Hayat Bazılarına Hoyrat Bazılarına Şefkatli Davranır

Babaları 1998 yılının başında öldüğünde Kısmet 35, ağabeyi Fikret 37 yaşındaydı. Babaları hayattayken sahip oldukları inşaat şirketini çok iyi yönetiyorlardı çünkü önemli kararların hepsinde babaları devreye giriyor, hiçbir sorun çıkmıyordu. Ama sonrasında aralarındaki görüş ayrılıkları giderek çoğaldı ve ortaklıklarını ayırmaya karar verdiler. Şirkete ait iki araziyi kura çekerek bölüştüler. Kısmet’e İstanbul Zekeriyaköy’deki arazi; ağabeyi Fikret’e de yeni satın aldıkları Gölcük deniz manzaralı büyük arazi düştü. Her iki arazinin de değeri birbirine çok yakın olduğu için kimse payına düşene itiraz etmedi. 

Ayrıldıktan sonra her iki kardeş de en iyi bildikleri işi yapmaya koyuldular. Kısmet Zekeriyaköy’de lüks villalardan oluşan bir site yapmaya başladı. Ağabeyi Fikret ise hissesine düşen Gölcük arazisini ipotek ederek banka kredisi aldı ve üst gelir grubunu hedefleyen, o dönemin en gözde konut projesinin inşaatına başladı.

Çok kısa bir zaman sonra, hiçbirimizin aklından çıkmayan o korkunç 17 Ağustos 1999 depremi Marmara bölgesini vurdu. İstanbul Avcılar ve Sakarya’yla beraber Gölcük çok büyük kayıpların yaşandığı yer oldu. Türkiye deprem yaralarını kısa zaman sonra sarmaya başladı ama Gölcük arazisinin inşaat değeri kalmadı; üstelik Fikret çok yüklü banka borcuyla baş başa kaldı.

Kısmet’in Zekeriyaköy arazisi ise depremden hiç etkilenmediği gibi, o bölgenin İstanbul’un en sağlam zemini olan bölgesi olduğu ortaya çıktı. Depremden hemen sonra Zekeriyaköy’ün değeri de Kısmet’in yaptığı villalara talep de çok arttı. 

Fikret ise banka borçlarını ödeyebilmek için arazisinde tarım yapmaya başladı. Evini İstanbul’dan Gölcük’e taşıdı. 2000 yılında ödemeye başladığı borçlarını ancak 2017 yılının sonlarında bitirebildi. Şimdi patates üreten bir çiftçi olarak hayatını devam ettiriyor. 

Kardeşi Kısmet Zekeriyaköy projesinden sonra Suriye’de iş imkanları araştırdı ve büyük bir inşaata başlayacakken 2011 yılının başında Ukrayna’dan bir ortaklık teklifi aldı ve orada taahhüt işleri yapmaya başladı. Bu kararı aldıktan hemen sonra Suriye karıştı; iç savaş çıktı. Eğer Suriye’de yatırım yapsaydı bütün servetini kaybedecekti ama önce Ukrayna sonra Rusya’da iş yapmaya başladığı için 2018 yılının ikinci yarısında Türkiye’de başlayan iç talep daralmasından da etkilenmedi. 

Geçenlerde Sermaye Dergisi’ne verdiği röportajda “Başarının sırrı öngörülü olmakta yatar.” demiş. Çok para harcayarak döşediği her ayrıntısından belli olan çalışma odasında çektirdiği fotoğraflarda yüzündeki ifade gurur ve memnuniyet doluydu.

Hepimizin hayatı, mümkün olan sayısız seçenekten sadece birini yaşamaktan ibaret. Eğer Kısmet’e Gölcük arsası çıksaydı ya da son anda kendi iradesinden çok başkalarının ısrarıyla vazgeçtiği Suriye yatırımını yapsaydı bugün böyle konuşacak durumda olamazdı.


İnsanlar genellikle başarılı olduktan sonra başarıyı sadece kendi gayreti ve aldığı kararların isabeti sayesinde elde ettiklerini zannederler. Aslında başarılı olmalarında şanslarının büyük payı vardır ama başarının sadece kendilerinden kaynaklandığı yanılsamasına kapılarlar. Çoğu patronun iş dergilerine verdiği röportajlar bu anlayışın ürünüdür. Onun için kendilerini öve öve bitiremezler.

Başarılı olanlar elbette çalıştıkları, gayret gösterdikleri için başarılı olmuşlardır ama başarı için bunlardan daha önemlisi hayatın insana nasıl davrandığıdır. Hayat bazılarına hoyrat bazılarına şefkatli davranır. 

Başarılı olduktan sonra, başarılarını sadece kendi kişisel nitelikleriyle açıklayan patronlara gülüp geçmek lazım.  

Yorumlar

  1. Hocam güzel bir yazı olmuş,
    Ben son paragrafı bir atasözüyle özetleştiricem
    Bazı horozlar kendi öttükleri için güneşin doğduğunu zannedermiş
    Umarım öbür kardeşin de şansı yaver gitsin.

  2. Hocam daha önce de buna benzer bir konuda twitter’da kısa yazışmamız olmuştu. Sanki şans’ın ötesinde ya da şans diye tarif ettiğimiz kavramın dışında bir durum bu.

    “Bütün bunlara bilgimden dolayı sahibim” diyen bir Karun örneğinin yanısıra, size Kehf suresindeki “iki adam örneği” bölümünü -okumadıysanız- okumanızı öneririm. Anlattığınız konuyu anlatıyor aslında. Özellikle de odasında gururla “benim öngörülerim” diye böbürlenen adamı.

    Çok önemli bir konuyu dile getirmişsiniz. Şahsen ben de bir başarıya ulaşsam, bunu mutlak olarak kendimden bilme gafletine düşer miyim ya da şans/takdir/denenme -artık ne derseniz- seçeneklerinden hangisine yönelirim bilemiyorum. Bir dergiye röportaj verirken, bir kürsüden konuşurken “bütün bunlar benim bilgimin, tecrübemin, öngörümün bir sonucudur” der miyim yoksa “Bu rabbimin bana bir ikramıdır” diyebilir miyim, beşer olarak kendimden de emin değilim. İnsan için çok tehlikeli bir durum; bir başarıya, zenginliğe, güce ulaşmaktır bence.

    Teşekkürler yazınız için.

  3. Şüphesiz kişilik özelliklerinin, inançların, düşüncelerin olaylara verdiğiniz tepkiler üzerinde büyük etkisi var. Bu da sonucu etkiliyor. Dolayısıyla insanın farkındalığını artırması için çabalaması gerekli. Ancak sonuçta bu çabayı gösterme isteği bile bir lütuf, şans. Başarı ise son derece göreceli birşey. “Ben ben ben” diyen insan aslında oldukça başarısız bir hayat sürmüştür.

  4. Ders çıkarılası bir yazı olmuş.Elinize sağlık. Sizi ilgi ile takip ediyorum.
    Yazıda da belirttiğiniz gibi, başarılı olmak eline geçen fırsatı en iyi şekilde değerlendirip, değerlendirmediğinle de ilgilidir. Ben bunu biraz yemek yapmaya benzetiyorum. Yani elinde her türlü malzeme var. bu malzemeden güzel yemek çıkarmak veya kötü yemek çıkarmak tamamen senin elinde.

    Sağlıcakla kalın…

  5. Güzel bir örnekle açıklanmış, çok doğru bir anlatım. Benzer örnek benim ve eşimin iş hayatı için de geçerli. Çalışma hayatı başarısında şans faktörünün de çok etkili olduğuna inananlardanım. Tribüne oynamak da her daim bazı başarıların önüne geçmektedir. Teşekkürlerimizle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir