Türkiye’nin Kültürü

Bir toplumun kendine özgü düşünce ve davranışlarına “toplum kültürü” denir. Hollandalı sosyal psikolog Geert Hofstede’e göre kültür, toplumları birbirinden ayırt eden zihin programlarıdır.

Aynı toplumda yetişen insanlar ortak düşünce ve davranış biçimlerine sahip olurlar; olaylara benzer şekilde bakar, benzer tepkiler verirler.

Bir toplumun kültürü yemeklerinden, mimarisinden, giyim tarzlarından,  paylaştıkları hikâyelerden, yücelttikleri tavır ve davranışlardan anlaşılır.

Kültür bir yazılım gibi insanların zihnine işler. İnsanlar bu yazılımı ana dillerini öğrenir gibi farkında olmadan öğrenirler.

Kültür insan yapımıdır; genetik değildir. Toplumların benimsedikleri düşünce ve davranışlar zaman içinde kalıplaşır, gelenek olur ve kuşaktan kuşağa aktarılır.

Geert Hofstede toplumların kültürlerini altı farklı boyutta ele alır. Bu altı boyutu inceleyerek her toplumun kültürünü “okumak” mümkündür.

1. Toplumun ne kadar eşitlikçi olduğu.

Türkiye gibi ülkelerde insanlar güçlülerin gücünü sorgusuz sualsiz kabullenirler.  Bizim gibi ülkelerde unvanı ya da parası olan insanların kendilerini üstün görmeleri doğal karşılanır. Liderler “baba” rolündedirler. Güce sahip olanlar toplum içinde ayrıcalıklı davranma özgürlüğüne kavuşurlar. Türkiye gibi toplumlarda insanlar güçlü olana tapınırlar.

Bazı toplumlar ise eşitlikçidir.  Mesela Danimarka gibi ülkelerde başbakanlar işe bisikletle giderler.

2. Toplumun bireysel mi yoksa toplumcu mu olduğu.

Bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda insanlar bağımsız olmak ve kendi ayaklarının üzerinde durmak isterler.  Herkes kendinden sorumludur. İnsanlar kendi kimliklerini yaptıkları işle ifade ederler. Bu toplumlarda özel hayat kutsaldır. Bu toplumlar “ben kültürünün” hâkim olduğu bireysel toplumlardır.

Toplumculuğun hâkim olduğu toplumlarda ise insanlar ailelerini, doğdukları şehirleri, hemşeriliği önemserler. Kendilerini tanıtırken önce nereli olduklarını söylerler.  İnsanların özel hayatları ailenin istilası altındadır. Bu toplumlarda “birlik ve beraberlik” en önemli değerdir.

Türkiye bireyselliğin zayıf olduğu, “biz kültürünün” hâkim olduğu toplumcu bir ülkedir. Bu sebeple  bizim toplumumuzda insanlar tanıştıkları insanlara  “Nerelisin?”, “Hangi okuldansın?”, “Kimlerdensin?” gibi sorular sorarlar.

3. Toplumun belirsizliği ne kadar kabullendiği.

Bazı toplumlar belirsizlik karşısında daha tedirgin olurken bazıları belirsizliği daha normal karşılar. Türkiye’nin belirsizliğe çok tahammülü yoktur. Güvensizliğini telafi edecek toplumsal kurallara ihtiyacı vardır.

Belirsizliğe tahammüllü olmayan ülkelerde insanlar kuralların belirli ve yazılı olmasını isterler. Geleceği ellerinden geldiği ölçüde belirlemek ve belirsizliği azaltmak isterler.

4. Toplumun ne kadar performans odaklı bir zihniyete sahip olduğu.

Bazı toplumlar kendine güvenmeyi, rekabeti, başarmayı yücelten bir zihniyete sahiptir. Bu anlamda bu toplumlar “serttir”. Bu toplumlarda ilerlemenin yolu performans göstermekten geçer. Çalışanları ve şirketleri gösterdikleri performans ile ölçerler. Çoğu batı toplumu performans odaklıdır.

Bazı toplumlar ise daha “yumuşak” bir zihniyete sahiptir. Bu toplumlarda “iyi ilişki” içinde olmak performans sergilemekten daha değerlidir. Bu toplumlarda aynı görüşte olmak, birlik beraberlik içinde olmak, uyum göstermek değerlidir. Başarılı olmak için önce iyi ilişkiler kurmak gereklidir. Türkiye “yumuşak” zihniyetli bir toplumdur.

5. Toplumun kısa döneme mi yoksa uzun döneme mi odaklı olduğu.

Bazı toplumlar uzun vadeli planlar yapıp geleceği bugünden şekilleme isteğine sahiptirler. Kendi ömürlerinden ötesi için bir şeyler yapmak, gelecek kuşakları düşünmek gibi bir zihniyetleri vardır.

Bazı toplumlar ise bugün odaklıdır. Sonuçları hemen görmek isterler. Gelecek için çalışmaya, tasarruf ve yatırım yapmaya hevesli değillerdir. Türkiye nisbeten kısa döneme odaklı bir toplumdur.

6. Toplumun hayattan ne kadar keyif aldığı.

Hofstede’nin en son eklediği kültürel boyut bir toplumun hayattan ne kadar keyif aldığıdır.

Yaşadıkları hayattan memnun olan toplumların insanları hayatın iplerinin kendi ellerinde olduğunu düşünürler. Bunun tersine yaşadıkları hayattan memnun olmayan toplumların insanları ise başlarına her ne geliyorsa bunun sorumlusunun kendileri değil; içinde yaşadıkları toplum, devlet ya da diğer insanlar olduğunu düşünürler.

Yaşadığı hayattan hoşnut olan toplumlar insanlara ve olaylara daha olumlu bir yaklaşım sergilerken bunun tersi toplumlar daha olumsuz bir tavır içindedirler.

Türkiye bazı açılardan hayattan keyif alan ülkeler gibi davranırken bazı açılardan tam tersi bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle bu kültürel boyutta tam ortada yer alan bir toplumdur.

Sonuç olarak hiçbir kültür diğerinden üstün, daha iyi ya da daha değerli değildir. Ama bütün kültürler  farklıdır. Sadece farklıdır.

Çok kültürlü bir dünyada barış içinde üretken olabilmemiz için öncelikle bizden farklı olanı yargılamak yerine, farklılığı anlamaya çalışmalıyız.

Sadece anlamak değil, bizden farklı olanla birlikte yaşamayı, birlikte üretebilmeyi başarmamız gerekir. Farklı olanı yargılamak ve onu kendimize benzetmeye çalışmak yerine farklılıkların bir toplumun zenginliği olduğunu bilerek davranmalıyız.

Çok kültürlülüğün saymakla bitmeyecek avantajları var. En çok inovasyon yapan, en çok ilerleyen toplumlar farklılıkları kendi içinde barındırmayı bilenler arasından çıkıyor.


Not: Hollandalı sosyal psikolog Geert Hofstede 12 Şubat 2020’de hayata veda etti. 1970’lerde IBM şirketinin 70 ülkedeki çalışanları üzerinde araştırmalar yaptı. Kültürel Boyutlar Teorisini geliştirdi. Yaptığı çalışmalar bazı bakımdan eleştirilse de kendisinden sonra gelenlere öncülük etti. Onun açtığı yoldan giden birçok bilim insanı yeni araştırmalar yaptı, toplumların kültürleri üzerine kitaplar yazdı. 

(Hofstede kültürel boyutlarını ortaya çıkarmak için yapılan araştırmalarda Türkiye’nin yerini buradan inceleyebilirsiniz.)

Not: Bu yazıyı ilk kez 18 Şubat 2020 tarihinde yayınladım

Yorumlar

  1. Temel Bey ,Türkiye’nin Kültürün’de tarihimizden, dinimizden ve jeopolitik konumumuzdan da esinlenmenizin daha uygun olabileceğini düşündüm.

  2. Sevgili Temel, harika bir yazı. İlk yayımladığında kaçırmışım, iyi ki yeniden yayımladın. Teşekkürler.

  3. Yine çok güzel analiz etmişsiniz. Okudukça düşünüyor ve olaylara konulara farklı bakıyorum. Yzılraınızdan çok keyif alıyorum. Teşekkürlerimle…

  4. Sayın Aksoy selamlar,bir arkadaşımın bir yazınızı paylaşması nedniyle sizi tanıdım.9 Temmuz’da Dijital Müşteri davranışları konulu yazınızın linkini benimle paylaştı.İyiki de paylaşmış:) Bugünkü yazınız gibi son derece netti.Yazıyı okuduktan sonra kitabınızı da aldım.Kitap son derece anlaşılır,güncel ve akıcı.Tebrik ediyor,başarılarınızın devamını diliyorum.

  5. Basit ve anlaşılır anlatmışsınız.Teşekkürler.
    (Sonuç olarak hiçbir kültür diğerinden üstün, daha iyi ya da daha değerli değildir. Ama bütün kültürler farklıdır. Sadece farklıdır.)

    1. İnsanların yaşam tarzları onların kültürel değerleridir. Kimileri çöplerini atacak bir çöp kutusu ararken, kimileri de rastgelen yerlere atıyorlar ise nasıl bu iki kültürün aynı değerde olduğunu ifade edebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir