çıkar” ismini veriyor.

Bu düzende, sadece şirket hissedarlarının çıkarları değil, hem onların hem de toplumun çıkarının aynı anda gözetileceği bir anlayış hâkim olacak. Şirket stratejileri bu amacı gerçekleştirmek için kurgulanacak.

Mevcut ekonomiden yeni ekonomik anlayışa ne kadar zamanda ve hangi düzenlemelerle geçileceğini bugünden öngörmek mümkün değil. Ama bu gelişme kaçınılmaz ve bu dönüşümde hem yerel hükümetler hem de uluslar arası işbirlikleri etkin rol oynayacak.

İçinde bulunduğumuz dönemde krizle nasıl baş edeceğimiz, şirketimizin varlığını nasıl sürdürebileceğimiz konuları elbette acil konular ve bugün itibariyle enerjimizi bunlara vermemiz gerekir. Ama benim görüşüm, şirket nefes alır almaz liderin kendisine sorması gereken soru, “Şirket stratejisinin şirket sahiplerine olduğu kadar şirketin ekosistemine hizmet edip etmediği, şirketin sadece dar anlamda paydaşlarının çıkarlarına değil toplumun çıkarına hizmet eden bir iş modeline sahip olup olmadığı” sorusudur.

Liderin zihninde bu perspektifi yaşatması gerekir.

Coins and green plant isolated on white (Ukraininan coins)

Kriz ortamında, gelecek her zamankinden daha belirsiz bir hal alır. Sadece iyimser ve kötümser senaryolarla stratejik planlama yapmak mümkün olmaz çünkü krizler, gelecek senaryolarını sayılamayacak kadar çeşitlendirir. Bütün bu belirsizlik içinde belki de en iyi rehber, şirketi uzun dönemde kalıcı kılacak yolu şimdiden görüp bunu hayata geçirmek olacaktır. Şunu fark etmeliyiz ki küresel ekonomik krizin nedenleri sadece ekonomi terimleriyle açıklanamadığı gibi yol açması beklenen değişim de ekonomiyle sınırlı kalmayacak. Bu sebeple Aydınlanmış Kişisel Çıkar felsefesini hayata geçirmek romantik değil seçebileceğiniz en gerçekçi ve en sağlam strateji olacaktır.


Yorumlar

  1. Alternatif geleceklerimizin birinde bahsettiğiniz "başka dünya’nın" mümkün olduğu inanıyorum. Ancak bunu kendi kendine gerçekleşecek bir süreç olarak görmüyorum. Fukuyama’nın anlattığı gibi insanlığın kendi evrimini sonlandırması bile olabilir şu andaki sosyo-ekonomik düzenin yarattığı ve koruduğu döngü.

    Dünya’daki bilinçli ve sorumlu her insanın ikinci değil ilk senaryonun gerçekleşmesi adına çaba göstermesi-göstertmesi gerekiyor. Bu yazı onun önemli bir parçası.

    Çoğu pazar/şirketi yönlendirenin kitlesel tüketici haraketleri olduğunu da dikkate alırsak en önemli darboğaz tüketicilerin alışveriş seçimlerinde seçtikleri markada bu erdemleri kriter olarak alacak derecede bilinçli olmalı. Yine aynı şekilde kendimiz adına bu yolda–tüketicinin bu derecede bilinçlenmesi desteklemek adına–çaba gösterme isteğinde olmalıyız. Bu yolda ne yapılabilir, cevabı olanlar paylaşmalı.

  2. Başka bir dünya çok etkileyici…Fakat sonuna kadar tükenişe dek zamanı var yenilenmenin kanaatindeyim…Sahip olma ve ben tanımlaması ilikleri de aşmış kanımca insanda öz olmuş benlik olmuş…ve birilerinde hala var… ve onlar bundan vazgeçme niyetinde değiller… evet uyanış başladı… sadece kişisel yada kurumsal çıkarlarla biryere gidilemiyor…sadece tüketiliyor… ama daha tüketilmeli çünki birilerinde hala var ve onlar gönüllü vermek istemiyorlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Konuyla İlgili Makale ve Linkler

  1. Francis Fukuyama, “Social Capital and Civil Society”

    http://www.imf.org/external/pubs/ft/seminar/1999/reforms/fukuyama.htm
  2. Roy Scott, “Fair Trade: Will this be enough?”, One Village, 07.03.2003

    http://onevillage.org/fairtrade-history.htm
  3. Fair Trade – Wikipedia

    http://en.wikipedia.org/wiki/Fair_trade
  4. Fair Trade

    http://www.fairtrade.net/
  5. Davos Zirvesi

    http://www.weforum.org/en/index.htm
  6. Fareed Zakaria, The Rise of the Rest, The Daily Beast, 03.05.2008.

    http://www.newsweek.com/id/135380
  7. Fareed Zakaria – official website

    http://www.fareedzakaria.com/
  8. Francis Fukuyama – Wikipedia

    http://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Fukuyama
  9. Ian Davis, “What society expects from business” – video

    http://www.mckinseyquarterly.com/What_society_expects_from_business_2213