Marka Yaratmak, Marka Olmak

Marka yaratmak girişimcinin inisiyatifinde yani kendi elinde olan bir süreçtir. Marka olmak ise geniş kitleler nezdinde bilinir ve bulunur olmakla mümkündür.

Marka, yönetim ofisinde yaratılır. Girişimci önce markaya bir isim verir. Marka ismi son derece önemlidir çünkü markanın en önemli iletişim gücü, ismidir. Bu nedenle markanın ismini hafife almamak gerekir

Markanın ismini belirledikten sonra girişimci marka kimliği tasarlayan bir ajans veya bir uzmanla anlaşır. Markanın rengine, amblemine, logosuna karar verir. Yani markaya bir kimlik oluşturur. Girişimcinin bu aşamada dikkat etmesi gereken en önemli konu markayı rakiplerinden ayrıştırmaktır. Çünkü markanın işlevi ürün veya hizmeti benzerlerinden ayrıştırmaktır

Artık marka yaratılmış ve insan içine çıkmaya hazırdır. Eğer girişimci bu süreci iyi yönetmezse ileride pişman olabilir. Üzerinden zaman geçtikçe bir markanın ismini değiştirmek veya kimliğini değiştirmek çok zahmetli ve pahalıdır. 

Fakat şirketin markayı yaratmış olması, marka olmaya yetmez. Marka olmak için iki koşul daha gereklidir. Birincisi söz konusu ürüne veya hizmete ihtiyaç duyan insanların markayı hatırlamaları; ikincisi ise alışverişe çıktıklarında markayı karşılarında bulabilmeleri gerekir. 

Marka şirketin dışında yani pazarda oluşur. Bilinir ve bulunur olmak markanın pazarda oluşturduğu varlıklardır. (ürünler fabrikalarda üretilir, markalar insanların zihinlerinde yaratılır.) Markanın bilinir olması için şirketin düzenli reklam yapması ve insanların hafızalarını sürekli tazelemesi gerekir.

Sadece bilinir olmak da yetmez. Alışverişe çıkan insanların markayı karşılarında bulmaları ve ona kolayca ulaşabilmeleri gerekir. Bunun için şirketin sattığı ürün ve hizmeti, bütün satış kanallarında dağıtma becerisi göstermesi gerekir. Markanın hem fiziki hem de online satış kanallarında her zaman insanların karşısında hazır bulunması gerekir.

Bilinir ve bulunur olmak gibi iki yalın kavram, aslında ulaşması emek, zaman, para isteyen zor hedeflerdir. Zaten kolay olsaydı, her şirket marka oluşturmayı başarırdı. Pazarlama derinleşmek değil, yaygınlaşmak demektir.

Girişimcinin, pazarlamayı “bir ihtimaller dünyasını yönetmek” olarak görmesi lazımdır. Her ürün kategorisinde, her gün milyonlarca insan, onlarca markanın rekabet ettiği bir ortamda akıllarındaki markalardan birini satın alır. Bu süreç, doğası gereği, tesadüflerle yani ihtimallerle dolu bir süreçtir. Bir insanın bir ürüne ihtiyaç duyması, birçok marka arasından söz konusu markayı hatırlaması, o markanın satış kanalında bulunur olması;  istediği cinsi, paketi, boyu, bedeni, rengi… bulabilmesi gibi birbirine bağlı sayısız ihtimal vardır. Bu ihtimallerin hepsi bir markanın lehine işlediği takdirde, o marka satış yapar. Pazarlama yapmak, ihtimaller dünyasını yönetmek demektir.

Marka olmak için girişimcinin uzun vadeli bir bakış açısına sahip olması gerekir. Ama maalesef bizim ülkemizin kültürü, uzun dönemli düşünmeye değil, kısa dönemde sonuç almaya yönelik bir kültür. Hemen her girişimcinin marka olma rüyası var ama bunu gerçekleştirebilen şirket sayısı pek az. Türkiye’de mükemmel ürünler üreten şirketler, uzun vadeli hedeflerini gerçekleştirme kararlılığı gösteremedikleri için marka olamazalar. Karşılarına çıkan zorluklarda ve engellerde kısa döneme öncelik verip, uzun döneme yatırım yapmaktan vaz geçerler. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin markalarına fason üretim yapmak zorunda kalırlar.

Yorumlar

  1. Güven Borça, yıllar önce “Bu topraklardan dünya markası çıkar mı?” diye sormuştu. Elbette çıkar ama marka olmanın gereklerini yapacak girişimciler olursa çıkar.

    Değerli Hocam; Böylece biz marka uzmanlarına da daha yeni çalışma sahaları açılmış olur…

    1. Burada en büyük sorun sanırım marka uzmanlarına danışmadan yönetim kurullarının şirketlerin isimlerini herhangi bir kaygı olmadan rahatlıkla değiştirmeleri de etki ediyor fikrindeyim.Girişimciler için çok ders çıkar bu yazıdan.Çok teşekkürler Temel Hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir