Hayatta Ne Kadar Başarılısınız?

Çoğu insan iyi bir hayatı parayla ölçer. Başarıyı sadece sahip olduklarıyla tanımlar. Onlar için iyi bir ev, iyi bir araba, iyi giysiler… her şeyden önemlidir.

Maddi kazanç elbette önemlidir çünkü belirli bir gelirin altında kalmak sefalet getirir. İnsanın karnını doyuracak parasının olmaması sürünmesi demektir. Kötü şartlarda yaşayan insanın başarıdan ya da mutluluktan söz etmesi mümkün değildir.

Ama diğer taraftan çok para kazanmak tek başarı ölçütü değildir. Yüksek gelir sahibi olmak insana konforlu bir hayat sunsa da hayatta bundan daha değerli ve önemli konular vardır.

Harvard İşletme Okulu profesörlerinden Clayton Christensen, bütün zamanını işe adayan ve çok para kazanan insanlarla yıllarca iç içe yaşadıktan sonra bir kitap yazdı. Bu kitapta gerçek başarının para kazanmaktan başka nedenlere bağlı olduğunu anlattı.

Christensen, insanın yaşadığı hayattan tatmin olması için bir “hayat stratejisi” geliştirmesi gerektiğini söyler.

1-İlk adım olarak insanın hayatta kendisini neyin motive ettiğinin farkına varması gerekir.

Mesela öğrenmekten ve yeni yerler, yeni şeyler keşfetmekten büyük keyif alan bir insanın -sırf geliri daha çok olduğu için-  kendini masa başında bir işe mahkum etmesi ona büyük tatminsizlik yaşatır. Bu nedenle insanın tutkusunu bulması iş bulmasından daha önemlidir.

2- İkincisi, insanın kendisine bir hedef belirlemesi ama gerektiğinde de yeni yolları denemesini bilmesi gerekir.

Başarılı olmak için insanın önüne çıkan zorluk ve engellere rağmen saptadığı stratejiye sarılması şarttır. Çünkü sebat etmeden başarı elde edilemez.

Fakat öyle durumlar olur ki evdeki hesap çarşıya uymaz. Bazen hayat insanın karşısına öyle engeller çıkartır ki bunları aşmak mümkün olmaz. Böyle bir durumda stratejide ısrar etmek kaynakları boşa harcamaktır.  Seneca‘nın dediği gibi, “Rüzgârın yönünü tayin edemeyebiliriz ama yelkenlerimizi rüzgara göre ayarlayıp gemimizin yönünü değiştirebiliriz.”

Çelişkili gibi görünse de başarılı olmak için bir taraftan kararlı ve sabırlı bir idealist diğer taraftan da hayatı olduğu gibi kabul eden bir realist olmak  gerekir.

3- Christensen’in dikkat etmemizi önerdiği üçüncü konu ise insanın kaynaklarının etkili bir şekilde yönetmeyi öğrenmesidir.

İnsanın sahip olduğu kaynaklar sadece parasal kaynaklar değildir.  İnsanın sağlığı, zamanı, yetenekleri, bilgisi, cesareti, deneyimi, dostları ve sosyal ilişkileri gibi kaynakları vardır.

Çoğu insan günlerini hatta yıllarını zaman gibi yeri doldurulamaz kaynağını boşa harcayarak geçirir. İnsanın  kendine koyduğu hedefe varabilmesi için bütün kaynaklarını etkili bir şekilde seferber etmesi gerekir. Ancak bu sayede hedefe ulaşma şansını elde edebilir.

4- Dördüncüsü, insanın ailesine ve dostlarına ayırdığı zamandır. İnsan sevdiklerine yeterince zaman ayırdığı ve onlarla dolu dolu zaman geçirdiği ölçüde mutlu olur. Çoğu insan hayatta kendine bir yer açmak, bir hedefe varmak için çabalarken sevdiklerini görmez olur, onları ihmal eder.

İş hayatı-özel hayat dengesi dendiği zaman benim aklıma hep Can Yücel’in Milli Eğitim Bakanı babasına (Hasan Ali Yücel) yazdığı “Ben hayatta en çok babamı sevdim” şiiri gelir.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu
40’ı geçerse ateş, çağrırlar İstanbul’a
Bir helalleşmek ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim…

Bugünkü aklımla biliyorum ki insana en çok mutluluk veren şey ailesi ve dostlarıyla geçirdiği zamandır. Başarılı olma hedefi peşinde koşarken insanın sevdiklerini ihmal etmesi, hayatı ıskalaması demektir.

5- Beşincisi, insanın empati duygusunu geliştirmesidir. Hem özel hem de iş ilişkilerinde insanın her zaman kendisini muhatap olduğu insanın yerine koyarak davranması gerekir.

Bir insan ilişki içinde olduğu insanların bakış açılarını anlayıp, hayata onların gözünden bakabilirse hem çok başarılı hem de çok mutlu olmanın kapılarını açar.

6- Altıncısı insanın çocuklarını doğru yetiştirmesidir. Bence insanın hayattaki en önemli sorumluluğu -eğer varsa- çocuklarını eğitmektir. Her anne baba, imkanları ölçüsünde çocuklarının fiziksel ve akli gelişmesini sağlamak ve bunun yanı sıra onların ruhen olgunlaşmasına destek olmak zorundadır.

Kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi sorunlarını çözebilen, kendini geliştirebilen çocuklar yetiştirmek hayatta başarılı olmanın en önemli ölçütlerinden biridir.

7- Başarılı olmak için insanın hem bazı değerlere sahip olması hem de bu değerlerle uygun davranması gerekir.

“Değerler” diye adlandırdığımız soyut kavram aslında bizim gündelik kararlarımızın arkasındaki pusuladır. Mesela dürüstlüğü bir değer olarak benimseyen insan “para kazanmak-gerçeği saklamak” gibi bir ikilemle karşı karşıya kaldığında, gerçeği söylemeyi tercih eder. Para kazanmayı önemseyen insan ise tersini yapar.

Bir insanın değerlerinin neler olduğunu belirlemesi başlangıç noktasıdır. Ama insanın sadece değerlerini belirlemesi yeterli değildir. Asıl olan insanın sahiplendiği değerleri taviz vermeden uygulama kararlılığı göstermesidir.

İnsanın değerlerinden taviz vermemesi, onu özü sözü bir davranış düzeyine çıkarır. Bu düzeye ulaşmak, hayattaki en önemli başarı ölçütlerinden biridir.

8- Christensen’e göre hayatımızı yönetirken çok önemli bir konu da alçak gönüllü olmaktır. Çoğu insan farkında olmadan şişik bir egoyla dolaşır. Şişik bir ego sadece insanın kendisini beğenmesine ya da yaptıklarını abartmasına yol açmakla kalmaz, bundan daha kötüsü başkalarını  değersiz görmesine, onları hafife almasına neden olur.

Alçakgönüllü olmak bir özgüven göstergesidir. Üstelik alçakgönüllülükle öğrenmeye açık olmak arasında yakın bir ilişki vardır. Özgüveni yüksek insanlar hangi yaşta, hangi konumda olurlarsa olsunlar öğrenmeye açıktırlar. Özgüveni düşük insanlar ise başkalarına üstünlük taslama kaygısıyla maalesef öğrenme ve gelişme fırsatını kaçırırlar.

9- Son olarak insanın “başarılı olmayı” kendisinin bir yere varmasıyla değil başka insanlara sağladığı faydayla ölçmesi gerektiğidir.

Christensen’e göre bir insanın başarısının ölçütü, kazandığı para ya da eriştiği şöhret değil, başka insanların hayatlarına ne kadar olumlu katkı yaptığıdır.

Charles Handy, “Toprak altındaki bir insanın kaç milyon dolar kazandığını gösteren bir mezar taşı yoldan geçenlerin hiçbirini etkilemez. Önemli olan kazandığı o milyonlarla ne yaptığıdır.“ der.

Ailesine, sevdiği insanlara, değerli bir amaca ya da ihtiyacı olan insanlara olumlu bir katkıda bulunmayan bir insanın çok para kazanmasının ya da çok ünlü olmasının bir değeri yoktur. İnsanın mutlu olması için kendisine olduğu kadar hatta daha çok başkalarına faydalı olması gerekir.

