Mış Gibi Yapmak

Doğayı o kadar hoyrat kullandık ki artık kimse doğayı kirletene, ağaç kesene, doğal dengeyi bozana tahammül edemiyor. İklim değişikliğinden herkes korkuyor.

Sadece doğal çevremizi ilgilendiren sorunlara değil, insanlar pek çok toplumsal soruna da artan bir duyarlılık gösteriyor. İnsan hakları ihlali artık daha çok tepki görüyor. Irkçılık ve nefret söylemi ileri toplumların hepsinde yasaklanmış durumda. Geri kalmış ülkelerde hala açlıkla mücadele eden 700 milyondan fazla insan var.

Bunlar küresel dünyanın hemen her yerinde insanların ortak duyarlılıkları.

Son yıllarda bazı büyük küresel şirketler toplumsal veya çevresel bir sorununu kendilerine dert edinip bu soruna karşı savunuculuk görevi üstleniyor. Sattığı ürün veya hizmetin reklamını yapmak yerine savunucusu olduğu konuyu gündeme taşıyan reklamlar yapıyor.

Bazıları daha da ileri gidip şirket vizyonlarını ve misyonlarını yeniden kaleme alıp dünyayı kurtarmayı amaç ediniyor. “Geleceği birlikte yaratmak”, “her gün daha iyi bir dünya için çalışmak” gibi büyük fikirleri sahipleniyor.

Son yıllarda Cannes yaratıcılık festivalinde ödüllerin çoğu bu tür işlere veriliyor. Mediacat genel yayın yönetmeni Pelin Özkan’ın da işaret ettiği gibi markaların sahiplendikleri ulvi amaçlar son yıllarda reklamcıların yeni gözdesi. Bu yıl verilen 29 büyük ödülün neredeyse tamamı toplumsal faydayı öne çıkaran, iletişimin odağına “marka amacını” koyan proje ve kampanyalara gitti.

Ben ise şirketlerin yaptıkları bu tür işlerin çoğunun göz boyamaktan ibaret, gelip geçici işler olduğuna inanıyorum. Bu iletişim faaliyetlerini fayda sağlamaktan çok toplumsal duyarlılığı istismar eden işler olarak görüyorum.

Toplumsal bir duyarlılığın savunucusu olan şirketlerin büyük çoğunluğu yaptıkları işin özünde hiçbir değişiklik yapmadan sadece iletişim faaliyetinde bulunuyor. Şirketin her faaliyetini olduğu gibi koruyup sözde dünyayı, insanlığı, geleceği kurtarmayı kendisine görev edinmiş gibi davranıyor.

Bence bu şirketlerin dünyayı kurtarmaya kendi faaliyet alanlarından başlamaları daha doğru olur. Önce çalışanları ve müşterileri (tüketicileri) olmak üzere, bütün ilişkilerinde sorumlu, şeffaf, adil olmaları; attıkları her adımın hesabını vermeleri gerekir.

Oysa bugün toplumsal sorunların savunucusu olan şirketlerin çoğu doğru düzgün vergi ödemeyen şirketlerdir. Eğer daha iyi bir dünya istiyorlarsa işe önce vergilerini eksiksiz ödeyerek başlamaları gerekir.

Bence araştırma şirketlerinin “en beğenilen şirketler” sıralaması yaparken aynı zamanda her şirketin ne kadar vergi ödediğini de yayınlaması çok yerinde olur. Bir şirket eğer vergisini ödemiyor ya da kazancının tamamına yakınını faaliyet yapığı ülke dışına taşıyorsa, bu şirketin “en beğenilen şirketler” listesinde yer almaması gerekir.

Yorumlar

  1. bütün yazılarınızı okuyorum Temel Bey.
    harika yazılarınız her biri ders niteliğinde .kaleminize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Konuyla İlgili Makale ve Linkler

  1. Time to get back to reality, The Drum, 16 Haziran 2019

    https://www.thedrum.com/opinion/2019/07/16/the-battle-brand-purpose-it-not-csr
  2. Pelin Özkan, Reklamcıların Yeni Gözdesi: Brand Purpose, Mediacat, Temmuz-Ağustos 2019

    https://mediacat.com/reklamcilarin-yeni-gozdesi-brand-purpose/
  3. Temel Aksoy, Toplum Sosyal Sorumluluğu Devletten Değil, Şirketlerden Bekliyor, 10 Şubat 2009

    https://www.temelaksoy.com/toplum-sosyal-sorumlulugu-devletten-degil-sirketlerden-bekliyor/
  4. Temel Aksoy, Şirketin İtibarı Toplumun Verdiği Kaanat Notudur, 22 Ocak 2013

    https://www.temelaksoy.com/sirketin-itibari-toplumun-verdigi-kanaat-notudur/
  5. Temel Aksoy, Marka Vizyonu, 27 Haziran 2017

    https://www.temelaksoy.com/marka-vizyonu/
  6. Temel Aksoy, Kurumsal Sosyal Sorumluluk, 11 Temmuz 2017

    https://www.temelaksoy.com/kurumsal-sosyal-sorumluluk/