Gerçek zenginlik insanın başkalarının hayatlarında yarattığı olumlu farklardır.

Not: Harvard Üniversitesi’nin ünlü profesörü Clayton Christensen , 23 Ocak 2020’de hayata veda etti.

Biz Clayton Christensen’i inovasyon üzerine yazdığı kitaplardan tanıdık. Christensen inovasyonların nasıl yapıldığını, nasıl yaygınlaştığını, tahrip edici inovasyonların dinamiklerini anlatan kitaplar yazdı. Bu alanda başka yazarların kolay ulaşamayacağı bir üne kavuştu.

2011 yılında “How will you measure your life” isimli bir kitap yazdı. Ben bu kitabı okuduktan hemen sonra 2 Ocak 2012’de bu yazıyı yazdım. Bu versiyonda ise kapsamlı değişiklikler yaptım.

Yorumlar

  1. Temel Bey, sitenizde ki hemen hemen tüm yazılarınızı okudum, kitabınızı da hatta arkadaşlarıma aldırıp okuttum. Videolarınızı dinledim.
    Bir videonuz da anlattığınız hatıranız ( hsmburgercinin önünde arabanın anahtarlarını trafik polisine vermeniz) işte bu???
    Malesef, yazdıklarınız “doğrular” ancak yaşanan “gerçek” ülkemiz ve dünya için bu. “Güç” insanları bambaşka hale getiriyor, Sizin gibi bunun farkına varan insanlar yönlerini değiştirip, yanlışlarını anlatıyor.
    Ama çoğunluk bu gücü en sonuna kadar kullanıyor maddi manevi doyuma ulaşıyor, etrafında ki insanlar umrunda olmadan.
    Bu sayı o kadar çok ki.
    O zaman “rüzgara göre geminin yönünü değiştirmek” çok zor oluyor.
    Tabi ki ümitsiz olmak istemiyorum. Ama “gerçeğin” şartları ağır.
    Saygılar.

    1. GERÇEĞİN ŞARTLARI AĞIR gördüğüm en güzel cümle olabilir teşekkürler bunu hayatıma kattığınız için

  2. Bu yazidaki “bence insanin en onemli sorumlulugu cocuklarini egitmektir” kismi talihsiz bir ifade olmus. Cocugu yoksa insanin, en onemli sorumlulugu da yok mu demek bu?

    Düzelttim.

  3. 8. ve 9.maddeleri çok önemsedim. Bu tip yazılarınızı keyifle okuyorum. Üstelik bunun için bir ücret dahi talep etmiyorsunuz. Hiç okumadığımız kaynaklardan,fikirlerden, paylaşımlarınız sayesinde yararlanabiliyoruz.Topluma ciddi katkı sağlıyorsunuz.Kendi adıma teşekkür ederim.

  4. Yazılarınızı severek takip ediyoruz.Her yazınız, bizde yeni bir ufuk açıyor.Emeklerinize sağlık..

  5. Temel Bey, kıymetli yazılarınızın takipçisiyim. İnce eleyip sık dokuduğunuz emekleriniz için müteşekkirim.

    2012 yılı başlarında yelken açtığım, bireyden başlayan ve topluluklara yayılan değişimi; “tetikleyen”, “ilham veren ve harekete geçiren” olma hayalime hayat veren öz yolculuğumda, Clayton Christensen’in “Yaşamınızı Neyle Ölçeceksiniz?” diye Türkçeleştirdiğim makalesi, kitabı ve web sitesi bir dönem önemli bir yer tuttu.

    http://www.measureyourlife.com/

    Bir ekibe yöneticilik ve liderlik etme hayalindeki insanlara, dilim döndüğünce, Christensen’den damıtabildiğimi aktardım.

    Maddi dünyayı inovasyon paradigmasıyla şekillendirse de, manevi dünyayı, bu başlığıyla şekillendirmesi, beni ona daha bir güçlü bağladı.

    Şimdi bu boyuttan ayrıldı. Dokunduğu insanlarda yarattığı olumlu etkiyle yayın yapmaya ve yaşamaya devam edecek. Anısına saygıyla…

    Sevgi ve saygılarımla, Özkan Zere

    Düşüncelerimi merak edenler için bir linki bırakayım.

    https://www.ozkanzere.com/yasaminizi-neyle-olceceksiniz.html

  6. merhaba Temel Bey, her hafta yazınızı merakla bekliyorum.
    kendime çok güzel dersler çıkarıyorum. Bi nevi kendimi geliştirmem için yazılarınızı sıkılmadan okuyorum. Teşekkürler.

  7. Kazanılan veya kendinden gelebilecek bir eşya, cisim , para, kariyer vs. gibi sonuçlar ta başlangıçta onlarla "varlığını tanımlama&ispat etme" amacı ile elde etmek istediğinde; henüz hedeflediği yaşam şeklinin başında kapitalizmin ördüğü tatminsizliğin ve anlamsızlığın ağlarına takılıyor kişioğlu.

    Egosunun/Nefsinin/varlık iddiasının günden güne sinsice bir “firavun”a dönüştüğünün farkına varamayan bu kişi(hedefine ulaşamadığında dahi), “istenilen her şeye sahip olmak” olarak tanımlanan günümüz “yüksek yaşam standartı” gibi yapay bir ilke ile kazandıkları ve kazanacakları “şey”leri hayali geleceğine uyarlayarak “kapitalizm örümceği”ne kocaman ve lezzetli bir akşam yemeği hazırlamış oluyor. Böylelikle fikirlerden ve duygulardan oluşan bu insanoğlu gibi azim bir varlık, zamanın yüklediği bilgi çipleriyle büyük markaların-pazarlamacıların ve Nemrut ailelerinin belirlediği şekilde zamanını tüketip ayrılıyor buradan. Sadece barınma ve yemek karşılığında çalışan milyarlarca modern kölenin oluşturduğu bu çokluğun önde gelenlerinden sadece biri olan bu nemrut adayı, diğer binlercesi gibi başarısız olarak kapitalizmin ağlarının genişlemesinden başka bir şeye yaramıyor. Böylece ne değer kalıyor geride ne erdem…

  8. Merhaba Temel Bey, blogunuzda bazı yazılarınızı okudum. Bu blogu daha önce keşfetmediğime üzüldüm doğrusu.
    Günümüzde insanları bir anda balon gibi şişirip hüsrana uğratan kişisel gelişim konusu altında yazılmış birçok kitap ve yazı varken; sizin böyle bir iddia olmaksızın sade ve güvenilir yazılarınızı bir okuyucu olarak takdir ettim. Huzurlu bir farkına varma ve düşündürme tarzınız olduğunu düşünüyorum.
    Bütün emekleriniz ve paylaşımlarınız için teşekkürler.

  9. temel aksoy’un bu yazısını da büyük bir dikkatle okudum. kendisini kutluyorum. çok önemli bir konuyu ele almış. insanın mana arayışı tekrardan gün yüzüne çıkıyor. batıda ve amerika’da bu konu çok sıcak ve gündem’de. jim collins’in kitaplarında da aynı yaklaşımı görüyoruz. tekrar tebrikler. yalçın ipbüken

  10. Merhaba,
    Elinize saglik, çok güzel bir yazı.
    Ancak, maalesef şu an birtakım maddi zincirlerle bağlanmış olmak insanı değerlerinden saptırabiliyor. O yüzden elimden geldiği kadar her türlü maddi bağımlılıktan uzak kalmaya çalışıyorum (mesela, banka kredisi çekmemek için elimden geleni yapıyorum).
    Selamlar.

  11. Merhaba; söylediğiniz gibi diğer insanların hayatlarına katkıda bulunabilmek büyük bir erdem.
    İnsan olmanında erdemleri var, ama herşey gibi onu da kaybetmek üzereyiz.
    En büyük yatırım insana yapılan yatırımdır.
    Yazılarınızı büyük bir keyifle okuyorum ve çok şey öğreniyorum.takibimdesiniz::))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir